Soru şudur: Türkiyede fitne ve fesat biter mi ..
Bendenizin cevabı da şudur: Bitmez bitmez bitmez Arada bir sükunet olur, güzel
günler iyi havalar gelir, bir müddet rahat edilir, huzur bulunur Sonra ansızın
bir fitne ve fesat daha zuhur eder.
Korkum şudur: Bugünkünden daha vahim, daha şiddetli ve
korku verici fitneler gelecektir.
Peki hiç düzelme olmayacak mı Olacak Mehdi zuhur
edecek, Hz. İsa nüzul edecek ve bir Altın Çağ yaşanacak
Lâkin, bu Altın Çağ gelmeden önce dehşetli savaşlar
olacak, yer yerinden oynayacak, yerinden oynamayan tek çivi kalmayacak.
Öyle savaşlar ki, onlara katılan on kişiden ancak biri
geri dönecek.
Bu fitne ve fesatlar devrinde Müslümanların ne yapması
gerekir .. Dikkat buyurunuz, Müslümanlar dedim
Pek kısa bir cümle ile cevap vereyim: İslamı yaşamaları
gerekir.
İslamı yaşamak ne demektir
*Dinin, Kur anın, Sünnetin, Şeriatın emirlerini yerine
getirmek, yasaklarından kaçmak.
*Dünya hayatının bir imtihan olduğunu bilip o sınavı
kazanmak için var gücüyle, gece gündüz çalışmak.
*Hayatın, dünyevî ve beşerî faaliyetlerin her safhasında
Allahın rızasını, Peygamberin şefaatini kazanmaya yönelik olmak.
*İslamın azgınlık=fuhşiyyat dediği çirkin ve kötü
şeylerden uzak durmak.
*Bütün Müslümanların birleşerek, dünyanın batmaması,
insanlığın korkunç bir felakete uğramaması için neler yapılması gerekiyorsa
onları yapmaları.
Yeni bir soru: Türkiyede iyi şeyler yapılmıyor mu
Cevap: Elbette mükemmel yollar, hızlı trenler, hava
alanları, barajlar, fabrikalar, okullar, üniversiteler, hastaneler, stadyumlar,
limanlar ve daha nice maddî kalkınma eserleri yapılıyor ama bunlar dünya
hayatının esası, amacı değildir. Maddî terakki=ilerleme İslamın, Şeriatin ve
bilgeliğin=hikmetin kontrolünde olmazsa faydasından çok zararı olur.
İslamın temel kurallarından biri şudur:
Doğan her insan ölmeye mahkumdur Yapılan her bina harap
olmaya mahkumdur
Müslümanlar din hükümlerine arka çevirirlerse, maddî
kalkınma onlar için saadet kaynağı olmaz, felaket kaynağı olur.
Bendeniz dünya imar edilmesin demiyorum. Dünya elbette
imar edilecektir ama İslam dininin ve hikmetinin gösterdiği ve istediği
şekilde.
Türkiye Müslümanlarını bir konuda uyarmak istiyorum:
Maddî kalkınma ve zenginlikte Almanya yı bile geçsek; şayet İslama, Kur ana,
Sünnete, Şeriata, ahlaka uygun şekilde yaşamıyorsak bu kalkınma ve zenginlik
bizim için bir felaket olur.
Fert=birey ve toplum olarak Müslümanların kurtuluşu dünya
zenginlikleriyle değil, dine uymakla olur.
Dinin birinci emri: Sahih=doğru bir imana sahip olun
İkinci emri: Beş vakit namazı kılın
Üçüncü emir: Her Müslüman kendini kurtaracak derecede
ilmihalini öğrensin ve bu bilgileri hayatına uygulasın.
Dördüncü emir: Mü minler başlarına ehliyetli bir
İmam=Emîr seçsinler veya bulsunlar ve bu zata biat ve itaat etsinler, sakın
tefrikaya düşüp parçalanmasınlar, tek bir Ümmet olsunlar.
Beşinci emir: Adaletten ve insaftan ayrılmasınlar.
Altıncı emir: Her türlü azgınlıktan ve gayr-i meşru
şehvetlerden uzak dursunlar.
Yedinci emir: Müslümanların gerek Darülislamda, gerekse
Darülharbte kendi aralarında riba=faiz muameleri yapmaları kesinlikle haramdır,
Kur an ribacıları, Allahın düşmanları olarak sıfatlandırmakta ve yermektedir.
Dünya kalkınması faaliyetlerinde ribadan uzak durmak gerekir.
Sekizinci emir: Müslümanlar zengin ve varlıklı olsalar da
lüks ve israflı bir hayat süremezler. Dinimiz kanaati, iktisadı, ölçülü
yaşamayı emir ve tavsiye buyurmaktadır. Kur ana göre müsrifler=saçan savuranlar
şeytanın kardeşleridir. Bir İslam toplumunda israf, aşırılık olmaması gerekir.
Halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülke düşünün ki,
orada dehşetli bir maddî kalkınma ve zenginlik var ama şu sayacağım şeyler yok:
Ümmet birliği ve teşkilatı yok . Bütün mü minlerin reisi
durumunda bir İmam veya Emîr yok Müslümanlara dini öğretecek icazetli ulema,
fukaha yetiştirecek İslam Medreseleri yok . İnsanları terbiye eden,
olgunlaştıran Tasavvuf Tarikatları yok. Orada Allahın inzal ettiği hükümlerle
hükm edilmiyor . Kur anın. Sünnetin, Şeriatin yasakladığı ve kötülediği
azgınlıklar açıkça işleniyor .
