Uluslararası ilişkilerde Batı Kulübü üyeleri için özellikle İslam dünyası ile söz konusu olduğunda sevgi ve dostluk değil, çıkarların önemli olduğunu unutanlar bunun bedelini çok ağır öderler. İslam ülkelerindeki Batı yandaşları çoğu zaman sahte sevgi gösterilerine bakarak kullandıklarını ve kandırdıklarını da sanabilir. Ama bir de görürler ki kullanılıp işleri bitince bir kenara atılıvermişlerdir. O zaman da iş işten geçmiş olur. Saddam başta olmak üzere bunun pek çok örneği vardır.

Bölgemizde Irak, İran ve Suriye’de Batılı ülkelerin yakın dostları genellikle Kürtler olmuştur. En azından bölgemiz üzerinde hesapları olanlar böyle bir görüntü vermişleridir. PKK’nın Türkiye’ye musallat edilmesi, Kuzey Irak’taki Peşmergelerin yıllardan beri Irak merkezi yönetimi ile sürtüşme halinde olmaları, Suriye’de çatışmalar başlayınca bir anda PYD diye bir grubun bağımsız bir Kürt bölgesi oluşturmak üzere harekete geçmesi tesadüf olmasa gerek.

Bu arada PKK, Kuzey Irak Bölgesel yönetimi ve PYD’nin gelinen noktada tam bir dayanışma içinde olmaları ve bu gruplara açık ya da gizli bir şekilde Haçlıların destek vermeleri, bu desteği gizlemeye bile gerek duymamaları neyin ifadesidir Bir başka soru daha, dünyanın her köşesinde Müslümanlara karşı tahammülsüzlükleri devam ederken sıra bölgemizdeki Kürtlere gelince can ciğer kuzu sarması, bununda ötesinde vazgeçilmez müttefikler olarak görülmesinin sebebi nedir Batılıların kucakladığı bölgemiz Kürtleri Müslüman değil midir Böyle bir şey söylemek mümkün olabilir mi Özellikle ülkemizde yaşayan Kürtlerin çok büyük bir bölümünün samimi Müslümanlar olduğunda kimsenin şüphesi olamaz. Böyle olunca Batılı güçlerin bölgemiz Kürtlerine böylesine sahip çıkması kesinlikle tüm Kürtlerin kucaklanması şeklinde düşünülmemelidir. Genellikle bölgemizde laik ve solcu Kürtler bir araya getirilerek örgütlendiriliyor. Böylece hem İslam’a karşı mücadelelerini ezilen halkların yanında yer alıyormuş görüntüsü ile gizlemekte hem de bölgemizde sürekli olarak çatışmaların sürmesini sağlıyorlar.

Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin ortaya çıkışını Irak’ın ABD ve müttefikleri tarafından işgali sağlamış ise, PKK terör örgütünün kuruluşundan bu yana ABD ve yandaşları-İsrail dahil- tarafından desteklendiği düşünülürse, Suriye’deki çatışmalarla birlikte PYD’nin harekete geçmesini aynı uygulamanın bir sonucu olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Bu söylediklerimizi son günlerde medyaya da yansıyan bazı haberlerle doğrulamak mümkündür. Irak ve Suriye’deki çatışmaların ilk günlerinde Batılıların Irak’a gönderdiği silahların PKK ve Peşmergelerin eline geçtiği haberleri gündeme gelmişti. Üzerinde durulmadı. Hatta bizzat Barzani PYD’ye silah yardımı yaptıklarını açıkladı. Şimdilerde Almanya sanki daha önce hiç göndermemişler gibi- ‘PKK’ya silah gönderebiliriz’ diyor. Yine ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü daha önce aracılar vasıtasıyla iletişime geçtiklerini ancak geçtiğimiz hafta sonunda PYD ile doğrudan bağlantı kurduklarını açıklıyor. Her halde bu görüşmeler hatır sormak için yapılmıyor.

Tüm bunları birilerini suçlamak için sıralıyor değilim. Bölgemize belli ki ABD ve yandaşları liderler yoluyla hâkim olmak yerine bazı gruplar yoluyla istediklerini elde etme yolunu seçmiş durumdalar. Ancak istedikleri sonuç tam olarak gerçekleşene kadar Esat’ı da devre dışı bırakmak istemiyorlar.