Allah Resulü, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), en yakın arkadaşı Hz. Ebubekir’le (Sıddık-ı Ekber ) beraber Mekke’den Medine’ye hicret ederken Sevr mağarasına sığındı.

Allah Resulü’nün uykusu geldi ve Sıddık-ı Ekberin kucağına yattı.

Bu arada Hz. Ebubekir, Allah Resulüne bir zarar gelmesin diye mağaradaki bütün delikleri bez parçalarıyla kapadı ama bez yetmedi bütün delikleri kapamaya.

Bunun üzerine Hz. Ebubekir elleri ve ayaklarıyla bu delikleri kapadı.

Bu sırada Allah Resulü uyurken bir yılan Hz. Ebubekir’in ayağını soktu.

Sıddık-ı Ekber, Allah Resulü uyanmasın diye acıya dayanmaya çalıştı. Ama gittikçe acı bütün bedenine yayıldı. Sıddık-ı Ekber kendini iyice kastı ve gözünden bir damla yaş o güzel ve nur yüzlü Hazreti Muhammed’in (s.a.v.) yüzüne damladı. Allah Resulü o esnada uyandı, baktı ki Sıddık-ı Ekber acı çekiyor.

-Ne oldu ya Ebubekir

-Yok bir şey yâ Resûlallah!

Peygamberimiz (s.a.v.) tekrar sorar;

-Ne oldu yâ Ebubekir

Sıddık-ı Ekber acıya dayanamadı ve bayıldı.

Gönüller Sultanı Efendimiz Peygamberimiz bu sırada Hazreti Ebubekir’in ayağından kan aktığını görür…

Hemen ayağına o şifalı tükürüğünü sürer…

O anda önünde kocaman bir yılan belirir. Allah Resulü yılana der ki: “Sen ne haya ile Ebubekir’in ayağını ısırdın ”

Bunun üzerine yılan dile gelir: “Ey Allah’ın Rasulü, ben 600 senedir bu mağarada seni bekliyorum” der.

Allah Resulü, “Benim buraya geleceğimi nerden biliyordun ” sorusunu yöneltince yılan şu karşılığı verir:

-Senin buraya geleceğini bana Hz. İsa söyledi ya Resulüllah. Ben senin ismini ilk duyar duymaz ismine aşık oldum. Hz. İsa, “Buraya 600 sene sonra Ahmed adında bir peygamber gelecek dedi ve ben 600 sene boyunca senin gelmeni bekledim. Seni görmeme Ebubekir’in ayakları engel oldu ben de bu nedenle Ebubekir’i ayağından ısırdım.”

Peygamberimizin kutlu Hicret yolculuğu sırasında önemli kilometre taşlarından biri olan işte bu mağara günümüzde on binlerce hacı adayının ziyaretgâhı.

Doğrusu zorlu bir yolculuk; yaklaşık 2 saatlik yorucu bir tırmanıştan sonra Sevr Mağarası’na ulaşılıyor.

Sevr Mağarası, her gün on binlerce hacı adayı tarafından işte bu şartlarda ziyaret ediliyor.

Hac vazifesini yerine getirmek üzere dünyanın dört bir tarafından Mekke-i Mükerreme’ye gelen yüz binlerce hacı adayı, Mekke’nin en yüksek dağı ve Hicret esnasında Server-i alem ile sadık arkadaşını saklayan mübarek Cebel-i Sevr’in (Sevr Dağı) zirvesindeki Sevr Mağarası’na ulaşmak için ter döküyor.

Sevr Mağarası’na giden yolun tamamına yakını taş basamaklı merdivenlerden oluşuyor.

Yaklaşık iki saatte çıkılan dağa hacı adayları zorlansa da bir ibadet aşkı içinde tırmanıyor.

Mü’minler çoğunlukla sabah namazını Sevr Dağı zirvesinde kılıp, daha güneş doğmadan dönüşe geçiyor.

