Görünme ideolojisine bağlı olanların sakız çiğner gibi olur olmaz her yerde “irfani gelenek”ten bahsetmeleri ne garip!
Televizyon hiçbir vizyonu olmayanlara vizyon sunmayı vaat eder; ama bunun bir aldatmaca olduğunu da bilir.
Ne de olsa insan duyduklarından ve okuduklarından daha çok gördüklerini unutan bir varlıktır. Bir yalana inanmak üzere ittifak etmiş insanlar topluluğu çıkıyor her yerde karşımıza. İrfandan bahsedeceksen sükûtu seç, susmayı değil. Sükût insanda gevezeliğin sekteye uğraması, hakikatin hiçbir yerden destek almadan tecelli etmesidir. Susmak ise bile isteye yapılan bir geri çekilme eylemidir. Susmak kendine uygun koşullar bekleme stratejisidir. Sükût ise insanın içinde akan nehirlerin, kopan fırtınaların ve yağan yağmurların sesini hiçbir harici sesin bastırmaması halidir.
Tamamen doğaldır; bir ümminin gözlerini kısıp gökyüzüne bakması kadar doğal, bir o kadar sahici. Sükût irfani gelenek lafını hiç etmeyenlere verilmiş bir bağıştır. Yüzlerini avuçlarıyla değil bakışlarıyla kaparlar. O yüz ki her daim kıraat halinde bir yüzdür; ekranlara sığmaz.
İnsanlara oda sıcaklığında hitap edecek kişilerin sözü dinlenmiyor artık.
Ekranların soğuk penceresinden kafasını uzatarak sağa sola laf atan çokbilmişler var şimdi. Ekran sözü söyleyeni söylediği sözden yalıtır.
Söz sadece sözü söyleyeni görünür kılmak için uydurulmuş bir vasıtadır.
Bundan sonrası gösteri, yani showdur.
Ekranlardan irfani gelenek telkini yapmak her şeyden evvel erkâna uygun düşmeyen bir gayrettir.
Kem âlâtla kemâlat olmuyor çünkü.
Ekrandan erkân öğrenen kimselere rastladınız mı siz hiç? Ekran olsa olsa bir salon aynasıdır. İnsanlar ona bakarak saçlarını tarar, makyajlarını tazeler, kravatlarını takıp üstlerini giyinirler.
Yüzsüzdür ekranlar, kim ona bakarsa ondan yüz devşirir.
Zamanla insanı da kendisi gibi yüzsüzleştirir. Yüzü olmayan bir bakışa dönüşür insan. ‘İrfani gelenek’ sohbet ve muhabbet der, insan sıcaklığından bahseder; ekranlar ise ne gelecek dinler, ne gelenek; insanın bakışlarını âna çivilemeye ikna eder. Şimdi vardır ve o şimdidir.
Televizyon “program”la anlam bulur.
Bu bir yönüyle de bir itiraftır, insanı kendine programlar.
Fertler artık kendilerine dönük iç gözlerini kaybetmişlerdir. Siyah beyaz vizyonlarından sıyrılıp renkli vizyonlara geçiş yapabilmek için olmadık kanallarda dolaşırlar. Kanal içerisinden ya da ortasından insanlara ulaşan bir kaynak ya da ürünün geçtiği yere verilen ad. Maksat bellidir: İnsanı kanalize etmek. Her daim kanalize olan insan karar kılma noktasını ve sabitesini kaybetmiş insandır. Sanırım vizyon da burada gizlidir misyon da.