Ne kadar garip bir toplum haline geldik!
Orta yerde “haddini bilmek” gibi müthiş faziletli bir hâl varken herkes birbirine “haddini bildirmeye” yeltenip duruyor.
Kimseye “gözünün üstünde kaşın var” demeye gelmiyor.
Kendilerine bir şey söylenenler hemen celalleniyor ve “haddini bil” diye lafa başlıyorlar.
Evet, “haddimizi bilmek” konusunda pek oralı değiliz.
Ama iş “had bildirmeye” gelince bizden heveslisi yok gibi!
Çevreye şöyle bir göz attığınızda “haddini bilene” rastlamak adeta mümkün değil.
Ancak etraf “had bildirme” meraklısından geçilmiyor!
Niye böyleyiz?
Ya da bu hale nasıl geldik?
Bu tür sorulara cevap arayıp duruyoruz ama bir türlü kendi kendimizi ikna edici bir cevap bulabilmiş değiliz.
Aklımıza gelen ilk ihtimal eğitim sistemimiz oluyor.
Özellikle manevi eğitim eksikliği yüzünden bu hallere düşmüş olabilir miyiz?
Acaba bir manevi büyüğün dizinin dibine çökmüş ve nefsimizi terbiyeden geçirmiş olsak yine “haddini bilmeme” ya da “had bildirme” konusunda bu kadar hoyrat olur muyduk?
Diyelim ki herkese haddini bildirdik!
Bizler “haddimizin farkında” değilsek ve sürekli “haddimizi aşıyorsak” bunun bize ne gibi bir faydası olur ki!
“Had bilme” konusunda işe önce kendi nefsimizden başlamakta büyük yarar yok mu?
Başkasına “haddini bildirmeye” yeltenme yerine kendi nefsimize bir iki kelam edebilirsek ne mutlu bize!
Ettiğimiz bir iki kelam ile o azgın nefsimizi dizginleyebilmiş isek bizden daha mutlu kim olabilir?
İnsanın haddini bilmesinin başkasına haddini bildirmesinden çok daha önemli olduğunu söylememize gerek var mı?
Herkes haddini bilmeyi başarırsa ortalıkta haddi bildirilecek kimse kalır mı?
Şu sıkıntılı korona mahkûmiyetlerinde!
Şu itikâf günleri gibi günlerde!
Yani nefsimizle daha çok baş başa kalabildiğimiz günlerde bu işe biraz kafa yorsak nasıl olur?
Sanırız çok yararlı bir şey yapmış oluruz.
Denemeye var mısınız?
Varsanız hadi buyurun birlikte denemeye çalışalım.
Ve haddini bildirmekten çok haddimizi bilmeye çabalayalım!