Yargı üzerine polemik yapmayı hem doğru bulmam, zararlı
görürüm. Çünkü adalet toplumun her ferdine gereklidir, bu da yargı yoluyla
gerçekleştirilir Bir toplumda insanlar yargı önünde mensup oldukları ideoloji,
ırk ve inanca göre muamele görmezler/ görmemeleri gerekir. Ancak yargı
mensupları da insandır zaman zaman hataya düşebilirler. Hatta yargıçlar
arasında yasaları yorumlamadaki farklıklar bile verilen kararlar üzerinde
etkili olabilir. Kısacası en azından hâkimlerin takdir haklarını kullanmadaki
ölçülerde kararlarda farklılığa sebep olabilir. Ama tüm bu farklılıklar işin
esasına müessir olmaz/olmamalarıdır. Bu bakımdan bir ülkede yargı hakkında
toplum farklı düşüncelere sahip olmaya, bir tarafından alkışladığı kararı bir
başka kesim haksızlık olarak algılar hale gelmişse orada ciddi bir sıkıntı var
demektir. Tekrar ediyorum yargıçlarında insan olması ve her insanın yanlış
yapabileceği anlamındaki yanlışlar toplumun bir kesiminden tepki görseler de
sonuçta bu karar üst mahkemede düzeltilebilir. Yargıtay da olmadı, Anayasa Mahkemesi nde
düzeltilebilir. Hiç birinde düzeltilmedi ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne
gidilebilir. Ancak, bir takım yanlışlar vardır ki, bu yanlışlar üst
mahkemelerde hatanın düzeltilmesinin yolunu kesiyorsa işte o zaman toplumun
yargıya güveni kalmaz. Toplumda iktidarlara karşı güven kaybolursa onun yerine
bir başkasını ikame etme imkânı vardır ama yargıya güven kaybolmuşsa onun
yerine neyi ikame edeceksiniz Mesela, yanlış bir karar sebebiyle bir insanı
yıllarca özgürlüğünden mahkûm ettiniz, daha sonra kararın yanlışlığı ortaya
çıktı ve o insanı serbest bıraktınız; böylece haksızlığı giderdiniz ama o
kişinin uğradığı haksızlığı telafi edebilir misiniz Sakın, içeride yattığı
günlere göre bir tazminat hesaplanır ve devlette bu parayı öder demeyin. İnsan
hayatının cezaevinde geçen yıllarını hiç maddi karşılık ile ödeyemezsiniz.
Dikkat çekmeye çalıştığım husus bu ülkenin yıllardan beri
birinci öncelikli meselesi -adına ister yargının siyasallaşması, ister
ideolojik ya da bir takım paralel yapıların en azından yargının bir bölümü
üzerinde etkili hale gelmesi deyin- olmuştur. Ve soruna bugüne kadar köklü ve
kalıcı bir çözümde bulunamamıştır. Çünkü siyasi kadrolar yargının
bağımsızlığını savunurken tarafsızlığını fazlaca gündeme getirmemişlerdir.
Hatta bazı siyasi kadrolar yargının tarafsızlığını samimi olarak
istememişlerdir. Özellikle bu ülkede `Cumhuriyeti biz kurduk, biz koruruz
anlayışının takipçisi siyasi ve bürokrat kadrolar farklı düşüncelere sahip
partilerin iktidara gelmesini engellemek, eğer engelleyemezlerse iktidardan
uzaklaştırmak için yargıdan destek almayı tercih etmişlerdir. Diyebiliriz ki bu
ülkede bugüne kadar yargının tarafsızlığı gerçek anlamıyla sağlanamamış ise
bunda ittihatçı zihniyetin önemli rolü olmuştur. O zihniyettir ki halkın seçtiklerini
iş başından uzaklaştıran darbecilere destek vermiştir.
Her ne ise, son yıllarda darbecilerden hesap sormak,
yargıda bazı keyfi davranış ve uygulamaları en aza indirmek adına bir takım
düzenlemeler yapılıyor. Ne var ki, bu düzenlemelerde anında dejenere ediliyor,
yeni düzenlemeler halkın kafasını karıştırmanın ötesine geçemiyor. Son olarak
çıkartılan tutukluluk sürelerinin 5 yılı geçemeyeceğini hükme bağlayan yasal
düzenleme bile tam bir belirsizliğe yol açtı. Aslında yasal düzenlemeden çok
belirsizliğe sebep olan bazı yargı mensuplarının uygulamalarıdır. Verilen
kararlar öylesine çelişki arz ediyor ki millet devam eden tüm davaları kapsayan
adı konulmamış bir af kanunu çıkartıldığını sanıyor. Bu arada verilen tahliye
kararlarının beraat anlamına gelmediğini siz istediğiniz kadar söyleyin; toplum
insanları boğazlarını keserek katledenlerin serbest bırakılmış olmasına
bakıyor. Netice itibariyle adına ister, Gerekçeli kaos ister Yargıda kaos
deyin ortaya gerçekten karmaşa çıkıyor. Halbuki yargının görevi adaleti tesis
etmektir Zor olsa da dileriz o günlerde gelir. Çünkü, her şey insana, insanın
yetişme tarzına gelip dayanıyor.