lll. Haçlı Seferi (1189-1192)
Kudüs’ün alınması, Avrupa’da büyük heyecan uyandırdı. Hemen
İngiltere, Fransa ve Almanya krallarının öncülüğünde lll. Haçlı seferi
düzenlendi. Kısa süre sonra lll. Haçlı ordusu Sur şehrine doğru akmaya başladı.
Bu savaşa Avrupa’nın en büyük üç kralı katılmıştı. Bunlar; Almanya İmparatoru
l. Frederich, Fransa Kralı ll. Philippe ve İngiltere Kralı Arslan Yürekli
Richard’tı. 100.000 kişilik ordusuyla sefere katılan Almanya İmparatoru
Antakya’ya doğru giderken, yolda bir nehirde boğuldu. Bu olay üzerine ordusunun
çoğu geri döndü. Alman kuvvetlerinden çok az bir bölümü Akka’ya ulaşabilmişti.
Buna karşılık Philippe ve Richard’ın ordusu Akka’ya
ulaştılar ve şehri kuşattılar. Selahaddin Eyyubi, Haçlılara karşı uzun ve
yorucu bir savaş verdi. Selahattin Eyyubi’nin verdiği bu savaşın dehşetini onun
ağzından dinleyelim: Halife’ye gönderdiği bir mektupta buradaki savaşın
dehşetini bize göstermiştir:
“Hizmetkarınız işi çetin ve şerri çok olan bu düşmanla
ilgili haberlerle sizi usandırmamak için ara verdi. İnsanlar hem muhasara eden,
hem de muhasara edilen bir düşman görmemişlerdir. Düşman hendeklerine sığınmış,
yardım geçmesine mani oluyor. Hendekler içinde muhasara edilen düşmanın sayısı
5000 şövalye, 100.000 piyadeden az değil. Katil, harp ve esaret onları yedikçe
denizden yenileri geliyor. Ordugahlarında sayılamayacak kadar batı orduları,
yabancı dillerde konuşanlar toplandı. Öyle ki, biri esir alınır veya iltica
ederse onun dilini anlamak için çeşitli tercümanlara ihtiyaç oluyor. Biri
ondan, başka biri birinci tercümandan, üçüncü kişi ikinci tercümandan tercüme
ederek onun dediklerini anlatıyor. Askerlerimiz bıktılar ve usandılar.
Sabırları taşıncaya kadar katlandılar. Uzak yerlerden gelen askerler gelinceye
kadar hayvanları bitap düşüyor, etkileri azalıyor. Askerler geldiklerde ise ilk
sözleri izin istemek oluyor. Onların usanmasını düşman duyunca maneviyatı
artıyor.
Duşmanın hileleri türlü türlü. Bazen burçlarla bazen
mancınıklarla, bazen debbabelerle hücüm ediyor. Bazen lağım açmak, bazen tünel
açmak, bazen hendekleri doldurmak, bazen merdivenleri kurmak için çalışıyor.
Bazen gece bazen gündüz harbediyor. Bazen denizden gemilerle savaşıyor. En
sonunda Frenkler karargahlarının ortasında dikdörtgen şeklinde ve yuvarlak
topraktan bir çok tepeler yaptılar. Bunların üzerine iskeleler kurdular. Toprak
tepeleri sura doğru yaklaştırarak iskeleleri bunların üzerinde yürüttüler.
Yarım ok atımı kadar sura yaklaştılar. Ateş, ağaçtan burçlarda etkili olurdu.
Bunlar ise demirden burçlar, dev mancınıklar yapıyorlar. Atılan gülleler ve
ateşli silahlar etkili olmuyordu.
Düşman, şehrin muhasarasında inat ediyor. Bazı kısımlarda da
lağımlar açmaya başladılar. Şehir büyük tehlike ile karşı karşıya. Yardımcı
askerler şimdi gelmezse ne zaman gelecek. İhtiyaç geçtikten sonra geleceğine
hiç gelmesin. Bu an Müslümanların gevşekliği bırakıp uzaktan yakından harekete
geçmeleri, bütün askerleriyle yardıma koşmaları zamanıdır. İnsan bu büyük
görevi bırakır da nasıl yerinde oturur.”
