a) Haçlı Seferleri Çağrısı
Papa’nın çağrısıyla 26 Kasım 1095 yılında Fransa’nın
Clermont d’Auvergne şehrinde toplantı yapıldı. Papa, haçlı seferleri için
yaptığı konuşmayla halkı heyecanlandırıyordu. Konuşmayı dinleyen kitleler hep
bir ağızdan “Allah böyle istiyor” diye haykırmaya başladılar. Bunun üzerine
papa; “Allah böyle arzu ediyor. Bundan böyle sloganımız bu olsun.” Dedi.
Seferlere ertesi yıl ağustos ayında çıkılmasına karar verildi. Papa yaptığı
çağrı ile Haçlı seferleri fiilen başlamış oldu. Bizans İmparatoru Avrupa’dan
sadece küçük bir ücretli asker beklerken, değişik milletlerden oluşan sayısız
insanın katılmasıyla oluşan büyük orduların gönderilmeye başlandığını öğrenince
endişeye kapıldı. Böyle bir olay, tarihin hiçbir döneminde yaşanmamıştı.
İmparatorun kızı Prenses Anna Komnene’nin yazdığı gibi, “Batı dünyasının bütün
barbar kavimlerinin harekete geçtiği” haberi sadece babasını değil, bütün
Bizans halkını korkutmuştu. İmparator, Batılıların hiçbir antlaşmaya uymayan
para düşkünü ve güvenilmez kişiler olduğunu biliyordu. Bundan dolayı,
İmparatorluk topraklarından geçerken yerli halka zarar vermemeleri için gerekli
önlemler aldı.
b) Yapılan Hazırlıklar
Savaşa katılanların bazıları mallarını ve arazilerini rehin
ederek savaş masraflarını sağlıyorlardı. Hatta bu dönmede mallarını satarak
savaşa katılan kişiler yüzünden, arazilerin fiyatı düşmüş, bu durumdan
yararlanarak geniş arazileri ucuza kapatan bir çok kimse ortaya çıkmıştı. Fakat
buna rağmen, toplanan paralar savaşın masraflarını karşılamaya yetmiyordu.
Bunun üzerine Yahudilerin mal varlıklarına el konuldu. Hatta halkı Yahudilere
karşı kışkırtmaları sonucu Worm şehrindeki Yahudi mahallesindeki Yahudilerin hepsi
kılıçtan geçirildi. Bu katliamları, diğer şehirlerdeki katliamlar izledi.
Görünüşte Haçlılar, Yahudilerden Hz. İsa’nın öcünü alıyorlardı. Fakat aslında
Yahudilerin elindeki servete konmak istiyorlardı. Yahudiler, Avrupa’da
tefecilik ve ticaretle oldukça zenginleşmişlerdi.
Bu arada geri döneceklerine inanmayan bazı kişiler, her
şeylerini kiliseye bağışlıyorlardı. Ayrıca, savaşa katılanlar dönünceye kadar
mal ve arazilerinin yönetimini kiliseye bıraktıklarından dolayı, kilise büyük
bir ekonomik güce ulaşmıştı.
Yani, kontlar ve soylular, kendi askerlerinin masraflarını
kendileri karşılıyorlardı. Parası olmayanlar da, ya borçlanıyor, ya eşyalarını
rehin veriyor, ya birilerinin himayesini giriyor veya Keşiş Piyer’in ordusuna
katılarak yolda çapulculuk yaparak masraflarını çıkartıyorlardı.
c) Avrupadaki Dini Taasup
Din adamları, halkın desteğini almak için iddialarına bir
çok manevi boyutlar da katmışlardı. İnsanlara İsa’nın gelmesinin yakın
olduğunu, bundan dolayı Kutsal toprakların putperestlerden alınması
gerektiğini, halkın günahlarından tövbe etmelerini ve günahların hac
yolculuğuyla af olunacağını belirtmişlerdir.
Hristiyanlık dininde günahkarların papazın huzuruna çıkarak
günahlarını itiraf edip af ettirmeleri gerekmektedir. Örneğin, Zina, yalan yere
yemin etmek, mukaddes eşyalara saygısızlık, çapulculuk ve adam öldürme
eyleminde günahların af edilmesi için yapılması gereken kefaret kırk günden
yedi seneye kadar bir çile çekilmesidir. Buradaki her bir fiil tek tek
hesaplandığında yüz yıllarca sürecek bir çile ortaya çıktığından bunun da
kolayını bulmuş, paraya dönüştürmüşlerdi. Zenginlerden her yıl için dört
İngiliz altını, fakirlerden dokuz şilin alınırdı. Ayrıca, nakit parası
olmayandan toprak ve arazi de kabul edilirdi. Bu paralar, kilisenin oldukça
güçlenmesini sağladı. Parası olmayanlar için de dayak seçeneği vardı. Bir
yıllık ceza için üç bin sopa vurulurdu. İşte günahların az bir bedelle af
edilmesi kararı, hristiyan dünyası için büyük bir kefaret ve fırsat sayılmıştı.
