İSLAM ülkeleri, başta ABD olmak üzere Haçlı ittifakının sürekli saldırısına muhatap oluyor. Ülkeler ya parçalanıyor ya da parçalanmalarını öngören planlar birtakım taşeronlar eliyle gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Bu gelişmelerde bazı İslam ülkelerinin yöneticilerinin cellâtları ile işbirliği halinde olmaları sebebiyle Haçlı ittifakı bir bedel ödemeden saldırılarını sürdürüyor. Bunun böyle devam etmeyeceğini söylemek için özel bilgilere sahip olmak gerekmiyor. Meseleye ülkemiz açısından baktığımızda bir gün Haçlı ittifakı ile hesaplaşmanın kaçınılmaz hale geleceğini söylemek yanlış olmaz. Çünkü Haçlı ittifakı ile sürdürülen ittifak ve işbirliği ülkemiz ve insanımız aleyhine sonuçlar veriyor. İstediklerini alıyorlar ama aldıkları ile tatmin olmadıkları, bundan sonra da olmayacakları, istemeye ve almaya devam edecekleri düşünüldüğünde bu doymak bilmeyen sömürgecilerle yüzleşmenin ve hesaplaşmanın kaçınılmaz olacağını görmek zor değil. Çünkü bu sömürü ve zulmün başka türlü son bulmayacağı ortada. Bu noktada sömürgeciler nitelendirmesi ile Haçlı ittifakını eş anlamlı olarak kullandığımı belirtmek istiyorum. Haçlı ittifakı İslam düşmanlığı etrafında Batılı ülkelerin oluşturduğu birlik olduğu düşünüldüğünde onların değişmez düşmanının İslam ve İslam ülkeleri olduğu açıkça görülür. Böyle olunca İslam dünyasının Haçlı ittifakı ile birlikte hareket ederek güçlenmesi ve dünya üzerinde belirleyici olacağını söylemek mümkündür değildir.
Türkiye’nin uzun yıllardan beri mücadele etmek zorunda kaldığı PKK terör örgütünün dost ve müttefik olarak nitelendirilen ABD ve bazı AB ülkelerinin sürekli olarak desteğini aldığı, Irak’ın işgal edilerek istikrarsızlıklaştırılmasının ardından ortaya çıkan IŞİD ve PYD’nin bu iki ülkede Haçlı ülkelerinin silahlarını kullandığı da işin bir başka boyutu. Terör örgütleri ile mücadele etmek zorunda kaldığımız gibi zaman zaman ekonomik saldırılara da hedef olduğumuzu söylemek yanlış olmaz. Kısacası ülkemizi istikrasızlaştırmak ve bir iç çatışmaya sürüklemek için çalışıldığının artık gizlenecek bir yanı kalmadı. Böyle olunca çevremizdeki terör örgütlerinin yok edilmesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD’ye her fırsatta terörle mücadelede el ele verme çağrısının karşılıksız kalışı da Türkiye başta olmak üzere Irak ve Suriye’nin istikrara kavuşmasına Haçlı ittifakı tarafından istenmediği; sadece bu ülkeleri istikrarsızlaştırmak için bölge ülkelerinin destek vermesinin istediği açıkça görülüyor. Terör örgütünün başı Gülen’in teslim edilmemesi, buna karşılık terör örgütü başının ABD’den bir başka ülkeye kaçmaya hazırlandığı haberlerinin tartışılır olması da gösteriyor ki, ABD, FETÖ dostluğunu Türkiye’nin dostluğuna tercih etmektedir. Bu tavrının değişeceği de yoktur.
Bu tespitin ardından yapılması gereken tavrın ne olması gerekir?
Öncelikli olarak içeride tüm farklılıklara rağmen Haçlı ittifakına karşı birlikte hareketin gerçekleşmesi ile İslam ülkelerinin birlik oluşturması için harekete geçilmesi şart. ABD ya da topyekûn haçlı ittifakına yönelik eleştiriler onların tavırlarının değişmesine yetmiyor. Bu bakımdan önce düşmanların net olarak tespit edilmesi ve bu düşmanlarla birlikte hareket etmekten vazgeçilmesi gerekiyor. Çünkü bir yandan ülkemize ve bölge ülkelerine yönelik terör saldırılarının önlenmesinin bu örgütlerin kurucu ve koruyucusu ABD ile birlikte bertaraf edilebileceğini düşünmek en azında yanlış bir değerlendirmedir. Bu yanlış değerlendirmede ne kadar ısrar edilirse edilsin Haçlı ittifakı ile hesaplaşmadan kaçınmak mümkün olmayacaktır. Çünkü ilelebet düşmanların dost olarak takdimi ve ülkemize yönelik saldırıların önlenmesi mümkün olmayacaktır. Elbette sadece ülkemiz değil, İslam ülkelerinin tümü de Haçlı ittifakının doğrudan ya da maşalarının saldırılarından kurtulamayacaktır. Buna razı olmak mümkün değildir. Kısacası hesaplaşma kaçınılmazdır ve o güne önce Türkiye olarak hazır olmak gerekiyor.