Sahne1: İsabet eden kurşunla ağır yaralanan ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden Uğur Kurt’un vurulduğu olay yerini incelemek için savcı geldi. Cemevi görevlileriyle beraber olay yerine giden savcının yanında bir de polis amiri vardı. O sırada cemevinde bulunan bazı vatandaşlar, amiri fark ederek tepki gösterdi. Topluluk Emniyet Amiri’ni linç girişiminde bulundu. Orada bulunan bir televizyon kanalının canlı yayın aracı olmasaydı Emniyet Amiri’nin sonunu düşünemiyorum. Olay yerine gelen savcı da arka kapıdan çıkarak ayrıldı. Eylemci arkadaş; bu ne kadar normal

Sahne 2: Yine Okmeydanı. Göstericiler ellerinde ne varsa, molotof, taş, sapan çevik kuvvet midibüsüne olanca gücüyle atıyor. Polis midibüsünden de biber gazı. Ama ne oluyor, bakar mısınız; biber gazının bir kısmı araç içinde patlıyor ve polisler dışarı kaçmak zorunda kalıyor. Eylemci arkadaş; bu ne kadar normal

Sahne 3: Bir kişinin başından vurularak hayatını kaybettiği Okmeydanı’nda her şey Akrep olarak bilinen zırhlı polis aracına atılan molotof kokteyli ile başladı. Alevler içinde kalan polisler, yanan araçtan kendilerini dışarıya zor attı. Hatta içerden can havli ile dışarı çıkan polis memurunun elbiselerinin alev aldığı gözlendi. Eylemci arkadaş; bu ne kadar normal

Sahne 4: Taksicilerle gündem konuşmak hoşuma gider. Birçok haberi de taksicilerden almışımdır. Bir taksici anlattı: “Olay günü Okmeydanı’ndan geçiyorum. Yüzü poşulu, elinde kocaman bir taş olan gösterici beni durdurdu, ‘Geçemezsin!’ dedi. Hâlbuki ben ekmeğimin peşinde olan bir taksiciyim. Akşama kadar belli bir parayı da toplamak zorundayım. Olaylarla en ufak bir alâkam yoktur. Geçsem, gösterici aracıma zarar verecek, geçmesem başka dert. Şaşırdım kaldım…” Eylemci arkadaş; bu ne kadar normal

Polisin de elbette büyük hataları oldu/oluyor. Suç işleyen, orantısız güç kullanan polis elbette ceza alsın.

Ama yakıp yıkmakla,  vurup dökmekle bir yere varılamayacağını ne zaman anlayacağız

KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN LİTERATÜRÜNDE OLMAYAN CÜMLELER!

Kılıçdaroğlu dedi ki; “Polise yönelik şiddete de karşıyız. Polisler de bizim çocuklarımız. Onların görevleri toplumda huzuru sağlamaktır. Demokrasilerde protesto, gösteri en doğal haktır. 1982 Anayasası’nda bile bu açıkça yazılıdır. Şiddete yönelirse protesto, polis müdahale eder ama kurşun kullanarak değil. Bu affedilecek bir şey değil. Erdoğan ülkeyi ateşe atıyor. Müthiş bir kutuplaşma var. Eğer böyle giderse Türkiye’nin geleceği açısından kaygılıyım. Biz Berkin’e de, Uğur’a da, yaralı polisimize de sahip çıkıyoruz.” İyi de, Kemal Bey şu cümleyi neden hiç kullanmaz;

* “Ey eylemci arkadaş, kardeş, yoldaş; vurmakla, kırmakla, dökmekle bir yere varamazsın. Bırak bu işleri. Bugüne kadar denendi bu yollar ve hep bizim zararımıza neden oldu. Gelin vazgeçin bu sevdadan!”

Var mı bileniniz CHP Genel Başkanı bu türden cümleleri literatürüne neden eklemiyor, acaba

 

ÖZÜR DİLEMEDEN OLMAZ!

