Başlığa bakar bakmaz derdimin anlaşılacağını sanıyorum. Çünkü Birleşmiş Milletler (BM) denen örgütün artık dünyada barış ve adaleti sağlamak üzere kurulduğu iddiası kimseyi kandıramıyor. Çünkü bu yapıyı oluşturanlar daha işin başında öyle bir mekanizma oluşturmuşlar ki, Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin dışındaki tüm üye ülkeler sadece figüran durumunda. Çünkü 5 daimi üyeden birisinin oyu tüm dünya ülkelerinin oylarından daha değerli ve belirleyici. Böyle olunca başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletinin kurulmasını öngören tasarının Güvenlik Konseyi’nde 8 kabul oyuna rağmen ABD ve Avusturalya’nın hayır oyu ile reddedildi. Bir gazetemizin başlığa çektiği gibi, “İKİ, SEKİZDEN BÜYÜKMÜŞ!”

Hemen belirteyim ki, böyle bir tasarının Güvenlik Konseyi’nde kabul edilmeyeceğini görememek ahmaklık değilse göz boyamak anlamına gelir. Çünkü BM kuruluşunun üzerinden çok zaman geçmeden İsrail’in kuruluşunu onaylamış bir örgüttür. Bir bakıma dünya üzerinde barışı ve adaleti sağlamaktan çok İsrail’in kuruluşunu ve daha sonra da güvenliğini sağlamak üzere hayata geçirilmiş bir örgüt olunca bugün özellikle İsrail’in kabul etmeyeceği bir tasarının Güvenlik Konseyi’nden geçmesini beklemek zaten doğru olamazdı. Bu bakımdan konu ile ilgili olarak gazetemizin dünkü nüshasında, “SİYONİST İÇİN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER” başlığı meseleyi bir cümle ile izaha yeterliydi. Söz konusu haberin medyanın bir bölümünde hiç yer almamış olması da sanıyorum Siyonistlerin sadece BM üzerinde değil bizim gibi Müslüman ülkelerde de yandaşlarının bulunduğunu gösteriyor. Siyonistlerin ABD’yi etkisi altına alıp Güvenlik Konseyi’nde özellikle ABD temsilcisinin böyle bir tasarının kabul edilmesinin İsrail’in güvenliğini tehlikeye sokacağını ileri sürerek reddedilmesini istemesi sanıyorum ABD ve BM için Filistinlilerin özgürlükleri ve yaşama haklarının anlamı olmadığını bir kez daha göstermiş oldu. Olayı sadece Filistin ile sınırlandırmayıp dünya çapında değerlendirdiğimizde başta ABD ve İsrail olmak üzere Haçlılar için Müslümanların bu tür haklarının olabileceği söz konusu bile değil. Güvenlik Konseyi’nin ABD ve İsrail şantajına teslim olmasını bu çerçevede düşünmek doğru olur. Kısacası, bağımsız Filistin tasarısının reddi malumun ilamından ibarettir. Buna rağmen Müslüman ülkelerin BM’den Filistinliler için adalet beklemeleri anlamsızdır. Özellikle İslam dünyasının haklarının savunulması Haçlı cephesine kalmış ise böyle bir dünyada adaletin tesis edilmesi mümkün değildir. İslam dünyasının kendi haklarına sahip çıkması, bunun takipçisi olması gerekiyor. Bunun yolu da sömürgecilerin tesis ettiği bir takım uluslararası örgütlerden değil, sadece güçten anlayan zalimlerin karşısına güçlü olarak çıkmaktan geçiyor.

Haçlılar ve Siyonistlerden merhamet beklemek Müslümanlara zilletten başka bir şey getirmedi, bundan sonrada getirmeyecektir. Yazımı dünkü gazetelerde yer alan bir habere atıfta bulunarak noktalamak istiyorum. “ABD’yi rahatsız eden ziyaret!” başlığı altında verilen haberde özetle şöyle deniyor:

“Başbakan Davutoğlu’nun Hamas liderini ağırlamasına ABD tepkisi: Hamas ile ilişkiler hakkında endişelerimizi iletiyoruz. Bunlar içinde Meşal’in son ziyareti de var.”

Küstahlığı böylesine ileri götürülme cesaretini ABD’nin nereden aldığını kendi kendimize sormamız ve cevabını veremiz gerekiyor.