Eğilimlerin sürdürülebilir olmadığı, sistemi oluşturan

kurumsal yapının hızla değişen koşullara uyum sağlayamadığı ve günü kurtarmak

adına sorunların ağırlaşmasına izin verilen ortamda belirsizlik ve

kırılganlığın dalgalı bir şekilde artması normaldir. Orta uzun vadedeki

muhtemel sonuç ise sistemik çöküştür, daha önce yaşanmamış türde bir

istikrarsızlıktır. Salt beklentiler yolu ile bu sürecin terse çevrilmesi, güven

bunalımı oluşumunun kalıcı olarak engellenmesi ve herşeyin normalleşmesi mümkün

değildir. Geçtiğimiz hafta genelinde küresel ve ulusal düzeyde yaşanan finansal

dalgalanmalar bu kötüye gidişin ara aşamalarından birisidir. Bu tür ve benzeri

dönemlerde fiziki altının aksi yöndeki tüm çabalara rağmen güvenli liman olma

özelliği giderek güçlenir, çöküşe kadar olan dönemde de öncü gösterge rolü

üstlenir.

Durum böyle olunca geçtiğimiz hafta genelinde piyasalarda

ve beklentilerde yaşanan olumsuz dalgalanmaların sürpriz olmadığını kabul etmek

gerekir. Gelişmiş ekonomiler içine girdiği durgunluktan çıkamıyor, küresel

ekonominin yeni lokomotifi olacağı iddia edilen gelişmekte olanlar da hızla

durgunlaşıyor iken güven bunalımının artması, riskten kaçınma eğiliminin

güçlenmesi önlenemez. Kayıp oranları aynı olmasa bile tüm ekonomiler yıpranır,

salt parasal genişleme ile günün kurtarılması bile imkansızlaşmaya başlar. Tüm

finansal sermayenin, başka bir deyişle faiz lobisinin ABD Merkez Bankası nın

ağzına bakmak zorunda kalacak kadar çaresizleştiği ortamda pembe masallar

inandırıcı olamaz.

11 Eylül 2001 tarihindeki terörist saldırı sonrasındaki

parasal gevşemeye ve farklı fiyatlar üzerindeki etkisine baktığımızda gerçeği

daha net görebiliriz. Bu sayede mali çöküş önlendi, kredi krizi ötelendi; fakat

başta altın ve petrol olmak üzere emtia fiyatlarının hızla yükselmesi küresel

kırılganlığı önemli ölçüde arttırdı. Dengesizlikler büyüdü, sorunlar ağırlaştı,

tüm ekonomiler birbiri peşi sıra balonlaşarak patlayacak hale geldi.

Gelişmişler karıştı, Orta Doğu ve Kuzey Afrika hem karıştı hem de karıştırıldı;

şimdi ise sıra diğer gelişmekte olanlara gelmiş gibi görünüyor. Asya krizinde

(1997) patlayan Uzak Doğu belli ki ne o zaman yaşadıklarından ne de küresel

kredi krizi (2008) deneyiminden ders alamamış olmalı ki tekrar aynı açmaza

düştü.

Gelişmekte olanların küresel ekonominin lokomotifi

olamayacağının anlaşılması, bu bölgelere yönelen sermayenin evine geri dönmeye

başlamasına sebep oldu. Güçlenen riskten kaçınma eğilimi nedeniyle herşeyin

fiyatı gerilemeye başladı: Önce altın, sonra diğer emtialar geriledi; bunları

menkul ve gayrimenkul şeklindeki varlık değerleri gecikmeli olarak izlemeye

başladı. Kendi korkularının esiri olup geniş kitleleri masallarla uyutanlar

Federal Reserve Başkanından tekrar mucize beklemeye başladılar ama olmadı. Söz

konusu kişi onları rahatsız edecek hiç bir şey söylemese de, mucize ihtiyacı

karşılanamayınca olumsuz baskılar yeniden güçlendi... Gelişmekte olan

ekonomilerden sermaye çıkışı bir şekilde devam edecek gibi görünüyor; Bu durum

küresel mali yapıyı çöküşe doğru koşturuyor. En güçlülerle en çaresizler

arasındaki farkın sıfıra yaklaşacağı bir dönem kapıyı çalıyor. Esas büyük sınav

o zaman başlayacak; insanlık kötü günleri daha önce görülmemiş bir dayanışma

ile atlatıp ihtiyaca uygun ve uzlaşıya dayalı yeni bir düzen mi kuracak Yoksa

birbirini mi yiyecek

İnsanlık kendine ve birbirine olan güvenini kaybediyor;

olduğundan farklı görünmeye çalışarak kendini kurtarmaya çalışırken korkunun

esiri oluyor ve adaletsizlik her yeri sarıyor. Bu ortamın ürettiği yalan

rüzgarları ise sistemik çöküşü hızlandırıyor. Faiz lobisi de dahil olmak üzere

herkes can derdinde, kaybedecek hiç bir şeyi kalmayanlar ise sinsi bir isyanın

kıskacında!.. Ne dersiniz küreselleşme denilen kuralsızlığa, sürdürülebilir

olmayan eğilimlere ve büyüyen korkuya rağmen herşey düzelebilir mi Birileri

yer diğerleri bakarken kıyamet kopmaz ve dünyamız cennete dönebilir mi ..