Günümüzde yaşadığımız en büyük sorunun güven sorunu olduğu aşikâr. Güven olmadığı için ekonomiler normal seyrinde işlemiyor, güven olmadığı için siyasette kararlar alınırken niyetler sorgulanıyor, güven olmadığı için hukukta adalet sağlanamıyor, güven olmadığı için farklı kimliklerin kendilerini hem yaşam biçimi hem de fikri anlamda ifade edebilmelerine imkân tanınmıyor, güven olmadığı için evlilik müessesi korunamıyor. Ve daha birçok toplumsal sorunun merkezinde güvensizlik yatıyor. Bundan dolayı en baştan yaşadığımız bu güven sorununu aşmamız gerekiyor. Yoksa bütünüyle kaos ortamında kendimizi bulmamız kaçınılmazdır. 

Güveni nasıl inşa edeceğimize geldiğimizde ahlâk ve adalet kavramlarına atıf yapmamız kaçınılmaz olacaktır. Hem bireysel anlamda hem de toplumsal anlamda güven duygusunu ancak bu iki kavram inşa edebilir. Bu kavramların anlamlandırılması için geçmişe dönüp baktığımızda referans kaynakları bulmamız zor değil. Bir Müslüman olarak bizim için en ideal referans kaynağı elbette Peygamberimizdir. Çünkü o sadece ilahi mesajı bir metin olarak insanlara bildiren birisi değil. Bizzat metinleri hayatında içselleştirilmiş örnek ve öncü bir şahsiyettir. Aynı zamanda kendisine risalet tevdi edilmeden de yaşam biçimi olarak bu metnin gösterdiği olgunluğu üzerinde taşıdığı herkesin malumu. İlahi mesajın bir bütün olarak insanlara ulaşmadığı ilk zamanlarda Peygamberimizin çağrısının hızla kabul görmesinin altında yatan temel saik onun ahlâki olgunluğudur.

Daha açıklayıcı olması için şu tarihi gerçekleri hatırlatmakta fayda var. İslam’ı ilk kabul eden Hz Hatice, Hz Ali, Hz Ebubekir, Zeyd b. Harise vs. gibi sahabelere baktığımızda bunların İslam’ı sorgusuz sualsiz hemen kabul etmelerinin sebebi elbette ilahi mesajı içselleştirmeleri değil. Çünkü henüz vahiy yeni gelmeye başlamış ve vahyin bütününün anlaşılması mümkün değildi. Buradan anlaşıldığı üzere bu sahabelerin İslam’ı seçmelerindeki temel motivasyon Peygamberimizin şahsına duyulan güvendi. Onun ahlâki olgunluğu söylediklerine olan güveni de beraberinde getirmişti. İşte bu tarihi gerçekler Peygamberimizin ahlâki olgunluğunun vahyin kalplere girebilmesinde önemli bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Ahlâk temelli oluşan bu güven duygusu toplumsal ahengin sağlanmasının en önemli temel taşıdır.

Aynı şekilde Efendimizin hayatında merkezi konuma sahip adalet duygusu da yine İslam’ı tercih etmek isteyenler için önemli bir referans kaynağı olmuştur. İmtiyaza, çıkara ve toplumsal hiyerarşiye dayalı bir yapıya karşı adaleti önceleyen bir toplumsal yapı inşa etme gayreti Peygamberimize karşı olan güveni perçinlemiştir. Bu adalet vurgusu insanlar gönül rahatlığıyla İslam’ın mesajına ilgi duymasına ve kalplerine imanın yerleşmesine vesile olmuştur.

Günümüzde yaşadığımız güven bunalımını aşmak için tarihten bize seslenen Peygamberimize kulak vermemiz gerekiyor. Onu bir kurgu olarak günümüze taşımak hitabetlerimizi süslemekten öteye gitmeyecektir. Ama onu hayatın içinde aradığımızda, ilkelerini ve mesajın özünü günümüzde anlamlı kılabildiğimizde sorunlarımızın üstesinden gelebiliriz. Bu şekilde Peygamberimizin örnekliğinde yaptığımız güven aşısı bizi bütün kötülüklerden, çirkinliklerden, haksızlıklardan, zulümden ve gaddarlıktan koruyacaktır. Toplumsal ahengin sağlanmasındaki temel motivasyon tam da burada yatıyor.