28 Şubat 1997’de milletin önü bir kez daha kesildi. O günden bu güne yaşadıklarımız gerçeğin kendisi değil, bilakis seyrettiklerimiz; kurgulanıp sahneye konulan, millete yutturulmaya çalışılan bir tiyatrodan ibaretti.

Önemli ayrıntıyı kaçırmamak lazım: Bu defa milletin değerleri dikkate alınmış, aktörlerin seçilmesine özen gösterilmişti. Oynanan oyunun bu kadar uzun sürmesinin açıklanabilecek yegâne sebebi bu olsa gerek. Sahnesi aynı seyircileri aynı olan, bazı zıtlıkları içinde barındırdığı için birbirinden ayrıymış gibi bir hava verilen iki aktör öne çıkartıldı bu dönemde. Aralarındaki en bariz fark şuydu: Biri rolünü açık oynuyor, diğeri ise kulağına fısıldananlara göre hareket ediyor ve bu yüzden rolünde sık sık değişiklikler yaşanıyordu. Sürekli kılıktan kılığa girmesi o yüzden. Öyle ki; her ikisi de aynı İmam Hatip’ten mezun olmuştu. Al/ama/dıkları siyasi terbiye dahi aynıydı. Kısacası ikisi de aynı kökten geliyordu. Son bölümde her iki aktör aynı sahnede buluşturuldu/aynı ekip içine yerleştirildi. Halef selef olacakları bile söylendi. Neyseki bu saçmalıklar kısa sürdü. Şimdi ekibin biri için oyun bitti! 22 Ağustos 2014’te perdeler indi. Aktörlerden birinin rolü 10 Ağustos’ta değişti memnun edildi, diğeri ise uzun süreden beri beklediği başrolü elde edememenin hüznünü yaşadı. Bu defa yedekte bekletilen oyuncular sahne alacak. Ama inen perde bir daha aynı oyuncularla aynı şekilde açılmayacak; yani, hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Başrol beklentisinin boş bir hayalden ibaret olduğu herkes tarafından açıkça görüldü.

Bir başrol uğruna bu kadar fırıldak çevirmeye değdi mi diye sorsak boşuna sormuş oluruz. Çünkü zat-ı alilerinin bu soruyu anlayacak, manasını kavrayacak ve takdir edecek bir kapasitelerinin olmadığı ortada. Şimdilik onu geçelim. Peki, peşine taktıklarına ne demeli: Hak merkezli bir davayı inşa ederek son yüz yılın siyasi dehası unvanını elinde bulunduran bir şahsiyetin Rahle-i tedrisinden geçmiş görünüp, 2001 yılında yaşanan ayrışmada Hocasını tercih eden; yani, haktan ayrılmayız deyip de %2,5’ları gördükten sonra zihnindeki Hak kavramı yer değiştiren muhteremlere ne demeli. Alt kademe-üst kademe yönetici-üye-taraftar ayrımı yapmadan herkesin iyi niyetli olduğunu düşünerek iyi bir niyetle şu soruları sormamıza izin verin lütfen:

1- 22 Ağustos sizin için bir milat olacak mı

2- Yaşadıklarınızdan anlamlı bir ders çıkartmayı düşünüyor musunuz

3- Sizi bu kutlu yürüyüşten ayıranlarla hesaplaşmaya, hatadan dönmeye, ait olduğunuz yere geri gelmeye ne dersiniz, buna mecaliniz var mı Yoksa olduğunuz yerde kalıp daha küçük de olsa yeni bir rol kapmanın peşine mi düşeceksiniz

Bu sorularımıza herkes kendi vicdanında cevap arar, bireysel kararını verir ve gerekeni yapar ise “hatadan dönmek fazilettir” anlayışı ile kendilerine muamele edilir.

Tabii daha önemli olan şudur: Allah nasip edecek mi