Bundan dolayı, ne kadar günahkar, katil ve çapulcu varsa bu sefere günahlarının
af edileceği gerekçesiyle koşmuşlardı.
d) Haçlı Seferlerin vaad ettikleri
Haçlı seferlerinden herkes kendi sosyal konumuna göre
beklenti içindeydi. Fakir ve sıradan halk için kutsal kitabın bahsettiği ve
sokaklarında sütten nehirlerin aktığı, Kimsenin dönüp bakmadığı altınların ve
huri gibi güzel kızların olduğu egzotik bir ülkeye kavuşmayı hayal ediyorlardı.
Onların bu hayalini din adamları da süslüyor, kutsal kitaptan pasajlar
okuyorlardı. Halk, içinde bulundukları bu zor koşullardan ancak böyle bir
macerayla kurtulabileceklerini düşünüyorlardı.
Soylu ve asiller için, yeni ülkelerin fethi ve yeni
krallıkların kurulması veya geniş, zengin topraklara sahip olma anlaşılıyordu.
Ayrıca, ülkelerinde elde edemedikleri iktidarı bu sayede elde edebileceklerini
hayal ediyorlardı. Bizans için ise; Anadolu’daki Türk akınlarından kurtulmak,
kaybettikleri yerleri geri almak anlamına geliyordu.
Papa ve din adamaları için ise; Ortodoksları ve doğudaki
hristiyanları da Papa’nın nufuzu altına almayı, Kudüs sayesinde mukaddes
toprakların sahibi olarak manevi otoritelerini güçlendirmeyi, Bizans’a yardım
ettiklerinden onları da kendi manevi egemenlikleri altına alarak bütün
hristiyan dünyasını birleştirmeyi hayal ediyorlardı.
Krallar için bu seferin anlamı, ülkede artan yağma,
çapulculuk ve kontrol dışı kişilerin haydutların ortak bir amaç etrafında
toplanarak istenilen bir hedefe kanalize edilmesi, artan nufus ve işsizliğe
çözüm üretilmesi batının bütün pisliklerin dışarı atılması anlamına geliyordu.
İtalya’nın sahil krallıkları için ise; zaten yüzyıllardır
yaptıkları doğu batı ticaretine bir de haçlıların nakli sayesinde ekonomik
güçlerini artırmayı, ayrıca, sahip oldukları donanma sayesinde diğer Avrupa
devletleri üzerinde nufuzlarını artırmayı hesaplıyorlardı. Yani herkesin bir
hesabı vardı. Haçlı seferleri herkesin işine geliyordu. Zamanlama ve konjüktür
olarak çok uygun bir dönemdi. Avrupa’nın Roma İmparatorluğu’nun dağılmasından
sonra bozulan birliğin bu sayede sağlanmasına neden olacaktı. Ortak bir amaç ve
hedef etrafında yüzyıllardır birbirlerini boğazlayan bütün Avrupa ulusları
birleşmiş olacaktı. Kendilerine ortak bir düşman üretmeleri onların birliğini
sağlayacaktı. Bu düşünce, günümüzde de hala geçerliliğini korumuştur.
Avrupa’lılar ne zaman kendi içlerinde mücadeleye girişmişlerse, imdatlarına
Avrupa dışında ürettikleri düşman gelmiş, bu düşmanla mücadele etme düşüncesi,
onların birleşmelerine neden olmuştur. Örneğin Sovyet tehdidi ve günümüzde
radikal İslam tehdidi buna örnek gösterilebilinir.
i) Bizans’ın Haçlı Ordusuna Karşı Tavırları
Aslında, Bizans papadan haçlı ordusu değil, Türklerle
savaşacak paralı asker talebinde bulunmuştu. Fakat beklediği paralı asker
yerine, Avrupa’nın aç gözlü ve krallık peşinde koşan kontlarını ve aynı zamanda
fakir halklarını görünce paniklendi. Bu panik, aynı zamanda Bizans halkını da
kapsıyordu.
O, Frankların ve diğer Avrupa’lı liderlerin hiçbir anlaşmaya
riayet etmeyen, para düşkünü aç gözler olduğunu tecrübesi ile biliyordu. Bu
arada İstanbul’da bir çekirge sürüsünün ortaya çıkarak bütün üzüm bağlarını
tahrip etmesi, yaklaşan barbar tehlikesini hatırlatıyordu. Frank ordusunun
geçeceği yerlerlerde yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak ve halkı soymamaları için
stoklara girişti.
Haçlılardan birçoğu karılarını, çocuklarını, hizmetçilerini,
hatta av köpeklerini ve av kuşlarını bile beraber getirdiklerini görünce Bizans
Halkı şaşakaldı. Bizans, haçlıların
Türklere karşı yaptıkları taşkınlıklarına da katılmadılar. Hatta, İznik’in
kuşatılması sırasında, Bizans Türklerle anlaşınca, şehri Bizans’a teslim
ettiler. Bu sayede l.Kılıçarslan’ın annesi Frankların eline geçmekten kurtuldu.
