İnternette dolaşırken şunu gördüm ki, interneti en iyi kullananlar İslâmi hassasiyeti olanlardır.

Allah, Peygamber, İslâm, iman, Kur’an, Kâbe, melek gibi kelimeleri yazar ve arama motorlarında “ara” dediğinizde hemen karşınıza birçok sayfa çıkıveriyor.

Yahudiliğin propagandası yok. Onlar, bu dinin yalnız Yahudi ırkına ait olduğunu söylüyorlar. Onun için propaganda yapmıyorlar.

Hıristiyanlık ise, kilisenin tekelinde faaliyet gösterir. Kilise dışından insanların dini faaliyet yapması yasak. Onun içindir ki, bir tek İncil tefsiri bulamazsınız. Eğer İncil tefsiri yapılırsa kilisenin tekeli kırılmış olur.

Her çağda İncil’i anlamak için papaya, kardinale veya patriğe bağımlı kalacaklar.

Bir veya bin yerden yayın yapmak bile azdır. Ama Müslüman olan eli bilgisayar tutan, internete aklı eren her Müslüman bir sayfa açıyor ve oradan kendi anladığı veya anladığına inandığı değerli insanların eserlerini kendi sayfasına koyuveriyor ve böylece dinine hizmet ettiğine inanıyor.

Ahlâksız yayın yapanlar her çağda olmuştur. Ahlâksız yayın yapanlar yanlış fikir ve bilgi yayanlar kadar tehlikeli değildirler.

Kur’an-ı Kerim’de fuhuş kelimesi ve türevleri 24 defa geçerken kâfir kelimesi ve türevleri 486 defa geçmekte.

Demek ki kâfirlik propagandası, fuhuş propagandasından daha tehlikeli.

Kâfirlerin Müslümanlarla başa çıkamamasının birçok sebebi vardır.

Başta “din” Allah’ın dinidir. Allah’ın güneşinin doğmasını engelleyemedikleri gibi, bu dinin de gönüllere doğmasını engelleyemezler.

Bu dini öğrenmek ve öğretmek her Müslüman’ın görevidir. Hıristiyanlık ise kilisenin tekelindedir. Hatta günümüzde birçok yiğit genç ve ihtiyarımız resmi din eğitimine yan gözle bakmış ve kendileri kendi usullerine göre dini öğretmeye çalışmıştır.

Hatta dini gayret ve hassasiyeti olmadığını zannettiğimiz  birçok yazar-çizer, siyasi, sanatkâr, iş adamı, bürokrat, Batı tarafından dinimize bir saldırı geldiğinde hiç farkına varmadan içinde gizlediği imanın dışa çıkıverdiğini görüyoruz.

İstiklâl Savaşı’nda ayrı yaşantı ve ayrı düşüncede olan insanlarımız, “Din elden gidiyor, vatan elden gidiyor” diyerek bir araya gelivermişler ve düşmanı denize döküvermişler.

Düne kadar Irak’ta Şiiler ile Sünniler birbirlerine yan gözle bakarlarken, kâfirler tokadı öyle bir çarptılar ki, iki kavgalı kardeşi bir araya getiriverdiler.

Keşke kâfir tokadıyla bir araya gelmeseydik. Allah’ın ipi olan Kur’an’ına sarılarak birleşseydik.

Zalimlerin eline kırbaç verip bizim hatalarımızı ve günahlarımızı çırptıran Allah’tır.

Biz, sefa halinde de, cefa halinde de ona sığınırız.

Biz, elimizde Kur’an’la gaflet uykusuna dalmıştık. Birileri, “Elindeki bu Kur’an neyin nesi?” diyerek kırbaç vurursa bu kırbacı biz Beni İsrail’in ölüsüne vurulan öküz kuyruğu gibi kabul ederiz. Dirilişimize sebep olur.

Gül, güzel ama yanı başında dikenler nöbet tutuyor.

İnci, mercan çok kıymetli ama köpek balıklarıyla boğuşma tehlikesi var.

İslâm güzel ama güzellik düşmanı şeytan ve şeytanın orduları olan kâfirler yol kesiyorlar.

Bülbül, dikenden korkarsa gül koklayamaz.

Anne doğum sancısından korkarsa çocuk sevemez.

Çiftçi, serçeden korkarsa darı ekemez.

Tüccar, eşkıyadan, mafyadan korkarsa ticaret yapamaz.

Müslüman  da kâfirden korkarak yolundan geri dönerse dünyada izzet, ahirette cennet bulamaz.

 “Gülü seven dikenine katlanır.”