Biz onu ilk kez 1980li yılların sonlarına doğru üzerindeki No yazan sarı tişörtüyle tanıdık...
Dönemin Başbakanı Turgut Özal, 12 Eylül askeri darbesinin siyaset yasağı koyduğu ve aralarında Necmettin Erbakanın da yer aldığı isimler yeniden siyasete dönemesinler diye propaganda yapıyordu...
Özalın en büyük hatalarından biri olarak kabul edilen, "Siyasi yasaklar kalksın mı, sürsün mü " referandumunda...
Söz konusu isim de Özalın Referandum otobüsündeki en önemli isimlerden birisiydi...
Yani Güneş Taner...
Yasaklar sürsün mitinglerinden birini ben de izledim...
Güneş Taner, üzerinde o çok meşhur sarı tişörtü olduğu halde otobüste gazetecilere gerek şaklabanlıklar yapıyor, güldürüyor, zaman zaman da Amerika yıllarını anlatarak, Özala ne kadar gerekli bir isim olduğundan dem vuruyordu.
Köprülerin altından çok sular aktı...
Özalın yanından hiç ayrılmayan Güneş Taner, zaman geçti, devir döndü Mesut Yılmazın ekibinin ayrılmaz bir parçası oldu...
Antidemokratik 28 Şubat darbesi döneminde Mesut Yılmazın kurduğu hükümette de çok kritik bir görev alarak Devlet Bakanı oldu...
O dönemler Parlamento Muhabiri idim...
Meclis kulisinde Güneş Tanerle ilgili fotoğraf neredeyse hep aynıydı; ağzında puro, elinde her zaman içi dolu ve şişkin deri bir kahverengi çanta, genellikle kavuniçi renkte bir takım elbise, ona uygun kravat ve olmazsa olmaz mendil...
Güneş Taner yıllar sonra farklı bir yüzle ortaya çıktı...
TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu, Tanerin ifadelerine başvurdu...
2001 yılında yaşanan derin ekonomik krizden sonra Ecevit hükümetine dışarıdan bakan olarak atanan Kemal Dervişle ilgili ağır suçlamalarda bulundu...
Ama ne suçlama: "Derviş diye birini aldı getirdiler. IMFden 40 milyar dolar borç aldılar. Bu parayı bankalara dağıttılar. Kime dağıttılar Kimleri zengin ettiler Gidin siz ona bakın. Kemal Dervişin eşim diye yanında getirdiği kadın kim ona bakın."
Komisyon üyeleri de şaşkınlıklarını gizleyemedi:
-"Siz biliyorsanız söyleyin!"
-"Ben söylemem. Bu paraların kime gittiğini ilgili bakanlıklardan araştırın."
Ama Komisyon üyeleri çok önemli bir soruyu atladı: 28 Şubat sürecinde kurulan ve sizin de görev aldığınız Hükümet, ekonomik açıdan devlete büyük katkı sağlayan, rant sistemini yerle bir eden Havuz Sistemini neden kaldırdı Havuz Sisteminin kaldırılmasıyla oluşan büyük rant kimlerin cebine aktı 300 milyar dolar gibi korkunç bir paradan bahsediliyor, bu para hangi büyük holdinglere aktı
Güneş Tanerin öncelikle bu soruya cevap vermesi gerekmiyor mu
GÜNEŞ TANERE BU TELEFON KONUŞMASI DA SORULDU MU
Tarih: 22 Ekim 1998...
Antidemokratik 28 Şubat sürecinin pupa yelken devam ettiği günler...
Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Güneş Taner ile Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkökün bir telefon görüşmesi gündeme bomba gibi düşmüştü. Konuşmayı deşifre eden isim DYPli -şimdi MHP milletvekili, Meclis Başkanvekili- Meral Akşener...
İşte o dönem büyük yankı uyandıran o telefon görüşmesinden bazı detaylar:
Özkök: Ya şimdi Güneş, biz biliyorsun bir tane karton fabrikası kuruyoruz Kocaelide, ondan sonra ee... size bir teşvik başvurumuz var.
Taner: Tamam.
Özkök: 50 milyon dolara kadar teşvik veriyorsunuz, şey pardon 50 milyon dolar en az olacak. Bizimki 130 milyon dolarlık falan bir teşvik...
Taner: Eee, veririz.
Özkök: Senin masanda duruyormuş bu.
Taner: Yoo, daha bana gelmedi.
Özkök: Gelmiş sana, öyle dediler bana.
Taner: Dur bakayım bana gelmedi ama şimdi sordururuz söyle bakim isim ver.
Özkök: Meyta.
Taner: Meyta mı
Özkök: Bir sor bakalım bir öğren yahu
Taner: Bu nedir tık tık sesleri, benim söylediklerimi teybe mi kaydediyorsun
Özkök: Bu benim şey ya şey telefonla konuşuyorum, ben hayatımda hiç kimseyi banda almadım, kimseye yapmadım, sana mı yapacağım.
Özkök: Ben seni orada yazıyım mı peki bunu.
Taner: Yazma. Yani bir numara çekme, çünkü olduğu takdirde bir sürü şeyin içersine şey olur, yani habercilik açısından senin işine yarar da benim işime yaramaz.
Taner: Yani bunu alacağın yer başbakan. Senin başbakanı yakalayıp alman lazım. Gelsene Ankaraya.
Özkök: Bugün mü Abi dün oradaydım ben.
Taner: Niye haber vermedin, ben akşam Zaferi başbakana götürdüm. Geldiğin zaman beni niye aramıyorsun. Ben sana dedim ya sen beni boş veriyorsun diye. Oğlum bak biz bu işlere katılmadık ha korkma benden.
Özkök: Yahu ne korkucam senden bırak Allah aşkına yahu. Benim başka işim vardı dün akşam.
Taner: Bilmiyorum tabii, ne işin vardı ama
Özkök: Hı hı... tahmin ettiğin işim vardı.
Taner: Söyleyemem oğlum söyleyemem yapamam. Yani biliyorsun ne onunkini sana ne de seninkini ona söyleyemem onun için gel buraya, kendin başbakana gel.
Özkök: Telefonlara bile çıkmıyor artık adam.
Taner: Kim
Özkök: Mesut.
Taner: İşte böyle zamanda arayı şey yap.
Özkök: Arayı ne yapayım ben, kardeşim çıkmıyor bile telefonuma yahu...
Taner: Sen de telefonla uzaktan idare etmeye çalışıyorsun.
Özkök: Bugün onun ağzından manşet yaptım, daha ne yapayım.
Taner: Yani senin buradaki Sedatın yapacağı işler değil bunlar.
Özkök: Ben yarın Parise gidiyorum.
Taner: Vay adi herif vay...
Özkök: Yok abicim senin başbakanın bana etmediği hakareti bırakmadı.
Taner: Benim başbakanım oldu şimdi...
NOT: NOT: Bugün 2 Temmuz 2012. Uyan da balığa gidelim... 2012 yılında yeni Anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012den 6 ay 2 gün daha eksildi. Yeni sivil anayasanın yazımına başlandı, ilk cümleler ortaya çıktı... Ama bugünlerde tık yok... Takipçisiyiz...