Bu savaştaki başarı yine onun şahsi karizması, azmi, imanı
ve cesareti sayesinde Müslümanlar kazandı. Çünkü halife yardım göndermek şöyle
dursun olaya tamamen kayıtsız kalmış “Bana mı danıştı” diye söylemiştir.
Avrupa’nın şımarık çocuğu Arslan Yürekli Rişard, Selahaddin karşısında Serçe
Yürekli Rişard’a dönüşmüştü. Selahaddin Eyyubi, Halifeye yazdığı bir mektupta
haçlılar hakkında şunları söylemektedir:
“Frenklerden (Müslümanlar Haçlılara Frenk yani Fransız
diyorlar.) davaları uğrunda ölümü hiçe sayan, bu uğurda vatanlarından ve
ailelerinden severek ayrılan, denizin dalgalarına binerek canlarını tehlikeye
atan kimselerle İslam’ın başı dertte. Onlar bütün bunları papazlarına itaat,
markizlerinin emirlerini yerine getirmek, inançlarını korumak, peygamberlerinin
kabri uğrunda ölmek için yapıyorlar. İhtiyaçları olduğu halde mal istemiyorlar.
Çok zahmet çekmelerine rağmen vaz geçmiyorlar. Aksine, kılıçların üzerine
pervaneler gibi üşüşüyorlar. Sabır ve sebatla tehlikelere dalıyorlar. O derece
ki, kadınları bile ülkelerinden deniz yoluyla geliyorlar. Onlardan bir markiz
500 süvari, yaya, okçu ve mızraklıyı peşine takmış, bütün masraflarını üzerine
alarak yola çıkmıştı. Onun gemisine İskenderiye yakınlarında rastlanıp el
konuldu. Başka bir melike (prenses) Alman İmparatoru ile geldi. Nice Frenk
kadınları zırh giyip savaşmak için kalkanlar ve mızraklar taşıyorlar. Yapılan
çarpışmalarda onlardan bazıları ölü olarak bulundu. Zırhları çıkarılmadan kadın
olduklarını kimse anlamadı…
Müslümanlar ise tam aksine sızlanıyorlar. Sabır
göstermiyorlar. Bölük bölük oluyorlar. Toplanmıyorlar. Sıvışıp gidiyorlar.
Dönmüyorlar. Kalırlarsa para verilince kalıyorlar. Gelirlerse kalplerinde
birlik olmadan geliyorlar…”
İngiltere kralıyla Fransa kralı arasında anlaşmazlık çıktı.
Bunun üzerine Fransa kralı Phippe ülkesine döndü. Zaten Haçlı Seferleri
başlamadan önce İngiltere ve Fransa savaş halindeydi. Papanın baskısıyla barış
yapıp birlikte haçlı seferine katılmışlardı. Fransa Kralının gitmesi üzerine
İngiltere Kralı Richard Müslümanların karşısında tek başına kaldı. Yapılan
savaşlar uzayınca ve iki tarafta da bıkkınlık baş gösterince barış yapıp bu
sürece sona erdirmek istediler. Bunun üzerine Remle antlaşması yapıldı.(1192)
Anlaşmanın önemli maddeleri şunlardır.
1. 3 yıl süreyle iki taraf arasında savaş yapılmayacak.
2. Kudüs, Müslümanların elinde kalacak, ancak Hristiyanların
şehri ziyaretine ve hac için gelmelerine izin verilecek.
3. Yafa ile Sur arasındaki sahil kesiminin korunması
haçlılara bırakılacak.
4. Müslümanlar, Hristiyanların geride bıraktıkları dini
anlam taşıyan her şeyi iade edecekler.
Anlaşmanın yapılmasından sonra, Richard, Akka’dan deniz
yoluyla ülkesine hareket etti. Yolda giderken gemileri fırtınaya tutularak
battı. O da İtalya açıklarında karaya çıktı. Burada yakalanarak Akka’da hakaret
ettiği Avusturyalı Leopold’e teslim edildi. 1194 yılında fidye ile kurtarılıncaya
kadar zindanda kaldı.
lll.Haçlı seferi, her ne kadar başarsız olmuş gözükse de
aslında Müslümanların fetih arzusunu yok etmesi açısından başarılı olmuştur.
Haçlı seferi düzenlenmeseydi, büyük olasılık Selahaddin Eyyubi bölgedeki bütün
haçlıları çıkardığı gibi, bu enerjiyle diğer bölgelere doğru gücünü artırırdı.
