Haccın mahiyeti

Hac kelimesi lügatta: Ta zim edilecek yer ve makamlara ziyarette bulunmak, saygı duyulan büyük ve önemli bir şeye yönelmek, kastetmek, bir kimseyi ya da bir yeri çokça ziyaret etmek, bir yere gidip gelmek, delil ile galip gelmek, çekinmek anlamlarına gelir. Şer an: İmkânı olan Müslümanların belirlenmiş zamanı içinde; Kâbe, Arafat, Müzdelife ve Mina gibi belirlenmiş mekânlarda belli dînî görevleri şart ve usulüne uygun olarak yerine getirmek suretiyle yapılan ibadeti ifade eder. Bunların hepsine birden "menâsikül-hac" denir. Bu ibadeti yerine getirene "Hâc = Hacı" denir. Çoğulu "Huccâc"dır.

Haccın farziyeti

Hac, hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. Gerçi Müslümanlar daha önce de haccetmiş idi. Fakat bu, İslâmın farz kıldığından değil, bilakis Hz.İbrahim (A.S.)ın dininde meşrû olan haccın İslâmiyette aksine bir delil olmadığından eski meşrûluğu üzere eda kılınmış idi. Çünkü önceki şeriatlardaki bir hüküm, aksine delil bulunmadıkça İslâmiyette de muteberdir.

Hac, bilindiği şekliyle Hz.İbrahim (A.S.)a kadar uzanmaktadır. Kur an-ı Kerim ve hadis-i şerifler bize, Hz.İbrahim (A.S.)ın haccından, insanları hacca çağırmasından bahsetmekte, Kâbe nin ve hac menasikinin tarihçesine işaret etmektedir. Şöyleki: Bakara sûresi, 127. ayet-i kerimesinde bildirildiğine göre Kâbe nin inşası, Hz.İbrahim (A.S.) ve oğlu Hz.İsmail (A.S.) tarafından tamamlandıktan sonra:

" Bize ibadet edeceğimiz yerleri, hac amellerini göster, öğret " (Bakara sûresi: 128) diye dua etmeleri üzerine Yüce ALLAH, onlara hac ibadetinin nasıl yapılacağını vahiy meleği Cebrail vasıtasıyla öğretmiş ve: "Bütün insanlara haccı ilan et ki! Gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde sana gelsinler de kendilerine ait hacdaki menfaatleri yakınen görsünler " (Hac sûresi: 27) emrini vermiştir.

Yüce ALLAH tır bu çağrı emrini veren. Çağırmakla emrolunan ilk önce Hz.İbrahim (A.S.)dır. Çağrılacak davetliler bütün insanlar, davete icabet edenler ise teslim olanlardır. Hz.İbrahim (A.S.)a Kâbe yi inşa ettirip namaz kılacaklar için her türlü şirk unsurundan temizlettikten sonra ALLAH  Teâlâ O na, insanları hacca davet etmesini emretmiştir.

Hz.İbrahim (A.S.) insanları hacca çağırmış, Son Peygamber Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimiz ise bu İbrahimî çağrıyı yenilemiş ve ebedîleştirmiştir. Bu çağrıya uyanlar Mekke ye gelip hac görevini ifa etmişler, ayet-i kerimede ifade edilen: Hem dünyevî, hem de uhrevî ki: Dünyevî olanı, haccın insan üzerinde meydana getirdiği ahlâkî tesirler ile ticarî ve ictimaî faydalar; uhrevî olanları ise, ALLAH ın rızası ve O nun Mü minlere olan af ve mağfireti gibi bir takım menfaatlere tanık olmuşlar, ALLAH ın adını anmışlar ve günahlardan temizlenmişlerdir.

Son peygamber Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizin peygamber olarak gönderildiği döneme kadar hac ibadeti devam etmiş, ancak uygulamasına bir takım putperest gelenekler karıştırılmıştır. Şu âyet-i kerimede müşriklerin bu durumlarına işaret edilmektedir.

"Onların Beyt-i şerif, Kâbe huzurundaki duaları da ıslık çalmaktan, el çırpmaktan başka bir şey değildir " (Enfâl sûresi: 35)