Alabildiğine gerilimli bir dönemdeyiz. Bu, giderek tırmanıyor. Müslümanlar arasındaki gerilimler derinleşiyor. Zamanın hızlı akışında yaşananlar karşısında tavır alamayış ya da olaylar henüz daha başlangıçta iken tedbir alınamayış insanlığını işini zorlaştırıyor.
Bu karmaşadan en çok etkilenen de Müslümanlar. Müslümanların yaşadığı coğrafyada özlerinden, inanışlarından, ilkelerinden ve asıl önemli olan da kavramsal değerlerinden uzaklaşmaları başlıca nedenler.
Müslümanlar devletlerini yitirdiler. Bölündüler, çok küçük parçalara ayrıldılar. Devletsizlik bir çöküşü süreci. Devlet bir otoritedir, belirleyici güçtür. Büyük Osmanlı Devleti’nin çöküşünün ardından bölük pörçüklük Müslümanların başına belâ oldu. Daha küçülmelere neden oldu. Kavimler, kabileler, aşiretler, güçlü konumdaki aileler, mezhepler, tarikatler, partiler, şehircilikler, kulüpler, lokaller gibi bölünmeler başını aldı gitti. Bu bir doyumsuzluk getirdi. Büyük devlete yönelişin önü kesildi. Girişimler akamete uğratıldı. Bu bağımlı olmayı da getirdi. Bağımlılık bir kölelik. Oysa Müslümanların en kabul edemeyecekleri bir yaşama biçimidir bu. Allah’ın insana sunduğu hayat anlayışında sadece Allah’a kul olma bilinci var. Bu da bir putlaştırma değil. İnsanın özgür iradesinin var olduğu bir ortamı sunar.
Müslümanlar iradelerini yitirdiler. Başka güçlerin etkisine girdiler. Hatta kendi topraklarında egemenlerin birer temsilcisi konumunda kalınarak yönetmeyi sürdürenler, bununla yetinmeyip kendi topraklarını terk edip egemenlerin hükmü altında adeta esir konumunda kalınarak yönetmeye kalkmak bir anlayış oldu. Bunlar iradesizlik getirdi. İrade başkalarının elinde oldu.
Bölünmeler derinleşmelere neden. Her grup, klik, kendi doğrularına inanıyor bunu bir tapınmaya kadar götürüyor. Bu aşırılıklar çatışmaları ve gerilimleri arttırıyor. Yönetim erkinde bulunanlar salt kendilerini düşünürler. Sahih olmayan bir hayat anlayışı içinde yanlışlarını doğru olarak bellerler ve dayatırlar. Bu çatışmalara neden oluyor.
Gerilimli ortamda gerilimi tırmandırıcı her eylem büyük yaralar açıyor. Bunun şaklabanlığını yapanlar, ortamı kızıştıranlar sürekli olarak gerilimi artışına enden oluyorlar. Müslümanların birbirine hasım kesilmeleri, düşman olmaları önü alınamaz bir felakete sürüklüyor.
Müslümanların en temel sorunu iradeyi elinde tutan, tutacak olan bir devlet gücünün varlığının olmaması.
Laik, seküler, batıcı yönelimler bütünsellikten uzaklaştırıyor. Batıya bağımlı hale getiriyor. Batı içindeki her arayış Müslümanlar için bir yıkım. Bağımlılık iradesizliktir. Başkasının gücüne yaslanarak asla özgür olunamaz. Başkalarının topraklarında özgürlük arayışı olmaz. Başkaları insanları ancak araç olarak kendi çıkarları için korur ve kullanırlar.
Müslümanlar bir yeri kendilerine ait kılmadıkça orası onların değildir. Fetih ruhu bir yeri kendine ait kılma düşüncesidir. Kendine ait kılma ve dönüştürme. Müslümanların fetihleri asla sömürü değil, insanları köleleştirme değil özgürlüklerini sağlamadır.
Doğu Müslümanları komünizm etkisinde kalınca özlerini yitirdiler. Sadece isimde Müslümandılar. Onlar bile değildi. Komünizm esaretinden kurtulan Müslümanlar namazın nasıl kılındığını bile bilmiyorlardı. Aile hayatını, yaşama biçimlerini bile unuttular. Seksen yıllık bir esaret Müslümanların özlerini yitirişine neden oldu. Oysa Müslümanların himayesinde yaşayan başka kültürler kendi kültürlerini, inanışlarını, yaşayışlarını unutmadılar ve sürdürdüler. Tarih bunun tanığıdır.
Batı etkisine giren Müslümanlar İslâmsız bir Müslüman oldurmaya götürüyorlar. Müslümanlar da buna tavdırlar. Onları buna sürükleyen iyi bir niyet olamaz. Olsa olsa kendi inanışlarına, inançlarına değerlerine medeniyetlerine ihanet etmiş olurlar. En büyük sorunumuz da budur. Bu sorun giderilmedikçe rahat bir soluk alınamaz.