Yıllardan beri bölgemiz işgal altında. Ya doğrudan oluşturulmuş askeri üsler yoluyla ya da birtakım maşalar devreye sokularak işgal sürüyor. Bu işgal devam ettiği sürece hem bölgemizin hem de ülkemizin terör belasından kurtulması zor görünüyor. Bu bakımdan ülkemizin terörle mücadelesini sadece teröristlerle yapılan mücadeleden ibaret görmek olayı tam olarak değerlendirememek anlamına geliyor. Çünkü ülke olarak terörle 40 yıllık bir süreden beri mücadele ediyoruz. Elde edilen tüm sonuçlara rağmen, bölgemiz terörden temizlenebilmiş değil. Bu gidişle temizlenmesi de zor görünüyor. Bunu bir ümitsizlik olarak ifade etmiyorum. Çünkü bölgemizde yürütülen terörle mücadelede karşımızda bir Haçlı ittifakı var. Özellikle ABD, AB ülkeleri ve Rusya terörle mücadeleyi dillerinden düşürmüyorlar ama hatta bölgemizi teröristlerden temizlemek(!) adına işgallerini sürdürüyorlar. Teröre ve teröristlere her türlü desteği veriyorlar. Kısacası, Haçlıların söylediklerine inanmak saflıktan öte bir anlam ifade etmiyor.

Diyebiliriz ki, Haçlılar bölgemizde önce terör örgütlerini organize ediyor, meydana sürüyor. Böyle olunca da terörle mücadelemizde sonuç alabilmek için öncelikli olarak teröristleri meydana sürenlerin bu desteğinin kesilmesi gerekiyor. Haçlılardan dostluk beklemek ister istemez mücadelemizi etkisizleştirecektir. Dikkat edilirse komşu ülkeleri teröristlerden temizlemek için yürütülen mücadelelerde karşımıza doğrudan ya da dolaylı olarak ABD çıkıyor. Hatta, Rusya da Suriye’deki etkinliğini kaybetmemek için çalışıyor. Yani Suriye yönetimine destek veriyor. Kısacası bölgemizde sorunlar giderek daha da karmaşıklaşıyor. Bunun yanında NATO üyesi bir ülke olmamıza rağmen, NATO Ege’de ve Akdeniz’de Yunanistan’ın sergilediği küstahlıkları sadece seyrediyor. Hâlbuki NATO, barışın sağlanması ve devamının temini için kurulmuş bir askeri örgüt. Ama öyle değil. Yunanistan’a fiilen olmasa bile sürekli destek veriyorlar. Bu arada NATO’nun kurucu üyesi ABD yukarıda da dikkat çektiğim gibi Yunanistan’ı kışkırtıyor. Yani NATO’yu, barışı sağlamak için kurulmuş bir örgüt olarak görmekten de vazgeçmemiz gerekiyor.

AB’yi de farklı değerlendirmemek gerekiyor. Görüldüğü gibi İslam düşmanlığı AB ülkelerinde hızla yayılıyor. Hatta bu düşmanlık AB ülkelerinde bazı siyasi partilerin ana malzemesi haline gelmiş durumda. Bu arada BM’den de bir destek görmek mümkün değil. Zaten daha başında BM’nin yönetimi 5 ülkeye teslim edilmiş. Onlardan da Yunanistan ile yaşanacak bir çatışmada müdahil olacaklarını düşünmek yanlış olacaktır.

Kısacası başını Türkiye’nin çekeceği Müslüman ülkeler bir araya gelmeli, ciddi bir güç oluşturmalıdır. Bu güç oluşturulmadığı sürece Haçlı ittifakının müsaadesi oranında İslam ülkeleri bağımsız olabilecekler. Bu ise yeterli değildir. Kaldı ki, sınırlı özgürlükler özgürlük anlamına gelmez. Bu noktada iki gün önce bir gazetede, “ABD’li komutan, Suriye’de azılı teröristin ayağına gitti” başlığı altında yer alan haberden kısa bir alıntı aktarmak istiyorum:

“ABD’nin Ortadoğu’daki güçlerinin komutanı, PKK/YPG’nin Suriye’deki elebaşı Şahin’le bir araya geldi. Ziyaretin fotoğraflarını da resmi hesabından yayınladı.”

Sanıyorum bu alıntı, ABD’den dost ve müttefik diye bahsetmenin kendimizi kandırmak anlamına geldiğini göstermeye yeter. Bunun için Müslümanların huzuru ve barışı için İslam ülkelerinin bir araya gelmekten başka çareleri yok. Bu işin kolay olmayacağı biliniyor ama kendimizi Haçlıların insafına terk ettiğimiz sürece zalimleri durdurmak mümkün olmayacaktır. Bildiklerini söylemeye ve oynamaya devam edeceklerdir.