Şehrin en zengin esnafına sorulur "Sen, bu insanlara malı veresiye verirken çek, senet, kefil almadan neye güvenerek veriyorsun "
Ben bu insanların Müslümanlığına güveniyorum. Bizim insanımız zorda kalmadıkça haram yemez" diye cevap verir ve bir olayı anlatır:
Yıllar önce yine güven üzere verdiğim malın karşılığı iki yıl geçmesine rağmen gelmedi. Haber gönderdim "Ben parayı ödedim" diye cevap geldi. Mahkemeye verdim, şahit olarak köylülerini gösterdi. Köylüler, bu adamın satacak hiçbir malı olmadığı halde yalnız borcunu ödemek üzere şehre geldiğini, öderken görmediklerini, köye dönerken borcunu ödediğini ve büyük yükten kurtulduğunu söylediğini anlatmışlar bunun üzerine mahkemede o kazandı. Yıllar sonra bu adam geldi ve özür dileyerek "O gün sen haklıydın ama benim verecek gücüm yoktu. Al şu alacağını" dedi.
O günden beri çeksiz, senetsiz, kefilsiz veresiye mal satarım. Bugüne kadar gelmeyen de olmadı sayılır.
Değerli bir hoca arkadaşım, yazlığa gittiğinde hafta içinde kurulan pazaryerinde köylülerin satmak için getirdiği meyvelerden birini satın alır. Köylüler sevinerek köylerine dönerler. Hocaefendi meyvenin yanına bir terazi ve bir de boş kutu koyar. Kutunun üzerine meyvenin fiyatını yazar ve kendin tart parasını kutunun içine bırak" der.
Akşam vardığında malın satıldığını paradan bir kilo kadar eksiklik olduğunu görür.
Bu yıl Nobel barış ödülü Bengaldeş li İktisat Profesörü Muhammet Yunus a verilir.
Muhammet Yunus, 1974 yıllarında Bengaldeş in açlıkla mücadele ettiği yıllarda üniversitedeki teorik derslerini bırakır, halkın arasına karışır ve halkın çaresizliğine çareler arar. Yarayı yerinde sarma işine girişir.
Çalışkan ama çaresiz insanların çok küçük paralarla çok önemli işler yapabileceğini görür ve Grameen Bank ı (YOKSULLAR BANKASI) kurar. Küçük işletmecilere, ev kadınlarına, çanak-çömlek işi yapmak isteyenlere, halı kilim dokumak isteyenlere, inek alıp süt üretmek isteyenlere çeksiz, senetsiz, icrasız krediler verir.
İki buçuk milyon insana dört milyar dolar kredi verir. Bugüne kadar verilen kredilerin yüzde doksan yedisi borcunu zamanında ödemiş.
O meşhur deyimle "Balık vermemiş, balık tutmasını öğretmiş.
Hem ödül alanı, hem ödül vereni tebrik ediyoruz.
Bir ödül de bize
Orhan Pamuk beye verilen Nobel ödülüne ilk duyduğumda sevindim. Orhan bey hakkındaki bilgilerim, basında lehte ve aleyhte çıkanlardır.
Orhan Pamuk un 18 ay büyüğü olan Şevket Pamuk beyin Aksiyon dergisine (Sayı: 392 - 10.06.2002) verdiği bilgiye göre Orhan la Şevket in büyük dedeleri Sabit Bey, Manisa Gördes müftülüğü yapmış. 1890 yıllarına kadar Göres te yaşayan ailenin baba tarafı Gördes in yerlisi, baba annenin anne tarafı 1850-1860 yılları arasında Kafkaslardan göç eden Çerkez miş.
Aksiyon dergisinden Cemal A. Kalyoncu soruyor:
Yalçın Küçük de kitaplarında sizden bahsediyor...
"Okumadım bile. Bu konuya girmek istemiyorum. Konu dışı söylüyorum. Bu adamcağız tutturmuş, benim Yahudi olduğumu söylüyor, kitabına da almış. Kitapları okumadım. Pek çok insan da bunu bana söylüyor. Bu, bana çok ayıp geliyor. Ben Yahudi değilim, ben Selanikli değilim. Olsam söylerim, .. valla ben Yahudi değilim..." diye cevaplıyor Orhan Pamuk bey.
Biri de çıkmış "Orhan Pamuk Müslüman değil" diyor.
Yazılanlar önemli değil. Ödülü almak önemli.
Bizim klasik tefsirlerimizin hemen hepsinde Hıristiyan şair Ahtal ın (M.S. 641-710) şiirlerinden çokça iktibas edilmiştir. Putperest şairlerin şiirlerinden iktibas ise çok daha fazladır.
Bu adam Hıristiyan dır şiirlerini tefsire almayalım dememişler.
Çünkü Kur an-ı Kerim de Rabbimiz, "(Benim kullarım) Her sözü duyarlar en güzeline uyarlar." Buyurmuş (Zümer 39/18)
Futbolcuların aldığı paraları duyunca gencecik delikanlılarımızdan bir kısmı okulunu ihmal ediyor ve futbolcu olmak istiyor ve mahalle aralarında top koşturuyor.
Bir kısmı da öğretmeninin aklının kırkta biri aklı olmayan mafya babasının okula çocuğunu getiren Mercedes e bakıyor ve kısa yoldan zengin olmak için mafya ayaklarına takılıyor.
Ne olur iş adamlarımızla Üniversitede başörtüsü takibi yapan Proflarımız bir araya gelseler, yazan ve çizen insanlarımızdan birçoğuna her sene ödüller dağıtsalar. Ödüller de bir memurun kırk yılda alacağı parayı bir eserle alabilecek kadar olsa da bu gencecik beyinlerimiz okumaya ve yazmaya yönelseler ve kaliteli eserler yarışına katılsalar.
Belki bu Nobel ödülü birkaç zenginimizi ve yazar çizerlerimizi harekete geçirir diye de sevindim.