Yeni bir eğitim öğretim yılına giriyoruz. Ailelerde ayrı telaşe, öğrencilerde ayrı. Bu süreç içerisinde konudan sorumlu olan bakanlık da yeni dönemde yapılacak hususlar konusunda açıklamalarda bulunuyor. Millî Eğitim Bakanlığı, yeni dönemde öğretmenlerin beyaz önlük giymesinin teşvik edileceği, bunun için gerekli işlemleri yaptığına dair açıklamalarını dinlerken aklıma imam hatibe başladığım ilk günler geldi. Bulunduğumuz ildeki imam hatipte okulun üniforması gri pileli etek, beyaz gömlek, lacivert ceket ve başörtüsü beyaz renkliydi. Başka şehirlerdeki imam hatipler de farklı renkleri kullanıyordu. Başörtümüzün beyaz olmasından mülhem hocalarımız kız öğrencilere uyarılarda bulunurdu. Özellikle bazı meslek dersi hocalarımız sık sık, “Başınızdaki örtünün rengi beyaz. En fazla kiri, pası, pisliği gösteren renktir. Sokaklarda hal ve hareketlerinize dikkat ediniz. Zira sizin yapmış olduğunuz en küçük bir hata, sokakta yapmış olduğunuz en ufak terbiyesiz hareket tüm imam hatip camiası hakkında kötü imaj verir insanlara” uyarısında bulunurlardı.

“Beyaz başörtü” üzerinden bu uyarılar diğer arkadaşlarımda nasıl bir etki uyandırırdı bilmem ama sokakta hal ve hareketlerime birkaç kat daha fazla dikkat ederdim. Kendimi sanki kocaman bir devleti temsil eder kadar değerde hissederdim. İmam hatip müfredatlarından daha fazla eğitimimde etkisi olduğunu ifade edebilirim. O beyaz başörtüsünü temiz tutmaya da çalışır, bunun üzerinden toplumda örneklik teşkil ettiğimi düşünürdüm. Öğretmenlerimiz kız öğrencilere beyaz başörtüsü üzerinden bir etki oluştururken erkek öğrenciler üzerinde bu işi nasıl yapıyorlardı, bilmiyorum.

Eğitim dediğimiz konunun sadece dört duvar ve müfredata uymakla alakalı olmadığına da bir örnek imam hatipte yaşadıklarım. Hepimizin malumu, son yirmi yılda sanki iktidarlar değişiyor gibi eğitim sistemi neredeyse her bakanın görev değişikliği ile değiştirilip durdu. Her gelen yeni bakan, başka iktidarın bakanıymış gibi bir önceki bakanın getirdiği sistemi değiştirdi. Sınav sistemleri değiştirildi, kılık kıyafetler değiştirildi. Hatta eğitim sistemindeki bu değişim sebebiyle “Eğitim sistemimizin en büyük sorunu ne eğitim ne sistem var” şeklinde ironilere de konu oldu. Bu konuda galatımeşhur haline gelmiş, bir zamanlar bir millî eğitim bakanının söylediği iddia edilen söz gibi halimiz: “Maarif ne güzel olurdu, şu okullar olmasaydı.”

Eğitim, bir ülkenin geleceği olduğu için eğitimde yapılan değişiklikler toplumun her katmanını etkiliyor. Ülkemizin öğrenci nüfusu birçok Avrupa ülkesinin nüfusundan daha fazla. Yani sorunsuz olmasını beklemiyoruz. Fakat en azından vatandaşlar olarak eğitime verdiğimiz harcamaların karşılığını görmek istiyoruz. Çocuklarımızın nitelikli bir şekilde yetişip ülkesine, vatanına hizmet edecek hale gelmesini istiyoruz. Sınav merkezli hale getirilen eğitim sisteminin insan harcadığını hepimiz biliyoruz. Nice yetenekli çocuklarımız eğitim sisteminin çarkına girdiğinde kaybolup gidiyor. Kimse kendini kandırmasın, çocuklarımız ne bilişsel olarak ne de manevi yeteneklerini geliştirmek açısından nitelikli bir eğitim alamıyor. Uluslararası yapılan değerlendirme sınavlarında kendi anadilini okuyup anlamada zorluk çeken bir ülke konumuna düşmüş durumdayız. Ve daha da kötüsü, masum, tertemiz bir şekilde okula verdiğimiz çocuğumuzun nasıl bir şekilde eve döneceğinden kuşku duyuyoruz.

Tüm eğitime dair bu sıkıntılar içerisinde yine de öğrencilere şekil verecek olan öğretmenlerimizdir. Eğitimin her yönünden sıkıntılarını yaşayan öğretmenlerimiz müfredatın dışında da çocuklarımızın akıllarına dokundukları kadar yüreklerine de dokunarak daha iyi bir sürecin yaşanmasını sağlayabilir. Yukarıda ifade ettiğim gibi okul hayatımda müfredat konularına dair çok konuyu hatırlamıyorum ama müfredat dışı bize hayata dair sözleri ifade eden örnek olan hocalarımızın nasihatlerini, derslerini hatırlıyorum.

Eğitim sisteminde gerçekten bir iş yapılmak isteniyorsa bu da Fulbrigth Eğitim Komisyonu’nun kaldırılmasıyla olur. Eğitim alanında diğer konularda yapılacak değişiklikler; kökü çürümüş ağacın yapraklarını temizliyor olmaktan başka anlam ifade edemeyecek. Eğitim sistemi gerçekten “millî” olmayan memleketler maddi ve manevi kalkınmasını sağlayamaz. Kendi şartlarını, kendi imkânlarını, potansiyelini değerlendirmeyen memleketler, diğer milletlerin önüne geçip lider ülke olamaz.

Değişen bakanlarla değişen sistemlerden memleketimiz çok zarar gördü. Yetkililer vatandaşın verdiği yetkiyi doğru bir şekilde kullanmazsa ülke geleceği adına dönülmez bir noktaya geleceğiz. Zira çocuklarımız artık sadece aile, okul ve çevresinin etkisinde değil. Çocuklarımız bir başına küresel güçlerin saldırısı altında bir çocukluk geçiriyor. Meclis’te milleti temsil eden vekiller, kısır tartışma ve kavgalarla daha fazla ülkeye zaman kaybettirmemelidir.

Bu düşüncelerle yeni başlayan eğitim ve öğretim yılının en az zayiatla atlatılması duasıyla…