Geçen yüzyılın ikinci yarısından sonra insanların önüne

yeni bir put konuldu. Demokrasi. Vazgeçilmezlik tutkusu. Bütün çözümlerin,

yönetim üstünlüklerinin olduğu bir olgu. Ödünsüz ve tercihsiz bir seçim. Yani,

milletlerin yönetiminin en sağlam ve tek dayanağı olarak sunulan bir sistem.

Sistemsizlik içinde bir sistem.

Günümüz Müslümanlarının bir kurtuluş ve çözüm kapısı,

demokrasi. Başlangıçta Cumhuriyet yönetimi ve tercihi, zamanla yerine

demokrasiye bıraktı. Demokrasi de özgürlük ile eşdeğer olarak kabulleniliyor.

Halkın kendi kendisini yönetmesi için oynanan oyunda halkın tercihlerinin

belirleyeceği bir süreç.

Demokrasiye geçilince bütün sorunların üstesinden

gelineceği duygusu ağır basıyor. Kitleler tutku ile bu üstün edime ulaşmak için

aşk ile koşuyorlar. Tapınaklarına koşan ilkel kabileler gibi. Hayat orada, umut

orada, seçeneksizlik orada.

Demokrasi oyununu oynayanlar, üst kattakiler kendilerine

göre bir yapı kuruyorlar. Kitleler de bu yanılsatıcı oyunu içinde kendilerine

bir rol verildiğini sanıyorlar. Emeklerini, çabalarını bu uğurda harcıyorlar.

Demokrasilerde halkın belirlediği yöneticilerin

kendilerini seçeceklerini bekliyorlar ve umuyorlar. Seçenler kendi buyrukları

altında olabileceklerini umdukları, söz geçirebilecekleri ya da

nazlanabilecekleri yöneticileri elleriyle seçtiklerine inanıyorlar. Seçiyorlar

ama oyun seçimlerle bitiyor. Seçenlerin artık hiçbir etkinliği yok. Oyunun bir

bölümü orada bitiyor. Fakat onları heyecanlandıracak bir takım eylemler

gerekli.

Egemenler, yönetimi ele geçirdikten sonra erki artık bir

daha kimseye kaptırmama gibi bir çabayla hırçınlaşırlar. Bunların birçok nedeni

var. Darbelerle gelen yönetimler darbe yaptıkları kesimleri devre dışı bırakmak

adına bir tuzak oyun kurarlar. Demokrasi adına ve demokrasi için yapılır

bunlar. Ya da batı düşünce odaklı bir kesim iktidara geldiğinde yerli düşünceye

mensup olanların yönetimde söz sahibi olmamaları için engeller koymaya bakar.

Bir başka açıdan da hırsla iktidara gelenler kendi yerlerini korumak adına

engel üstüne engel koyarlar. Bütün bu eylemler çıkar adınadır. Hemen bütün

kesimler kendi iktidarlarını korumak ya da çıkar bağı olanlarla işbirliği

yapmak ve başta kalmak.

Bir milletin değerleri asla söz konusu değildir.

Demokrasi değerlere bakmaz. Müslüman toplumların kendi kendilerini

yönetmelerine asla izin verilmez. İslâm, çıkarların üzerindedir, fırsat da

vermez. Haramları ve helalleri bellidir. Dünya sistemi içinde öylesine bir put

vardır ki ona asla dokunulamaz. Demokrasi içinde laiklik. Laiklik söz konusu

olunca dini değerlerin hayatın dışına itilmesi gerekiyor. Dini değerler hayatın

içinde kalmaya devam ederse laik demokratik yapı işlemez, işlevini de görmez.

Müslümanların hayatta asla vazgeçemeyecekleri,

vazgeçmeleri mümkün olmayan temel kuralları var. Zekât ve faiz. Biri yerine

getirilmesi zorunlu, diğeri ise yasak. Faiz çok ağır bir biçimde dışlanıyor bir

Müslümanın hayatından. Olması gereken de budur. Laik devlet sisteminde ise

zekâtın yeri asla olamaz. Faiz öylesine bir kurumdur ki, insanlığı dört bir

yandan kuşatan bir sarmal. Bu sarmal içinde insanların sıyrılmaları oldukça güç

görünüyor. En inanmış insanlar ve hatta yöneticiler bile faizi bir dünya

gerçeği olarak görüyorlar. Yani demokratik bir sistem içinde bir

vazgeçilmezlik. Ticaret yapan kesimlerin de çıkmazı.

Müslüman bir toplumu demokratik bir özgürlük ile kendi

asli değerlerinden uzaklaştırmak. Yani Müslümanların özgürlük alanlarını

daraltmak, daha açık ifade ile kapatmak. Onları yok saymak ve seçeneksiz

bırakmak.

Bu sisteme karşı olan bir milletin temsilcilerinin

demokrasi oyunu içinde yerleri yoktur. Onlar oyunbozandırlar. Her adımları ayak

bağı olur. Seçimlerde kurallar koyarlar. Engelleri yükseltirler ki aşılmasın.

Bir milletin diğer kesimlerinin söz sahibi olmasının önü kesilir. Demokrasi

oyunu döneme ve koşullara göre değişir ve değiştirilir. Diyelim ki engel

konulan kesim bu engelleri aşarsa ne olur, onun da çaresi var: Darbeler ya da

suikastler, ya da karalamalar ve çirkefler. Bunun için araçlar da mevcut.

Güdümlü sivil toplum örgütleri, medya ve reklam veya silahlı güçler.

Demokrasilerde egemen yöneticilerin çaresiz kaldığı zamanlarda bunlar son

çözümlerdir.