Soma Anadolu’nun en bağrı yanık yerleşim yerlerinden biri! Soma’nın adını hep linyit kömür madenleriyle öğrendik. Ekmeğini taştan / madenden çıkaran ve her kuruşuna kadar da helâl ettiren insanların diyarı Soma! Bu sefer 13 Mayıs 2014 Salı günü maden ocağında 301 insanın hayatını kaybetmesiyle, acıların diyarına dönüştürdü adını.
Afrika’yı sömüren Batılılar gibi, ülkemizin sömürgenleri de oraya el attı ve kömür madenlerinde parya gibi çalıştırdıkları Somalı işçilerin insan olduklarını hiç akılları bile getirmediler. Kömür madenlerinin her türlü imkânını kendileri adına ranta dönüştürürken, buradaki insanları karın tokluğuna çalıştırdılar. Onlar da fitne fesat bilmedikleri için bunu kaderleri olarak gördüler.
Geçmişte dede Koç’un elinden tuttuğu yeni patron, Somalı emekçilerin sırtından kazandıklarıyla İstanbul’da seksen katlı bir plaza dikmişti. Medyadaki candaş düzenbazların şeytanca desteklerini de aldılar, suçsuzları suçlu gösterirken, suçluları da gizlemeye kalkıştılar can pazarı ortamında! Somalı masum inanların acılarına acı kattılar. Onların gözyaşlarını, toprak altından çıkarılan bedenlerini istismar ederek “gezi kalkışması” iblisliklerine bir yenisini daha eklemek istediler.
Şeytan kendisine “candaş” bulmakta hiç de zorlanmıyor. Masum Soma’yı Taksim Meydanı’na çevirmek için yollara düştüler. Maksatları acıları paylaşmak değildi, Türkiye’nin en büyük sülüğü ve avanesi Soma’ya seferler düzenlemekten geri durmadı. Soma-Toma ses benzeşmesinden yola çıkarak Somalı’nın aklının köşesinden geçmeyecek şekilde Soma sokaklarına terör taşıdılar ve onları “Toma” ile tanıştırdılar.
Somalı “madenci yüzü” ile nasıl Afrikalıyı andırıyorsa, vicdanıyla da tam aksine bembeyaz ve tertemiz, masum mu masum. Afrikalı nasıl kendisi üzerinde oynanan oyunlardan habersizse, Soma’nın inanmış mütevekkil ve emekçi insanları da bu oyundan bîhaber! İnlerinden çıkan “çukurlar” Somalının şaşkın bakışları arasında en iyi bildikleri “sokak oyunları”nı sahnelemeye kalkıştılar.
Somalıya destek verdiklerini söyleyen sahtekârlar, Somalının özgür iradesini bile alay konusu ettiler. Somalı olmayan ve olması da mümkün olmayan terör tacirleri uyumadılar, gecenin bir vaktinde Soma’nın yollarına düştüler. Ülkemizi, hem de masum Somalıları kullanarak, bu acı hadise sebebiyle dünyanın leş kargalarının ve domuzlarının önüne atıverdiler.
Çocuk çalıştırıldığından tutun da ölenlerin sayısının gizlendiğine kadar, hiçbir ilgisi ve ilişkisi olmayan insanları karalama yolunu tutarak esas müsebbipleri gizlediler. Çünkü ilk atılan çamur nasıl olsa iz bırakacaktı. İlgililer bu çamuru temizlemekle meşgulken onlar, tahrik, tertip, şaşırtma, hakaret gibi iblisliklerin peşinde koşuyorlardı.
Onların şeytanlıkları karşısında, masum bir insanın şaşırması kadar doğal bir şey olamaz. Somalı insanlar bu duyguyu yaşadılar, yardım için gelenlerin İblis olduğunu düşünecek alt yapısı yoktu ki! O, yardıma gelene sokağını, caddesini, kapısını ve hatta gönlünü açarken, bilemezdi ki hainlerin ne maksatla geldiklerini!
Somalıya ağıt yaktığını -hoş böyle bir şey yok ya- onun acısını paylaşmak istediğini söyleyenler, bir öğün oturup da onlarla aynı masada yemek dahi yiyemezler. Aynı odada oturup “insanca” bir sohbet bile edemezler. Yediğini yiyemezler, giydiğini giymezler, hatta aralarında konuşmalara, zevk aldıkları müziğe tahammül bile edemezler!
Peki, hâlâ onların Somalıya olan sevgisi nereden kaynaklanıyor diye sorar mısınız bilemiyorum Böyle bir soruyu soranın aklına şaşarım. Onlar bir taraftan Hanslara, Georgelere, Haimlere malzeme hazırlarken, diğer taraftan da Kadıköy’de, Beşiktaş’ta, Ortaköy’de, Nişantaşı’nda, Boğaz’da içkilerini zıkkımlanırken büyük iş çıkardıklarını anlatarak lafın belini kıracaklardır. Dünyada, bunlarla “paralel” hareket etmek kadar büyük bir zilleti de düşünemiyorum.
Dünya çok zor bir imtihan yeridir. Bir zamanlar eğitimde herkes sıfır çekerken birileri dümen çevirip “malı” götürüyormuş; her zaman bunun böyle olacağını düşünenlerin vay haline! Onlar sizin küçük hesaplarınız, bunun bir de “büyük” hesaplaşması var.
Somalılar, biz asil insanlarız, sizin gibi alavere dalavere bilmeyiz, biz sahtekârlığı semtimize uğratmayız; biz sizin medyanızda sürekli yaptığınız gibi varı yok, yoku var, beyazı kara, karayı beyaz göstermeyiz deyip asil bir tavır sergilediler. Kendilerini tanrı yerine koyan düzenbazlar, onların bu tavırlarından dolayı “müstahaksınız” dediler.
Somalım! Evet, açgözlülerin ve onların sınırsız şehvetlerinin ve dolayısıyla tedbirsizliklerinin kurbanı oldun. Bu, onların kurduğu oyunların ne ilki ne de sonuncusu! Ülkemizde 11 Eylül provaları yapıyorlar milleti cezalandırmak için. Alçakça oynanan bu oyunun, bu sefer kurbanları masum Somalılar oldu. Kömür, maden, masumiyet, yer altı, fakirlik gibi vicdanları tahrik eden duyguları istismar ederek hedeflerine varmak için her türlü iğrençliği işlemekten çekinmiyorlar.
Rabbim bu faciada hayatını kaybeden masum insanlara rahmetini esirgemeyecektir, inşallah. Bize düşen de “Ateş düştüğü yeri yakar” anlayışından sapmadan hareket etmektir. Soma sokak ve caddelerini kirleten arsızlara, salyaları akan soysuzlara şehitlerimizi yem yapmayalım.
Bizim hüznümüz rabbimizedir, onun-bunun merhametine ihtiyacımız yok. Somalı asildir ve bundan sonra da ona asalet yaraşır. Somalı kardeşim, asalaklar, bizzat ayağınıza gelerek her türlü tahrik yöntemine başvurarak ne mal olduklarını gösterdiler. Aklımızı başımıza devşirelim ve bundan sonra ne maddî ne de mânevî olarak kendimizi sömürtelim. Bizim ufkumuz onların kısa hedeflerini yer yutar Allah’ın izniyle!