Böylece, şehir yağmalanmadı ve içindekiler de katliama uğramadılar.
Bizans’ın İznik’i alması, Haçlılar’ı kızdırdığı halde,
Rumlarla bozuşmak istemediklerinden 15 haziran 1096’da İznik civarından
ayrıldılar.
Bizans, haçlılara oldukça büyük yardımlarda bulundu.
Anadoluyu geçinceye kadar onlara refakat etti. Kılavuzlar verdi. Nasihatlar
yaptı. Türkler hakkında bilgi verdi.
Bizans’ın bu yardımı olmasaydı belki de savaşı
kazanamazlardı. Bizans İmparatoru, yaklaşan bu sayısız haçlılara karşı
endişeliydi. Kızı Anna Komnena olayı şöyle anlatıyor:
“Sayısız Frank ordusunun yaklaşmakta olduğuna dair bir
söylenti duymuştu. Keltlerin (yani batı Avrupalılar) başka tuhaf huyları bir
yana, zaptolunmaz ihtirasların, güvenilmez karakterlerini, sağı solu belli
olmaz yapılarını ve bütün bunların kaçınılmaz olarak doğuracağı sonuçları iyi
bildiğinden, onların gelişinden ürküyordu: Mesela her zaman onları yönlendirmiş
olan tamahkarlıkları yüzünden, ilk fırsatta, en küçük bir vicdani sıkıntıya
kapılmadan, kendi yaptıkları anlaşmaları bozacakları belliydi.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
TÜM YAZILARI
04.06.2017 00:12
Selefilerde tevhid anlayışı
28.05.2017 00:21
Görmez hoca’ya neden saldırıyorlar
21.05.2017 00:22
Hz. Meryem’in kardeşi Harun kimdir
14.05.2017 00:33
Cennet Annelerin Ayakları Altındadır Hadisinin Düşündürdükleri
07.05.2017 00:34
Köpek öldürmek
30.04.2017 00:44
Kertenkele Hadisi
23.04.2017 00:13
İslami kadın dernekleri gerçekten İslami mi
16.04.2017 00:41
Fedek Arazisi Konusu
09.04.2017 01:54
İmam Zeynelabidin'den tavsiyeler - 2
02.04.2017 00:56
İmam Zeynel Abidin’den Tavsiyeler - 1
Adnan Öksüz
Siyonist dostu Macron!
Mehmed Şevket Eygi
Şer’î tesettür
Mustafa İşcan
Esnafa 4-b ihya hüsranı
Mustafa Kasadar
Kötülüklere sessiz kalma lanete uğramaya sebeptir
Mahmut Toptaş
Haramla ibadet
İbrahim Veli
Ramazan manifestosu
İsmail Hakkı Akkiraz
ABD’nin ipiyle kuyuya inmek
İsmail Kıllıoğlu
Uluslararası hukuk ve Filistinli esirler
Abdülkadir Özkan
Terörist başına teslim olmak!..
haberleri sitene ekle
MİLLİ ÇOCUK
TV5
CANSUYU
MİLSAN
AGD
İKEV
ÖĞDER
ESAM
KATEGORİLER
Gündem
Siyaset
Dünya
Spor
Ekonomi
Kültür-sanat
Teknoloji
Sağlık
Aile & Yaşam
Eğitim
Ramazan 1438
YEREL HABERLER
AdanaAdıyamanAfyonkarahisarAğrıAmasyaAnkaraAntalyaArtvinAydınBalıkesirBilecikBingölBitlisBoluBurdurBursaÇanakkaleÇankırıÇorumDenizliDiyarbakırEdirneElazığErzincanErzurumEskişehirGaziantepGiresunGümüşhaneHakkariHatayIspartaMersinİstanbul (avr)İzmirKarsKastamonuKayseriKırklareliKırşehirKocaeliKonyaKütahyaMalatyaManisaKahramanmaraşMardinMuğlaMuşNevşehirNiğdeOrduRizeSakaryaSamsunSiirtSinopSivasTekirdağTokatTrabzonTunceliŞanlıurfaUşakVanYozgatZonguldakAksarayBayburtKaramanKırıkkaleBatmanŞırnakBartınArdahanIğdırYalovaKarabükKilisOsmaniyeDüzce
MİLLİ GAZETE TÜM PLATFORMLARDA
iPhone
iPad
Android
Windows Phone
Milli Gazete© 1998 - 2016
KURUMSAL
İLETİŞİM
REKLAM
KULLANIM ŞARTLARI
GİZLİLİK İLKELERİ
SON DAKİKA
HABERLER
RSS
Milli Gazete Yayın Grubu Tüm Hakları Saklıdır © 2000-2016 - İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz !
Tel : +90 212 697 1000 / Faks : +90 212 697 1000
Yazılım Geliştirme ve Sistem Destek: Milli Gazete