Dağın zirvesinde tek katlı ev büyüklüğünde bir kaya görünüyor.

İçi kubbe gibi oyuk, ancak sürünerek veya eğilerek geçilebilen mağaraya girmek isteyen Hacı adayları sabırla sıra bekliyor.

Örümcekler görünmüyor ama kutlu zirvede hala güvercin var…

İlk bakışta küçücük bir mağara gibi görünen o mübarek mekana girmeleri nasip olanlar gözyaşı dökerek dua ediyor.

Sevr Dağı’nın zirvesine serilen halı üzerinde dünyanın dört bir tarafından gelen hacı adaylarından oluşan cemaat, saf tutup kuşluk namazını eda ediyor.

Namaz sonrası ellerini semaya doğrultan hacı adayları, Müslümanların hepsine ayrı ayrı dualar ediyor.

Hacı adayları, Sevr Mağarası’nın bulunduğu zirveden Mekke şehrinin büyük bir bölümünü de seyrederken, Kabe-i Şerif’in bulunduğu bölge ise, Harem’i Şerif’in hemen yanına yapılan 111 katlı devasa binadan tespit edilebiliyor.

Hazret-i Ebubekir Efendimizin göz bebeği Esma Binti Ebubekir Validemizin, müşriklerin kuşatmasını yararak Mekke’den buralara yemek ve su taşırken gösterdiği çabayı, zirveye çıkan hacı adayları daha iyi anlıyor.

Etraftaki seyyarlar, ziyarete gelenlerin önemli anlarını ölümsüzleştirmeleri için Kutlu mağara içinde 10 riyale şipşak fotoğraflarını çekiyor.

Zirveye çıkarılıp süslenen deve ise hacı adaylarının büyük ilgisini çekiyor. Deve üstünde şipşak fotoğraf çektirmenin bedeli de 10 riyal (5 TL). Zirvedeki kayaların üstüne çıkan bazı Hacı adayları dua ederken, bazıları da Mekke manzarasında birbirlerinin fotoğraf ve görüntüsünü çekiyor. 

***

Böyle zorlu bir mücadele de Nur Dağı’nda, Hira Mağarası’na çıkarken yaşanıyor. Hira Mağarası ve önemi de bir başka yazının konusu.

ERKEN VUSLAT…

Artafat’ta vakfe durmak Haccın olmazsa olmazlarından…

Arafat’sız Hac mümkün değil, aksi halde Hacı olamıyorsunuz…

Mekke’de yüzbinlerce hacı adayı o anı beklerken biz gazeteciler Arafat’ı erken yaşadık. Dün Arafat ve Müzdelife’yi ziyaret ettik.

Çok yararlı bir ziyaret oldu.

Neler oldu, ziyarette neler yaşandı, ne gördüm

İzlenimlerimi yarın anlatacağım…

SÜRPRİZ ZİYARETÇİ…

 

Size de mi öyle oluyor, bilemiyorum;  Uzaklarda, çok uzaklarda olduğunuzda bir arkadaşınız, dostunuz, ahbabınız çıkagelse insan ne kadar da sevindirik oluyor.  Öyle değil mi

Mesela askerde bir yakının ziyarete gelmesi o gün keplerin havayla buluşması demek.

Önceki gün gazeteci dostlarla Diyanet Basın Merkezi’nde namaz kılarken meğer yanıma oturmuş da farkına bile varamamışım.

Bizim gazetenin reklam departmanından Ertuğrul…

Kalabalık bir akraba grubuyla Hacca gelen Ertuğrul ziyarete gelmiş…

Meğer Ertuğrul, bizim ekipteki AKRA FM’den Naim Güleç’in de sınıf arkadaşıymış…

Öyle mutlu oldum ki anlatamam…

NOT: Bugün 6 Ekim 2013 Pazar… İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Ama şu ana kadar “tık” yok… Du bakali n’olacak Her şeye rağmen yine de takipteyiz…