Böylece 5 yıl süren haçlı savaşı da sona erdi. Selahaddin Eyyubi, sadece
haçlıların elindeki şehir ve kaleleri almamış, bütün Latin batı dünyasıyla
mücadele etmiştir.
Selahaddin Eyyubi’nin Ölümü
Selahaddin Eyyubi ölüm döşeğindeyken kefeninden bir parçayı
tellal aracılığıyla halk arasında dolaştırdı. Tellal; “Eeey İslam milleti!...
Ey Ümmet-i Muhammed!... işte Sultan Selahaddin, bu kadar mevkilere gelip şan ve
şerefe nail olmuşken, dünyadan şu kefenle gidiyor. Bakın ibret alın.” Dedi. 4
Mart 1193 yılında Dımaşk’de öldü. Ölüm döşeğindeyken bile tebliğ etmekten geri
durmuyordu. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz. Selahaddin Eyyubi’nin
hayattaki en büyük Kudüs’ü almaktı. Onu gerçekleştirdi. Uzun süren savaşlar onu
sağlığın bozdu ve 57 yaşında vefat etti.
Selahaddin Eyyubi’nin kurmuş olduğu devlet, Zengilerin bir
devamı olduğu gibi, daha sonra Mısır’da kurulmuş olan Memlükler de Eyyubilerin
devamı olmuştur. Onun kurduğu Eyyubi devleti, yıkılıncaya kadar Haçlılarla
savaştı. Hatta daha sonra Eyyubilerin yerine kurulun Memlükler bile yıkılıncaya
kadar haçlılarla savaşmaya devam ettiler ve hatta Moğolların istilasına karşı
da İslam dünyasını savundular. Onun sağlam temeller üzerine kurduğu bu devlet
olmasaydı, Moğollar mukaddes toprakları da ele geçirmiş olacak ve İslam dünyası
doğudan Moğol, batıdan Haçlı saldırısıyla yok olmuş olacaktı.
Haçlılar, kendileri için asıl tehlikenin Mısır olduğunu
anlamış, Mısır ile Suriye’nin birleşmesinin yıkım olacağını görmüş, iki gücün
birleşmemesi için ellerinden geleni yapmış, fakat başarılı olamamışlardı.
İngiltere kralı Arslan Yürekli Rişard’ın haçlılara işaret ettiği en önemli
strateji, Filistin’in savunması için Mısır’ın elde tutulması fikriydi. Bu fikri
daha sonra 1881 yılında torunları tarafından Mısır’ın alınması ile sağlandı.
Gerçekten de Mısır’ın Avrupalıların eline geçmesi üzerine Filistin’de onların
eline geçmiş oldu.
İslam dünyası bir bütündür. Bir yere yapılan saldırı,
peşinden diğer bölgeleri de açık hale getireceği gibi, saldırı orada durmayıp
bütün bölgelere yayılacaktır. Geçmişte, haçlılar Kudüs’e gelinceye kadar nasıl
ki niyetlerini sakladılarsa, günümüzdeki onların torunları da aynı şekilde
davranmaktadırlar. Selahaddin Eyyubi’nin başarısının arkasındaki en önemli
faktör, İslam dünyasını oluşturan çeşitli etnik kökendeki insanları bir inanç
ve hedef etrafında birleştirmesiydi. O bir Kürt’tü. Askerleri Oğuzlardan
(Türkler’den) oluşuyordu. Yönettiği ve destek aldığı halk kitlesi de Arap’tı.
Yani İslam toplumunun üç önemli unsurunu bir arada toplayarak başarıya ulaştı.
Maalesef günümüzde bu üç unsur, birbirleriyle savaşmakta ve düşman safında
durmaktadırlar. Selahaddin Eyyubi, bu üç unsur tarafından da kendi soydaşı
olarak kabul edilmektedir. Bu doğrudur. Çünkü o bir Kürt, Türk ve Araptır. O,
bütün İslam dünyasının kendisini onda gördüğü birliğin simgesidir. Bilindiği
gibi, ırkçılık dalgası o dönemlerde yoktu. Batıda ve doğuda din birliği
etrafında insanlar toplanmaktaydılar. Bugün de Kudüs Müslümanların elinde
değil. İslam dünyası yeni Selahaddin Eyyubileri beklemektedir.