Ana baba olarak sorumlu olduğumuz çocuklarımız için sürekli

daha iyi nasıl evlat yetiştiririz endişesi taşırız hep biz müslümanlar...

Biliriz ki doğrudan sözlü nasihatlerin direkt etkisi zordur onlara. Efendimiz

aleyhisselamın biz ümmet çocuklarını eğitim tarzı şüphe yok ki en makbul ve

genel geçer yöntemdir ki o da yaşayarak rol model olma halidir. Tıpkı Hz Ayşe

annemizin O’nun hakkında buyurduğu o veciz söz gibi: ‘O (as), yürüyen/yaşayan

Kur’an idi’...

Kur’an’a baktığımızda da bize doğrudan capcanlı seslendiğini

kimi zaman kıssa ve mev’izelerle kimi zaman da net buyruklarla istikameti

işaret ettiğini görüyoruz. Geçen sabah Lokman suresini okurken ‘Ya büneyye’=ey

oğul! Diye seslenen ayetinin sade ama tertemiz uyarıcılığını görünce sizlerle

paylaşayım dedim:

Lokman Suresi: 17 - “Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret,

kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren

işlerdendir.”

Bu ayeti okurken yine yazdığı tüm eserlerinde ilhamını ‘men

bende-i Kur’anem’ diyerek Kitab-ı Kerim’den alan hep onu anlatan Mevlana’nın

Mesnevisinden bir hikayesi de zihnimde çağrışım yapınca aşağıya alıntılayım

dedim:

“Mevlana bir gün eve geldiğinde oğlunu üzgün görünce

sebebini sorar. Oğlu, ‘hiç’ der. Mevlana dışarı çıkar. Kapıda asılı bir kurt

postu vardır. Onu alır ve üstüne giyer. Ellerini havaya kaldırıp ulumaya başlar.

Oğlu babasının bu haline bakıp güler. Hz.Mevlana ‘oğlum, bak gördün mü’ der.’

Dünya dertleri de işte böyledir. Kurt aslında korkutucu bir hayvandır. Sen o

postun arkasında babanın olduğunu bildiğin için korkmadın ve güldün. İşte bütün

dertlerin akasında Rabbinin olduğunu bil ve O’na güven’ der...”

KENAN EVREN’DEN DAVACIYIM

İnsafsız general Kenan Evren 12 Eylül 1980 darbesi ile

ilgili soruşturma komisyonuna açıklama yaparken diyor ki ‘adaletli davranmış

olmak için bir sağdan bir de soldan gençleri astık.’ Adam öyle rahat ki sanki

kurutmak için ıslak çamaşırları asıyor Ama adamı böyle pervasızca rahat

konuşturan sistemin yanlışlığı tabii. Kurallara göre cumhurbaşkanları

yargılanamazmış! İşte adaletsizlik burada başlıyor zaten. Hukukun üstünlüğü

böyle mi olur

Ben de şahsen hakkımı helal etmiyorum ona ve ekibine.

Darbeden 34 gün sonra yani 16 Ekim 1980 tarihinde Çamlıca’daki evimden annemin

babamın kardeşlerimin gözleri önünde geceyarısı 02:00 sularında askerlerce

gözlerim bağlanmak suretiyle cemseye bindirilip bilinmez bir adrese götürüldüm.

Hayatımın 25 yaşında üniversiteyi yeni bitirip öğretmenlik tayinimi beklediğim

bir sırada sadece delilsiz bir ihbara dayalı haksız tutuklama ile elektrik

verme, ıslatma, falaka, uykusuz susuz bırakma gibi o dönemde içeri alınan

herkese uygulanan sıradan işkenceler altında gözaltı ve tutuklama ile ömrümün

en verimli zamanından sekiz ayımı çalıp daha sonra da beraet ettin diyerek ilk

mahkememde salan bu darbecilerin başı Evren olmak üzere tüm sorumlularından

müştekiyim. (Tarihe not düşmüş olayım ben de buradan)