Aslında dobra dobra açıklamaları ilgimi çeken, eğip bükmeden yaptığı değerlendirmelere -birkaç gün öncesine kadar- saygı duyan biriydim.

Ali Şen’den bahsediyorum.

Eski Fenerbahçe Kulübü başkanlarından Ali Şen’in torunu Alp Ali Şen (17) trafik kazasında hayatını kaybetti.

Teşvikiye Camii’nde kılınan cenaze namazında çok ilginç bir olay yaşandı.

İmam, cenaze namazı duasında Alp ile birlikte ruhu şad olsun diye “Fatih Sultan Mehmet’in, Anadolu’yu bize yurt yapan, vatan yapan Malazgirt fatihlerinin, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının ruhu için” derken ve de tam Fatiha duası okutacakken Ali Şen devreye girdi.

Duayı uzattığını düşündüğü imama, sert bir şekilde, “Kes masalı, o kadar yeter…” dedi. İmam da duayı “El Fatiha” diyerek bitirdi.

Şimdi;

* Dede olarak elbette acısı sonsuz Ali Şen’in. “Bu öyle bir acı ki; cenaze namazı safındaki her bir saniye gittikçe dayanılmaz bir baskı yaptı Ali Şen’in omuzlarında…” da diyebilirsiniz. Hatta ve hatta, “İmam da fazla uzattı canım, o kadar yüksek düzeyli kişilerin katıldığı cenaze namazını uzatmanın da bir manası yoktu…” diye savunanlar da olabilir.

* Ama görüntüleri tekrar tekrar izledim ve şu kanaate vardım; Ali Şen yine basının önünde imamdan özür dilemeden bu işten sıyrılamaz, kendini affettiremez. 

 

 

BEZMİÂLEM VALİDE SULTAN CAMİİ

Bundan böyle Osmanlı döneminde yapılan camileri tanıtmaya çalışacağım.

Bizzat giderek…

Hem ben bilgi sahibi olacağım hem de okurlarımı bilgilendirmeye çaba göstereceğim.

* İlk durak, Dolmabahçe Camii… İnşası, Sultan Abdülmecit’in annesi Bezmialem Valide Sultan tarafından başlatıldı. Valide Sultan’ın ölümü üzerine Sultan Abdülmecit tarafından tamamlanan ve tasarımı Garabet Balyan’a ait olan bir yapı.

* Asıl adı Bezmialem Valide Sultan Camii olan ama konumu nedeniyle Dolmabahçe Sarayı bütünü içinde düşünülüp birlikte anılan Dolmabahçe Camii, iki yılı aşkın bir yapım süreci sonunda 23 Mart 1855’te bir Cuma töreniyle ibadete açıldı.

* Caminin en belirgin biçimsel özelliği net bir kurgu ve geometriye sahip olması. Cami ve hünkâr bölümleri, işlevlerine de bağlı olarak ayrı ayrı tasarlanmış ve sonra birleştirilmiş gibidir. Cami, kare planlı alt yapı üzerine kubbeli ve yüksek bir kitledir. Hünkâr bölümü ise, dikdörtgen planlı prizmatik ve daha alçak bir kitledir. Bu iki kitle, caminin kuzey cephesi yönünde bitiştirilmiştir. Bu yapıdaki geometri egemen tasarım, ampir üslubunun veya yeni klasikçiliğin 19. yüzyılın ortasındaki son fakat en bütüncül örneklerinden.

* Milli Şef İsmet İnönü döneminde, 27 Eylül 1948 gününden itibaren Deniz Müzesi’ne çevrilen ibadethane, 27 Mayıs Darbesi sonrasında askerî yönetim tarafından Yassıada İrtibat Kurulu’na verilmiş, Kurul da müzenin camiyi derhal boşaltmasını istemiştir.

* Bezmialem Valide Sultan Camii son olarak Gezi protestoları sırasında göstericilerin kapısını kırarak girmesi ile gündeme geldi.

NOT:  Bugün 25 Mayıs 2014, Pazar… 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!