Diyarbakır, 5000 yıl öncesinden beri önemli bir yerleşim yeri. İç ve Doğu Anadolu ile Mezopotamya yı birbirine bağlayan yolların kesiştiği stratejik alanda bulunuyor. Yüzölçümü 15.355 km2. 17 ilçesi var. Merkez nüfus 1 milyona yaklaşmış. Hızla göç alıyor. İlçe, belde ve köyleriyle birlikte 1.5 milyonu geçen bir nüfusa sahip. Zengin yeraltı kaynakları mevcut.

1071 deki Malazgirt Savaşı ndan sonra Selçuklular ın sınırları arasına girmiş. 1300 lerde Akkoyunlular ın eline geçerken, 1507 den itibaren bir süre, Safeviler in elinde kalmıştır. 1514 teki Çaldıran Zaferi nden sonra da Osmanlı toprakları arasına katılmış.

Diyarbakır hareketli bir şehir. Yeni yerleşim yerleri 8-10 katlı büyük binalardan oluşuyor. Göz alıcı ve modern bir görüntüsü var.

Şehre Urfa tarafından giriyorum. Daha ilk girişte, solda bir okul görüyorum: Avrupa Birliği İlköğretim Okulu... Mesut Yılmaz ın bir yerlere mesaj vermek için söylediği "AB nin yolu Diyarbakır dan geçer." sözünü hatırlıyorum. Yarım asırdır kapısında beklediğimiz, sık sık AB üyesi ülkelerden Türkiye ile ilgili küçümseyici ifadelere şahit olduğumuz AB maceramızın sonunun ne olacağı meçhulken, şehrin girişine bu isim altında bir okul açılmasını aşağılık kompleksi olarak görüyorum. Keşke kültürümüze ve yöreye has bir isim verilseydi... Çünkü, şehir girişinin en dikkat çekici yerinde.

Diyarbakır da beni Mehmet Demir kardeşim karşılıyor. AGD Diyarbakır Şube Başkanı. Karpuz anıtının bulunduğu meydanda buluşuyoruz.A GD ye geçiyoruz. Genel Merkez im adına yönetimdeki kardeşlerime derneğimizin işleyişi konusunda rehberlik ve bilgilendirme yapıyorum. Çalışmamızın bitmesinden sonra, AGD çalışanları ve önceki kadrolarımızla bir araya geliyor, fikir alış-verişinde bulunuyoruz.

Mehmet Demir bey kardeşim bana Diyarbakır ı gezdiriyor. Saadet Partisi İl Başkanı Fesih Bozan ve Din-Bir-Der Başkanı Faysal Yıldırım Hoca da bize eşlik ediyor.

İlk olarak, Diyarbakır Kalesi ve surlarını geziyoruz. Bu surların 5.000 sene öncesine dayanan bir geçmişi var. Çin Seddi nden sonraki en uzun surlar olarak biliniyor. Hatta, halk arasında, bu surların planının Yunus Peygamber tarafından çizildiğine dair rivayetler var. Yol yapımı gerekçesiyle surların bir kısmı yıkılmış. Surların yıkılmaya yüz tutmuş yerlerinin restorasyona ihtiyacı var. Tarihi eserlerin, altından kıymetli bir değere sahip olduğunu bir bilebilsek...

Eski Diyarbakır ın kurulduğu sur içi mahalleleri geziyoruz. O kadar bakımsız ve çöp deryasına dönüşmüş bir görünümü var ki... Sokaklardaki çocukların çokluğu bayram günlerini hatırlatıyor. Burada yatan Danyal Peygamber ve Yunus (a.s) un oğlunun türbelerini ziyaret ediyoruz. Fatiha ve İhlas surelerini okuyor, dualar ediyoruz.

Akşam namazını Hz. Süleyman Camii nde kılıyoruz. Hz. Süleyman, Halit bin Velid in(r.a) oğlu. Hz. Ömer in (r.a) hilafeti zamanında, Iyaz bin Ganem komutasındaki ordu Diyarbakır ı fethediyor. Fetih sırasında, Hz. Süleyman ile birlikte 27 sahabe şehit düşüyor. Bu sahabeler isimleri ile birlikte belli... Her biri için türbe yapılmış. Caminin Hocası İlyas Sönmez, namaz sonrası dıştan gelenlere rehberlik yapıyor, tarihi eserler konusunda bilgilendiriyor. Gayretli bir Hocaefendi... Bu eserler, Arap mimarisi tarzında Selçuklu mimarları tarafından yapılmış... Sahabe ve şehitlerin ruhları için Kur an-ı Kerim okuyoruz.

Fakat, burada Kültür Bakanlığı na ait başka kuruluşlar da bulunmasına rağmen  oldukça bakımsız durumda... Mahalle sakinlerinden İzzettin Denktaş, arabamıza binerken yanımıza geliyor, bu görüntüleri yetkililere ulaştırmamızı istiyor. Çünkü, buranın 300-400 m. kadar ötesinde Dedeman Oteli, Alman Hastanesi, Maliye, Büyükşehir Belediyesi ve lüks mağazalar var. 8-10 katlı binaların çoğunlukta olduğu bu şehirde iki farklı Diyarbakır görüntüsüne şahit oluyoruz.

Akşam yemeği için beni Ciğerci, Tavacı Muharrem Usta nın lokantasına götürüyorlar. Bahçe kısmında oturuyoruz. Temiz, bakımlı ve güzel bir mekan... Personel güler yüzlü... Garsonlar adeta etrafımızda tavaf ediyor, müşteriyi memnun etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Saadet Partisi İl Başkanımız Fesih bey diyor ki: "Vatandaşı memnun etmek için biz de aynı üslupla çalışmalıyız. Personel, nasıl müessesesinin devamlılığı için bu titizliği gösteriyorsa, biz de davamızı anlatmak için aynı titizlikle insanlara yaklaşmalıyız."

Diyarbakır da görüştüğüm kardeşlerim, yörenin problemlerini Türkiye den ayrı düşünmüyorlar. Türkiye nin bütünlüğü konusunda hassas davranıyorlar. Bölgede oynanan oyunun farkındalar. Yöneticilerden istekleri oldukça masumane: Bölgenin hassasiyetleri dikkate alınsın, yöre halkı incitilmesin. Çünkü, bölgede yapılan yanlışlıklar, halkı, dış güçlerin güdümündeki karanlık örgütlerin yanına itiyor. Devlet millet kaynaşmasını engelleyecek her türlü uygulamadan uzak durulsun. Bölge halkını birbirine kenetleyecek ortak değer ve harcın İslâm kardeşliği olduğu çok iyi bilinsin.

PKK terör örgütü ile bölge halkı mutlaka ayrı ele alınmalı. Yörenin yapısı dikkate alınır, maddi ve manevi eğitimle halk bilgisizlikten kurtarılabilirse, bölgenin çözülemeyecek bir problemi kalmayacaktır, diye düşünüyorum.