Abdülkerim Süruş un, Kur an ın lafızlarının Hz. Peygamber (s.a.v) e ait, dolayısıyla beşerî, dolayısıyla hatayı muhtemil olduğu tarzındaki görüşü üzerine bir süre önce bu köşede yazdıklarım, bir okuyucu tarafından şöyle bir çekince ile karşılanmış: "Kur an ın lafızlarının Hz. Pegyamber e ait olmasını reddetmekle, hadislerin vahiy kaynaklı olduğunu kabul etmek arasında çelişki vardır."
Öncelikle hadis-vahiy ilişkisini sorgulayan bu dikkat yüklü tesbit için okuyucuya teşekkür etmem gerekiyor.
Meseleye gelince; Kur an ın metninin Hz. Peygamber (s.a.v) e aidiyetini reddetmekle, hadislerin vahiy kaynaklı olduğunu söylemek arasında bir çelişki yoktur. Birinin kabulünün, zorunlu olarak öbürünün reddini gerektirmediği durumlarda "çelişki"den bahsetmek doğru değildir.
Öte yandan Kur an ın lafızlarının Efendimiz (s.a.v) e ait olmadığı, lafzın da mananın da vahiy olduğu bizzat Kur an ayetlerinin açık delaletiyle sabittir. Bunlardan ikisini söz konusu yazıların 3. sünde zikretmiştim. Daha başka deliller zikretmek elbette mümkündür. Ancak herhangi bir meseleye, muarazadan salim tek bir ayetin açık delaletinin bile kâfi olması dolayısıyla buna gerek görmüyorum.
Hadislerin vahye dayanmasına gelince, Kur an ın bizi Hz. Peygamber (s.a.v) e itaat etmeye ve O na muhalefetten sakınmaya çağırdığı, Hz. Peygamber (s.a.v) e de Kur an ı beyan etme görevi yüklediği açıktır. (O na itaatin Kur an a itaatten başka olduğu, ilgili pek çok ayetin delaletiyle sabit olduğu için "Resul e itaate çağıran ayetlerden maksat Allah a itaattir; ayrıca "Resul e itaat" diye bir şey söz konusu değildir" tarzındaki demagoji üzerinde durmayacağım.)
Öyleyse soru şudur: Hz. Peygamber (s.a.v) in "risalet" görevi çerçevesinde ve Kur an ın beyanı sadedinde ortaya koyduğu söz ve davranışların Allah Teala nın muradına uygun olup olmadığını bilmenin yolu nedir Yahut bir mü minin, "Ben Peygamber e itaat etmeye hazırım; ama O ndan sadır olan söz ve fiillerin Allah Teala nın muradına uygun olup olmadığını bilmiyorum" demesi mümkün müdür
Her mü min şeksiz-şüphesiz inanır ki Hz. Peygamber (s.a.v), risalet görevini eksiksiz biçimde yerine getirmiş, bu arada beşer olması hasebiyle kendisinden sudur eden zelle kabilinden birkaç sürçme de vahiy tarafından anında düzeltilmiştir. (1) Dolayısıyla O nun, risalet görevi çerçevesinde Kur an ın beyanı sadedindeki söz ve davranışlarının hatadan salim olması, eşyanın tabiatı gereğidir.
Bu şu anlama gelir: Hz. Peygamber (s.a.v) in risalet görevi çerçevesindeki söz ve davranışlarının vahiy kaynaklı olduğunu kabul etmek ile, bu söz ve davranışların vahyin zımnî onayını haiz bulunduğunu söylemek arasında hiçbir fark yoktur.
Bu noktada, Efendimiz (s.a.v) in aldığı vahiylerin Kur an la sınırlı olmadığını ortaya koyan ayetler de dikkate alındığında(2), mezkûr çerçevedeki Nebevî söz ve davranışların vahiy kaynaklı olduğunu söylemenin kaçınılmazlığı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Son bir nokta olarak şunu belirtelim ki, namazda Kur an ayetleri gibi "farz" hükmünde olmasa bile kaynağını Sünnet te bulan "Sübhâneke" gibi, "Tahiyyât" gibi duaların okunması da, Sünnet in "herhangi bir beşer sözü" seviyesinde algılanamayacağını gösteren önemli bir husustur. Zira namazda konuşmanın namazı bozan hususlardan olduğu herkesin malumudur
1) Bkz. 8/el-Enfâl, 67-9; 9/et-Tevbe, 43
2) Modern İslâm Düşüncesinin Tenkidi nin I. cildinde (3 numaralı yazı, 49 vd.) bu ayetler üzerinde detaylı olarak durmuştum.