İslâm Tarihi’ni fetihler tarihi şeklinde isimlendirmek yanlış olmaz. Çünkü İslâm evrenseldir, bütün insanlığa gönderilmiştir. İnsana nasip olabilecek en büyük nimet Müslüman olma nimetidir. İnsan bu sebeple dünya ve ahiret saadetine erişir.

Fetih, “açma” anlamındadır. Fetihle, İslâm nimetinin bütün beldelere ulaştırılması amaçlanır. Fetih, insanı bencillikten kurtarır, elde ettiği İslâm nimetini, bu nimetle tanışmamış olanlarla paylaşmayı öğretir. Fetih, Allah’a ve İslâm’a giden yolların önündeki engelleri kaldırma; insanın asıl sahibi olan Rabbi ve Allah’ın yolu olan İslâm’la buluşturmaya vesile olur.

Allah Rasülü (s.a.v) Medine’ye hicret ettiği zaman Mekke’de şirk ve putçuluk karanlığı hâkimdi. Şehirlerin anası ve Tevhîd akidesinin merkezi olan Mekke’yi ve Müslümanların en kutsal mabedi Mescîd-i Haram’ı (Kâbe) küfür karanlıklarından kurtarma görevini hiç unutmadı. Hudeybiye Anlaşması’nı bu amaçla yaptı. Barıştan sonra elçiler gönderdi ve tüm devlet başkanları ve kabile reislerini tebeaları ile birlikte İslâm’a davet etti.

Allah Rasülü’nün (s.a.v) Hudeybiye’de çok isabetli karar vererek Mekke’nin fethinin önünü açtığı müjdesi daha Medine’ye dönülürken veriliyordu:

“Doğrusu biz sana apaçık bir fetih ihsan ettik. Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir ve sana şanlı bir zaferle yardım eder.” (Fetih, 1 - 3)

Öyle de oldu. İslâm ordusu 2 sene sonra Mekke’yi fethetti. Asıl büyük fetih budur ve bundan sonraki bütün fetihlere örnektir. Allah Rasülü (s.a.v), Fetih sonrası, 20 sene kendisi ve sahabesine en büyük kötülükleri yapan müşrikleri affetti. Fethin bu insanî özelliği tanınmış İngiliz tarihçi John Davenport’a (1832 - 1872) “Secdedeki İzzet” kitabını yazdırır.

Anadolu’ya İslam Mührü

Efendimiz’den (s.a.v) sonra, özellikle Hz. Ömer (r.a) döneminde İslâm fetihleri Anadolu’yu da aydınlatmaya başladı. 639’da Diyarbakır’ın fethiyle başlayan fetihler kısa sürede bugünkü Doğu ve Güneydoğu’nun 14 şehrine ulaştı. Anadolu’nun bu kısmı sahabelerle tanıştı, onlarla birlikte yaşamaya başladılar.

Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Malazgirt zaferiyle birlikte tüm Anadolu şehirleri de İslâm ile tanışmaya başladı. (1071) İstanbul’un Fethi ile, Allah Rasülü’nün (s.a.v) bir müjdesi daha gerçekleşti. Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) yıkıldı ve o beldeler de İslâm ile tanıştılar.

Fetih öncesi, Bizans yönetimi halkına zulmediyor, ağır vergilerle eziyordu. Halk, “Bizans’ta kardinal külâhı görmektense Osmanlı sarığı görmek daha iyidir” demeye başladı. Sarık, temizliği ve adaleti temsil ediyordu. Fatih, İstanbul’a girerken şehir halkının onu çiçek ve alkışlarla karşılamasının sebebi budur. Fetih; sevgi, şefkat ve merhametle yaklaşıp tüm insanlığın iyiliğini istemektir.

Fatih, İstanbul’a girdikten sonra doğruca Ayasofya’ya yöneldi. Orada şükür namazı kıldı. İlk cumada Ayasofya’yı ibadete açtı. Bu mabedi kendi parasıyla satın alarak ümmete vakfetti. Vakfiyesi’nde “Kıyamete kadar cami kalıp ibadet edilmesini” vasiyet etti.

Tarih araştırmaları ile tanınan Prof. Dr. Ahmet Akgündüz şöyle der: “1453’te fethedilen İstanbul’un Fethiye Camisi olan Ayasofya’, İslâm hukukuna göre camiye çevrildi. Fatih, kıyamete kadar cami kalmasını vasiyet etti. 1934’te müze yapılmasına boyun eğmişiz.”

Araştırmacı-Gazeteci Aytunç Altındal, “Hıristiyanların Ayasofya üzerinde emelleri olacağını, fakat İstanbul’un işgal yıllarında bile ecdadımızın buna izin vermediğini” anlatıyor.

Millî Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, “Ayasofya’nın müze haline getirilmesi kararındaki imzanın Mustafa Kemal’in imzasına benzemediğini” belgeledi. Konu üzerinde çok kişi görüş bildirmesine rağmen, kimse Mustafa Kurdaş Bey’in bu belgesinin aksini ortaya koyamadı. Onun için, Ayasofya üzerindeki oyunlar mutlaka bozulmalıdır.

Millî Gençlik Sahip Çıkıyor

MGV ve Anadolu Gençlik Derneği 1975’ten bu yana yaptığı fetih kutlamalarında İstanbul’un Fethi ile Ayasofya’yı birlikte ele aldı. Geçen sene on binlerce insan Ayasofya önünde namaz kılmıştı.

AGD Genel Başkanı Salih Turhan konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Ayasofya bize Fatih’in emanetidir. Bu emanet Fatih’in öz malıdır. Vakfiyesi’nde Ayasofya’nın cami olduğunu ve kıyamete kadar böyle kalmasını’ vasiyet etmiştir.”

Anadolu Gençlik Derneği bu sene Fetih kutlamalarını Kocaeli İsmet Paşa Stadı’nda gerçekleştirecek. Kutlamalar, 31 Mayıs Cumartesi günü saat 04.00’te Ayasofya önünde başlayacak. Kâbe İmamı Abdullah Basfar burada sabah namazı kıldıracak. Türkiye’nin her yerinden 100 bin kadar kişinin programa katılması bekleniyor. Anadolu Gençlik Derneği, “Seccadeni al da gel” sloganıyla, lise gençliği ve halkımızı bu etkinliğe davet ediyor.

Namaz sonrası, “Bir milletin asıl gücü ne topu, ne tankıdır; millî ve manevî değerlere göre yetişmiş evlâtlarıdır” diyerek gençleri yüreklendirip hedef gösteren Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan mezarı başında ziyaret edilecek.

Aynı gün saat 17.00’de Kocaeli’nde olacağız. Fetih coşkusunu yeniden yaşayacağız. Fethin canlandırılması ile tarih tekrar dile gelecek.

Yeni nesle tarih şuuru kazandırmalıyız. “Tarihini bilmeyen milletler başka milletlerin avı olurlar.” ABD, AB, Japonya gibi ülkeler İstanbul’un Fethi gibi muhteşem bir olayı veya Çanakkale hârikasını oluşturmuş olsalardı, tüm tanıtma malzemelerini bunun üzerine kurarlardı. Biz, tarih yazan değil, tarih yapan bir milletiz. Geçmişimizi unutursak aksiyon ve hamle gücümüzü kaybederiz.