Gâvurların İslâm dünyası ve Müslümanlar üzerine yaptıkları plânlara bakın, yaklaşık bir buçuk asırdır tıkır tıkır işliyor. İslâm’a göre, bütün Müslümanları kucaklayan tek devlet olur. Bu devletin, adına ister İmam-ı Kebir, ister Halife densin, tek idarecisi olur. Gâvurlar önce bu temel yapıyı bozdular, bunun üzerine plânlar yaptılar. Bir’i Altmışa böldüler. Bir baş yerine altmış baş koydular. Bu da yetmedi, “Büyük Ortadoğu Projesi” yani kısaca “BOP” dediler, 24 İslâm ülkesini, 54’e bölme plânı yaptılar. Bunu da dünya kamuoyuna açıkladılar. “Büyük İsrail’i kuracağız” dediler. Ardından düğmeye bastılar. Bu planları da tıkır tıkır işlemeye başladı. Irak düştü, paramparça oldu. Libya düştü, paramparça oldu. Yemen düştü, paramparça oldu. Suriye düştü, paramparça oldu. Dilimiz söylemeye varmıyor, sırada Bush oğlu Bush’un gösterdiği haritada yer alan diğer İslâm ülkeleri var.
Gâvurların plânlarının tıkır tıkır işlediğini gören nice Müslümanın inancı sarsıldı. Plâncıbaşı gâvurları tâğut olarak görmeye başlayanlar oldu. Bazıları o tâğutlara itaat etti, boyun eğdi, onların emrinde çalışmayı kabullendi. İşte Müslümanlar için ölümden de beter olan durum buydu. İşgâl olabilir, ama bu geçicidir. Bu zihnî ve kalbî işgâl ise çok dehşetlidir.
Bu tespitlerden sonra şimdi tekrar yazımızın başlığına dönelim: Gâvurların plânı neden tıkır tıkır işliyor? Bunun iki temel sebebi var: 1) Tahrip kolaydır, onun için… 2) Müslümanlar, kendilerine galebe yolunu açacak Kur’ân ve Hadise bağlılığı terk ettikleri için… Şimdi bu iki ana esası ele alalım:
1) Tahrip kolaydır: Gâvurların planlarının tıkır tıkır işlemesinde aslında hayret edilecek bir durum yok. O herif-i nâşerifler, tahribatı esas almışlar. Bir binayı düşünün. Bazen yapımı yıllar sürer. Ancak o binanın tahribatı için bir kibrit çakmak, ya da temel bir iki sütununu yıkmak kâfidir. Kâfirler bunu yapıyor. Zücaciye dükkânına dalan fil gibi, bir ülkeye dalıyor, altını üstüne getiriyor. Irak’ta yapılanlar gibi. Bir de bizim Mehmedçiğin yaptığına bakın: DEAŞ denilen gâvurların avda tavşan olarak kullandıkları tâife ile mücâdele için El-Bab’a girdiklerinde bir tek sivil halkın burnunun kanamaması için kılı kırk yardılar. Masumlara zarar gelmemesi için kendi canlarını feda ettiler. İşte tahribatı esas alan gâvurlarla, tâmiratı esas alan imanlı, yiğit Mehmedçik arasındaki fark…
Gâvurlar, tahrip vasıtalarını kullanmakta mâhirler. İnsanda bulunan ve devamlı kötülüğü emreden nefsi okşamasını, tahrik etmesini ve o damardan girmesini çok iyi bilmekteler. İnsanlardaki zaaf damarlarını tespit etmekte ve o damardan girmekteler. Para, kadın, şöhret, hubb-u riyaset, korku, ırkçılık… Kimin neye zaafı varsa onun üzerinde durmaktalar. Kimine para, kimine makam, kimine kadın… Olmadı, ölümle, hapisle tehdit… Neticede bütün bunlar tahribe, yıkmaya, bozmaya dayanmakta. Onun için plânları tıkır tıkır işlemekte…
2) Müslümanlar Kur’ân’dan ve hadis’ten Uzaklaştı: Allahu Azimüşşan, Kitabına sımsıkı sarılan Müslümanları izzetli kılmayı vaat etmiş. Bu Va’d-i İlâhînin gerçekleştiğine dair tarihte pek çok örnek var. İşte Asr-ı Saadet. İşte 40 Sahabenin 40 Senede 40 Devleti mağlup etmesi… İşte Endülüs Emevi Devleti… İşte Selçuklular…İşte Osmanlı Devleti…
Gâvurlar bu gerçeği bildikleri için, bilhassa son yüz elli senede bütün plânlarını, Kur’ân’ın esaslarını ortadan kaldırmak ve Müslümanları Kur’ân’dan soğutmak üzerine bina ettiler. Kur’ân’ın en mükemmel müfessiri olan Hadis-i Şerifleri, Peygamber Efendimizin (asm) yaşayan Kur’an oluşunu, Kur’ân’ın ahkâmını bir devlet olarak uygulamasını nazarlardan sakladılar. İslâm’ı isimden ve resimden ibaret hale getirmeye çalıştılar. Bunda da maalesef başarılı oldular. Müslümanlar Kur’ân’dan ve Hadis’ten ellerini gevşettikçe mağlup oldular, esârete düştüler. Gâvurların âdeta kendileriyle dalga geçmesini boş gözlerle izler oldular. Neticede gâvurlar İslâm diyarlarında cirit atmaya başladı. Müslümanların bütün vâridatını yağmaladı. Müslümanların hem canı, hem malı, hem izzeti gitti. Sebep?.. İşte anlatmaya çalıştığımız bu iki madde yüzünden…