Hani;

Daha ne duruyorsunuz, anlamadınız mı diyen mesajlarla,

yandaşlarını sokağa döktüler ya!

Taksim i ele geçirdik. Sıra Türkiye de diyorlardı ya!

Her yer Taksim, her yer direniş sloganları atarak sol

ellerini havaya kaldırıyorlardı ya!

Diren Gezi Parkı, geliyoruz diye höykürüyorlardı ya!

Hani Karl Marx ın;

Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser pankartı

taşıyorlardı ya!

Hani;

Hiçbir parti altında direnmiyoruz, biz halkız

diyorlardı ya!

Sahi

Şimdi onlar nerede

Ben söyleyeyim:

Bodrum da!

Çeşme de!

Marmaris te!

Magazin gazeteleri çarşaf çarşaf fotoğraflarını

yayınlıyor...

Artık tweet yok, plaj var.

Bırakın direniş i, gaz ı

Şimdi, deniz-kum-güneş zamanı.

Sanki paparazzi lere yakalanmış gibi selülitsiz

bedenlerini cömertçe plajda sergiliyorlar!

Kimi mutlu aile pozlarında Öyle ya, dizi filmlerden

kazandıklarını seyircisinin gözünün içine baka baka yiyorlar.

Çünkü Gezi Parkı filmi bitti, perde kapandı.

Ellerine tutuşturdukları teks i bir güzel icra ettiler.

En ön safta kol kola emekçiler le birlikte, Özgürlük, demokrasi ve

bağımsızlık naraları attılar

Emekçi nin hakkını Bodrum plajlarında arıyorlar!

Neymiş, özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık hareketiymiş!

Onlar şimdi ufka bakarak, ellerindeki viski kadehleri

olduğu halde geleceğe bakarak nasıl manşetlere çıkarım derdindeler!

Ne yaman çelişki!

Bunların öyle işçi den, emek ten yana dertleri yok.

Çünkü onlar aktör, aktris, tiyatrocu.

Yani işini yapıyorlar, rol kesip, karşılığını

alıyorlar.

Çünkü onların tuzu kuru.

Sanatçı olmayanların zaten öyle bir tasası yok.

Onlar parti ve butik çocuğu... Cefa ve sıkıntı nedir

bilmezler. Baba parası yedikleri için açlık nedir bilmezler!

Demokrasi ve özgürlük kavramı, onlar için sahnelenmesi

gereken bir oyun... Yaşanması gereken değil.

Hatta Gezi Parkı ndaki sergiledikleri performansın

arkasında, güçlü bir sermaye nin olduğu sır değil.

Peki Gezi Parkı eylemcilerinin çıkardığı bir derginin

finansörünün İstanbul Büyükşehir Belediyesi nden iş aldığının haberine ne

demeli

Tam bir skandal!

Haberin detayları diğer gazetelerde ve internet

sitelerinde çoktan yerini aldı.

Bir yandan hükümet aleyhine en ön safta duran militanlar,

bir yandan bu zombileri besleyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi.

Bu, resmen halkın parasını çar-çur etmek değil de nedir

Adamlar öylesine kurnaz ki, ajansların deşifre olması

halinde, alt ajanslar kurarak çalışmalarına devam edebilecekleri yönünde

tedbir bile almış.

Peki, İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkilileri işleri

ihale ederken, acaba ne gibi kriterler belirliyor, bilemem. Ama anlaştıkları

ajansları da çok yönlü araştırmaları gerekiyor bence. Zira sadece İstanbul

Büyükşehir Belediyesi değil, diğer belediyeler dâhil olmak üzere mütedeyyin

ajans sahiplerine kan kusturup kızılcık şerbeti içiren anlaşmalar

öngörüyorlar.

Ancak bu son olaylar, kimin dost, kimin düşman olduğunu

apaçık gösterdi.

Anton Çehov ne güzel söylemiş:

Gözlerime bakıp da yapılan sahte bir gülücük yerine,

yüzüme karşı gösterilen gerçek bir nefreti tercih ederim.