NUSRET ÖZCAN

Dün kendisini rahmetle anma programına katılmak üzere Fatih

Ali Emiri Kültür Merkezi’nde idik.Bizim dönemin kuşağının taşıdığı genel

özellikleriyle doluydu o da. Hezarfen Çelebi gibi çok marifetli dolu dolu

akıncı bir genç idi. 12 Eylül öncesi koşturduğu başta MTTB’de tiyatro gibi

çeşitli dallardaki faaliyet ve cemiyetçiliği 12 Eylül sonrasında ise durulan

ortamda da farklı zeminlerde koşarak radyo programcılığı, gazetecilk, şairlik

ve yazarlıkla kalemiyle ve lisanıyla davası uğruna koştu. İnancının öfkesini

her daim diri tutan Nusret kardeşimiz o nisbette de dostlarına derin muhabbet

yaşatan içten gülüşünü unutamayışımızı 22.06.2007 vefatının ardından geçen beş

seneye rağmen capcanlı şu an hissedebiliyorsak bu onun güzel fıtratının bir

hüsnü şehadeti değil de nedir Rahmetle..

HZ. NASRETTİN HOCA

İlk kez böyle bir teklif aldığımda neden kendim daha önceden

bunu düşünmedim diye hayıflanmadım değil doğrusu! Bana bu teklifi yapan Harun

Hoca: ‘Goncagül hocam, sen merhum Nasrettin Hoca’nın ruhu için bir hatim

indir!’...

Haklıydı Harun hoca. Çünkü Nasrettin Hoca fıkralarından

seçmeleri canlandırmalarım sayesinde ikinci kez İsveç’e geliyordum. Bir de

ayrıca onlarca kez diğer Avrupa ülkelerini de işin içine katarsak her sene bir

hatim indirmek gerekecek Hoca merhuma... Bu işlerin içinde bir de yurtiçi

çalışmaları var ki bunun en ciddisini Bağcılar Belediyesi Kültür Müdürlüğü’nün

başta Kenan Gültürk olmak üzere bir de bunu AB projesi olarak ‘öğrenmek için

asla geç değil’ üst başlığı ile ‘gülerken öğrenmek’ ismiyle Bağcılardaki

okullarda çocuklarla hocamızı buluşturan Özcan Caymaz kardeşimizin çalışması

sözkonusu idi. Bir de bastırdıkları orijinal Nasrettin Hoca fıkralarını aynı

sayfada yanında İngilizceleri ile renkli resimli kitapları çocuklara

dağıtmaları kalıcı bir çaba idi..

Döneminin Anadolusunun sıkıntılı yıllarında bir yandan

çağdaşı Mevlana’nın şiir ve tasavvufla insanımıza moral verirken yine alim ve

zahit bir imam olan babasından ilk ilmihal derslerini alan Hoca Nasrettin daha

sonra hafızlığını tamamlayıp medrese ilimleriyle donanarak baba mesleği olan

imamlığa dönerken aynı zamanda çarşıda, sokakta ve hatta vakit kaybetmemek için

yolda giderken arkasından gelenlere sırtını dönmeyerek bir şeyler aktarmak için

ters bindiği eşeğiyle giderken bile hikmetli, nükteli konuşmalarıyla halkı

irşad eden bir Hocaefendi olarak yaşamıştır zamanında... O’nun hiç bir hakiki

fıkrası yoktur ki sonunda verdiği ders ile sizi bir hadisi şerife ya da ayeti

kerimenin manasıyla buluşturmasın. Paylaşmayı, infak etmeyi sık sık tekrar eden

ilahi kitabimızın emirlerini Nasrettin Hoca’mızın çoğu fıkralarında tatlı tatlı

işlediğini görürürüz. ‘Ver elini, Ye kürküm ye, İpe un serdim, Bana mı

inanıyorsun yoksa eşeğin sesine mi vs...

Hocamız günlük hayatımızda halen bizlere o bilge kişiliği

ile incitmeden inceden inceye anlatmaya devam ediyor, anlayana tabii ki... Biz

yine adete uyalım ve onu bir kez daha bir fıkrasıyla rahmetle analım:

Hoca bir gün okulda çocuklara ders verirken;

‘Çocuklar, ne olursa olsun hiç bir zaman doğruluktan

ayrılmayın ve yalan söylemeyin’

Deyince sınıfta çocuklardan biri,

‘Ama hocam, babam, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar

demişti’ deyince, Hoca,

‘Aldırmayın, her zaman bir onuncu köy bulunur’ diye cevap

vermiş...  eieieaiiei