Bu saydıklarım yoksa, oradaki otoyollar, fabrikalar,
stadyumlar, hızlı trenler, hava alanları, göklere ser çekmiş yüksek binalar
onları kurtarmaya yeter mi
Namazı yitiren ve şehvetlerine uyan bir İslam toplumunu
zenginlik ve para kurtaramaz. İslamın temel emir ve yasaklarına uyulmayan bir
ülkedeki maddî zenginlik ve refah keramet değil, istidractır.
Yıllardan beri bu konuda çeşitli yazılar kelame aldım,
dilimin döndüğü kadar Müslümanları uyarmaya çalıştım ama birileri var ki,
onlara laf anlatmak mümkün değil.
Allah hepimize akıl fikir nasip etsin.
(İkinci yazı)
Üzerinde Durmadığımız Temel
Konular
İSLAMA, millî kimliğe, millî kültüre, kendi değerlerimize
bağlı ve saygılı gazete, dergi ve televizyonların aşağıdaki konuları
gündemlerine almaları ve bunları devamlı olarak işlemeleri temenni olunur.
*Birincisi TÜRKÇE meselesidir. Bugün halkımız ve
okumuşlarımız 1928 den önce yazılmış ve basılmış Türkçe kitapları, belgeleri,
mezar taşlarını, kitabeleri okuyamıyor. Bundan daha büyük ve korkunç bir kültür
ve medeniyet kopukluğu, hafıza kaybı ve gerilik olamaz. Bu kopukluğu nasıl
tamir edeceğiz, bu geriliği nasıl gidereceğiz; bunların tartışılması, müzakere
edilmesi, çareler ve çözümler alınması gerekmez mi
1928 den önceki yazılı edebî tarihî kültürel hafızasını
yitiren bir toplum nasıl ayakta durabilir Maalesef birkaç yazar ve düşünür
dışında bu konuya temas edilmemektedir. Biz gelip geçici güncel hadiselere
büyük önem veriyoruz, mesela Gezi Parkının çiş ve pislik koktuğu üzerinde
lüzumundan fazla duruyoruz ama ülkemizin kültür dili olan Türkçe konusundaki
korkunç, dehşet verici kopukluk üzerinde gereği gibi durmuyoruz.
*İkincisi KADIN meselesidir. Bugün ülkemizde Müslüman
kadınların hürriyetlerini, haysiyetlerini, hukukunu ve üstünlüğünü temsil eden
tesettür, hayâ, iffet, namus perdeleri büyük ölçüde çak çak edilmiştir.
Kadınlık haysiyetini berhava eden müstehcen yayınlar ayyuka çıkmıştır. Zina suç
olmaktan çıkartılmıştır. Dekolte ve şehevî=seksî kıyafetli kadınları bırakalım,
birtakım sözde tesettürlü Müslüman(=Süslüman) kadınlar bile pusulayı
şaşırmıştır. Müslüman kesimin hocaları, düşünürleri, yönlendiricileri bu
konuları; Kur anın, Sünnetin, Şeriatın ışığında niçin müzakere etmiyor, yapıcı
şekilde tartışmıyor, doğruların altını çizmiyor, eğrileri red ve cerh etmiyor
*Üçüncü konu ÜMMET ve İslamî riyaset=başkanlık
meselesidir. Türkiye Müslümanları şu anda paramparça vaziyettedir. Ümmet
birliği, hiyerarşisi ve teşkilatı berhava olmuştur. Ümmet birliği yerine ortaya
birbirlerinden kopuk ve irtibatsız bir İslamcılıklar ve cemaatler Protestanlığı
çıkmıştır. Bu konu niçin tartışılmıyor, bugünkü kaos ve anarşiyi giderecek,
birliği sağlayacak çare ve çözümler aranmıyor Şu yeni çıkan, caddelerde ve
meydanlarda sessiz sedasız ağaç gibi dikilen adamlar meselesi üzerinde
duruyoruz da, Ümmet birliği ve İmam-ı Kebir konusunu niçin yoğun ve devamlı
olarak işlemiyoruz
*Dördüncü konu genel AHLAK FESADIDIR: Ülkeler, devletler,
halklar savaş kaybedebilir, feci şekilde yenilgiye uğrayabilir, zamanla
yaralarını sarıp tekrar ayağa kalkabilir ama ahlakını yitiren bir toplum ve
ülke yıkılmaya mahkumdur.
Bugün Türkiyemizde haram yemek, hırsızlığın her türlüsü,
rüşvet, fuhuş, zina, riba, yüksek bina, israf, işret (sarhoş edici içki içmek),
kumar, şans oyunları, seks aşırılıkları, dolandırıcılık almış yürümüştür.
Devlet, birtakım bedbaht Müslüman kadınlara TC başlıklı vesikalarla fuhuş yapma
izni vermekte, polis tarafından güvenliği sağlanan bu fuhuştan KDV ve gelir
vergisi tahsil etmektedir. Ülkemizde resmî Millî Piyango bile vardır. İsraf,
lüks, saçıp savurma, her türlü beyinsizlik ayyuka çıkmıştır. Bilhassa dindar
yazarların, düşünürlerin, önderlerin bu konuyu işlemeleri ve ahlak fesadının
toplumu, ülkeyi, devleti çökertebilecek bir afet ve felaket olduğunu açıkça
duyurmaları ve anlatmaları gerekir. Bizde bu yapılıyor mu
Türkiyede çoğunluğu oluşturan Müslümanlar İslam, Kur an,
Peygamber (Salat ve selam olsun ona) ahlakına bağlı mıdırlar Yoksa ahlak
fesadından onlar da paylarını bol bol almışlar mıdır Bu mesele de samimiyetli,
açıkça, çekinmeden incelenmeli ve müzakere edilmelidir.
Bugünlük dört madde yazdım. Daha üzerinde durulacak çok
konu var.
27.06.2013