PAPA’NIN ardından Avrupa Parlamentosu’nun da Ermeni iddialarına destek vermesi, Türkiye’yi ‘Soykırım’ı kabule davet etmeleri benim açımdan beklenmeyen bir yaklaşım olmadı. Bir yandan Avrupa Birliği’nin bir Hıristiyan Birliği bir başka ifade ile Haçlı İttifakı olduğunu dile getirecek, ardından da aynı birlikten Türkiye aleyhine Ermeni iddialarına sahip çıkan açıklama ve kararlar karşısında şaşırmanın bir anlamı olmaz. Papa’nın sözleri ve AP’nin aldığı kararın bir tek soncu vardır, o da Hıristiyan dünyanın birlikte hareket ettiğidir. Böyle bir oluşum ile birlikte olma arzusunun gözden geçirilmesi, gözden geçirmekle de kalmayıp AB’ye yönelik tavrımızdan vazgeçilmesinin gerekliliğidir. Bu gelişmelerin sonucu olarak AB’ye üyelik müracaatımızın geri çekilmesi ve Gümrük Birliği’nden çıkma isteğimizin bu Haçlı İttifakı’na iletilmesi gerekir. Bu adımlar atılmadığı sürece Papa’nın sözleri ve ardından Avrupa Parlamentosu’nun kararına bir takım sözlü tepkiler vermek fazla anlamlı olmaz. Çünkü karşımızdakiler Türkiye’nin arşivlerimizi açalım, gerekli incelemeler yapılsın ondan sonra hazırlanacak rapor çerçevesinde meseleyi tartışalım çağırılarını hiç dikkate almadan, böyle bir incelmeye gerek duymadan Ermenistan’ın iddialarını doğru kabul edip bu iddialarının Türkiye tarafından kabul edilmesini isteyenlerle aynı değerler ve aynı çatı altında olmak arzusunun izah edilir tarafı olamaz.

Kaldı ki, AB’nin bir diğer ifade ile Haçlı İttifakı’nın bu isteklerine uyulsa bile bizi ittifakları içine almayacaklarını, böyle bir niyetlerinin olmadığını bu ülkeyi yönetenlerin daha fazla gecikmeden görmeleri ve buna göre bu ittifak ile ilişkilerimizi gözden geçirmeleri gerekiyor. Türkiye’nin Haçlı İttifakı’nın her istediğini yerine getirmek gibi bir görevinin olamayacağını suratlarına vurmamız gerekiyor. Artık, söz ve hareketlerinin yanlış olduğunu söylememizin bir anlamı kalmamıştır. Çünkü karşımızda sözden anlayan bir oluşum yok. Onlar sadece Türkiye’yi kafalarında belirledikleri yere oturtmuş, ona uygun hareket etmesini istiyorlar. Bu noktada görmemiz gereken bir başka husus ise Haçlı İttifakı’nın kiliseler ve din adamlarının peşinden gittiği, oralardan gelen her çağrıya tartışmasız uydukları gerçeğidir.

Haçlı İttifakı’nın uyduğu, kendini uymak zorunda hissettiği bir takım değer yargıları ve makamlar var ise bizim de kendi değer yargılarımız dâhilinde yeni stratejiler belirlememiz gerekiyor.

Derdim bir İslam-Hıristiyan çatışması peşinde koşmak değil. Sadece bizim farklılığımızı hatırlatmak, onlara benzemek gibi derdimizin olmadığını gösteremeye davettir. Haçlı İttifakı, karşılarında sinmiş, adeta teslim olmaya hazır bir Türkiye gördükçe küstahlığını artırıyor. Çünkü aralarına dahi kabul etmedikleri Türkiye’ye talimat anlamına gelen kararı parlamentolarından geçiriyorlarsa, buna haklarının olmadığını suratlarına çarpmamız gerekmez mi

AP’nin Türkiye’ye ‘sözde Ermeni soykırımı’nı tanıma çağrısı yapan tasarının bağlayıcı bir niteliğinin olmayışı sergilenen tavrın önemsiz olduğunu göstermez, aksine Hıristiyan dünyanın her alanda yeri geldiğinde birlikte hareket edebildiğini gösterir. Kaldı ki, böyle bir kararla Türkiye’ye geçmişi ile yüzleşme çağrısında bulunanlar önce kendi geçmişleri ile yüzleşmelidirler. Bunun da ötesinde AB’nin Türkiye’nin patronu olmadığı mutlaka hatırlatılmalı. Çünkü kendilerini emirler yağdıran amir gibi görmeyi alışkanlık haline getiriyorlar.