Göz gönül ve zihin açlığı ile kıvranan bir toplum haline geldik. İnsanlarımız, ellerini dahi kıpırdatmadan kolay para kazanmanın yollarını arıyor ve iğne ile kuyu kazmak kadar zor olsa da bu arayışlarını sürdürüyorlar. Mesela bir genç, bir gün mutlak adaletle yargılanacağını hiç hesaba katmadan hırsızlık yapmak amacıyla dördüncü kattaki bir eve giriyor ve ev sahibi tarafından yakalanınca da kendini aşağı bırakıyor. Genç bir adam, köy yolundaki elektrik kablolarını kesip satmayı ve bu yolla para kazanmayı hayal ediyor fakat yanarak hayata veda ediyor. Bir çocuk oyunlarında bahse girerek arkadaşından üç beş kuruş kırpmanın yollarını arıyor. Mahalleye gelen bir yardım aracını çeviren insanlar, “ne kadar kaparsam kardır” anlayışı ile itiş kakış bir kargaşa ortaya çıkarıyorlar. Velhasılı kelam, insanlarımız çapa sarf etmeden alın teri dökmeden para kazanmayı, mal mülk sahibi olmayı hayal ediyor ve bunun için ne kadar desise varsa harfiyen uyguluyorlar. Osmanlı’da yoksulların ihtiyacına binaen oluşturulan dilek taşları vardı ve zengin kesim belli vakitlerde buraya para koyar ve bu paranın ihtiyaç sahiplerine ulaşması için dua ederlerdi. Yoksullar ise akşam vakti gelir sadece ihtiyaçları kadarını alır ve giderlerdi. Bu hikaye bugünün insanı için hayal edilemeyecek bir durum Zira insanlarımız emek ve alınterini sevmiyor, kestirmeden paranın dibine vurmanın yollarını arıyor. Şu günlerde, kadın erkek yaşlı genç bir çok insanın yılbaşı bileti alıp zengin olma hayali ile kuyruklarda beklediklerini görmekteyiz. Fıkıhçılar, bu biletleri almanın haram olduğunu gerekçeleri ile ortaya koysalar da bunu insanlarımıza duyurmak mümkün olmuyor. Gelsin de nereden gelirse gelsin anlayışı hakim. Son yıllarda muhafazakarlık artıyor insanlar dindarlaşıyor ifadeleri ile zihnimizde yeni bir toplum şablonu oluşturulmaya çalışılsa da, mesele para ve güç meselesi olduğunda bulunduğu istikameti koruyan pek az kimsenin olduğunu görüyoruz. Oysa İslam ikliminde yetişen şahsiyetler, hiçbir zaman makam, mevki ve paraya tenezzül etmemiş, yoksulluğun en yoğun yaşandığı dönemlerde dahi sabır kanaatkarlık ve hakkaniyet ölçülerini korumuşlardır.  Başta ifade ettiğimi tekrarlayacak olursam, bu gün geçmişe nazaran bir çok şeye sahibiz. Ancak beklentilerimizi hayallerimizi ve varlığımızı dünyaya adadığımızdan ne gözümüz ne karnımız doyuyor. Lakin emek çaba ve gayret içinde olmayı da haz etmiyoruz. O yüzden, hırsızlık, yolsuzluk ve hak ihlali hayatın her safhasında görülüyor fakat önlenemiyor. Çünkü kötüyü kötü olarak kabul etmek yerine meşru gösterebilmek için gerekçeler arıyoruz. (S.A.V.) Efendimiz, Müslüman oldum diyene: “Kâfirlik alâmeti olan saçını kes ve sünnet ol” buyurmuştur. 

FATMA TUNCER