25 Mart Çarşamba günü Siirt Üniversitesi öğrenci

kulübünün davetlisi olarak Siirt te idik. Havaalanı daha elverişli olduğu için

Batman üzerinden Siirt e geçtik.

Otomobilden göz ucuyla gördüğümüz kadarıyla bile

Batman ın büyük bir şehir olduğu anlaşılıyor. Kurtalan ı geçip Siirt e

ulaştığımızda Batman ın bir zamanlar Siirt in ilçesi olduğuna inanmakta

zorlandık. Siirt şehir merkezi yağmurlu bir gün olmasından mıdır nedir ilk gün

bize çok okunaklı gelmedi. Kentin geri kalışının ötesinde kendini yansıtan

başkaca bir tarafını görmekte zorlandık. Neyse ki ikinci gün (Perşembe günü) güneş

yüzünü gösterip insanlar sokak aralarından meydan ve çarşılara doluştuklarında

bu Güneydoğu nun mahcup ve gizemli kenti bize ne söylemek istiyor anlamıştık.

Yanımdaki dostlara da (Bünyamin Yılmaz ve Mahmut Bıyıklı) aynısını söyledim:

Bir şehri hakkıyla görebilmek ve de anlayabilmek için güneş şart.

Yağmurlu, bulutlu, puslu havalar ancak bir şehri yanlış

anlamınıza hizmet ediyor.

Yağmurlu ilk günde uykusunu alamamış huzursuz bir kent

görünümündeki Siirt ikinci gün güneşle birlikte samimi sıcak bir arkadaş haline

geliverdi. Biz Batı dan gelenler için Doğu ve Güneydoğu olduğundan iki derece

ya yukarıda ya da aşağıdadır. Özellikle Güneydoğu dan bahsedildiğinde sözün her

zaman ölçüsü kaçırılır ve bir sürü insan ve yol hikâyesi anlatılarak hayal gücü

zorlanmaya çalışılır nedense. Terör yüzünden tabiri caizse adı çıkmış kentlerin

hepsinin ortak kaderi budur. Fakat gittiğinizde durumun içerisine bolca abartma

tozu katılmış hikâyelerden ibaret olduğunu görürsünüz.

Daha önce gittiğim Urfa, Mardin, Bingöl gibi Güneydoğu

illerinde bunu gördüm. Bu sefer de Siirt güneşte gülen yüzüyle bunu anlattı.

Kentlerin hafızasıyla oynamamak gerektiğini anlattı bana lisan-ı hal ile bu

şehir. Daha fazlasını eski Siirt te, şehrin ara sokaklarında, tarihi

mahallelerinde aramamı söyledi. Geleneksel el zanaatlarının, artık temsilcisi

kalmamış mesleklerin, otlu peynir tezgâhlarının sıralandığı çarşılardan geçtik.

Ahşap ın huzurunu bozan beton binaları kutsayan ve urgan satılan çarşıları

buhur kokmayan şehirlerden öç alınmak gerektiğini idrak ettik. Her yağmur

sonrası bir kentin sokaklarından geçtiğimde hâlâ hiçbir şeyin değişmediğini

görünce kimi okuyucularının anlama sorunu çektikleri İsmet Özel şiiri gelir

aklıma. Sonra derim ki; bir şiire de bir şehre girer gibi girmeli insan.

Acele etmemeli, şehir de şiir de zamanla kendini anlamaya

çalışanlara anlatacaktır.

Siirt Üniversitesi 2007 yılında kurulmuş bir üniversite.

Sosyal Bilimler ve Mühendislik bölümlerini, İdari Bilimler, Veterinerlik ve

İlahiyat gibi bölümlere sahip. Üniversite yerleşkesi ve departmanları oldukça

düzenli, iyi organize edilmiş ve ferah. Tillo gibi asırlara dayalı bir medrese

geleneğine sahip olan kentte İlahiyat Fakültesi nin olması son derece isabetli

olmuş. Zira Tillo İlahiyat öğrencileri için başlı başına bir ihtisas mekânı.

İlahiyat Fakültesi Dekanı Cemalettin Erdemli ve Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr.

Fadıl Ayğan bulundukları kentin ve bu bünyede yer alan İlahiyat Fakültesi nin

de önemini derinlemesine kavrayacak evsafa sahip. Bizlere ziyaret ve

programımız süresince refakat edip bir an olsun yalnız bırakmayan İlahiyat

öğrencisi kardeşlerimiz Ömer ve Abdullah bu fakültenin bereketini göstermek

için en güzel örnektir. 

Siirt ve ilçelerindeki geleneksel âlimler aynı zamanda

anlaşmazlıkların ve çözümsüzlüklerin de çözüme kavuşturulmasında etkili bir

merci olma misyonunu sürdürüyorlar.

Siirt özelinden yola çıkarak söyleyecek olursak Türk,

Kürt ve Arap üç dilde halkın birlikte yaşadığı Güneydoğu da can yakıcı

huzursuzlukların ortadan kalkması için bu çok kültürlü yapıyı fırsata

dönüştürmek lazımdır.

Güneydoğu nun kalkınma ve barışı tam anlamıyla ancak

kültürel hamlelerle gerçekleşebilir.

Hangi dilde konuşursa konuşsun bu halkın birbirleriyle

sorunu olmadığı açıktır.

Güneydoğu da din hizmeti veren ya da akil Müslümanlara

düşen görev mezhepçi ya da cemaatçi bir yaklaşımla değil saf İslami bir

perspektifle insanlara bir şeyler anlatmalı, irşat etmelidirler.  Bugün memleketimizde özellikle de

Güneydoğu da dinsel ve cemaatsel bölünmelerin bir ayağında ne yazık ki din

anlatıcıları vardır. Bütün din anlatıcıları behemehal usturuplu bir susma

eğitiminden geçirilmelidir.

Geçen sene Urfa yı ziyaretimde Gümrük Han da sohbet

ettiğim bir ihtiyar amca her şeyi çok iyi özetleyivermişti. Hiç unutmuyorum,

amcaya barış açılımı ile ilgili ne düşünüyorsun diye sorduğumda şöyle cevap

vermişti: Evladım, bizim dargın olduğumuza kim karar verdi ise ona sor bu

soruyu. Biz kimseyle dargın değiliz ki barışmak için adım atalım. Müslümanlar

kardeştir. Gerisi boş konuşmaktır.

Cemil Meriç üstad Işık Doğu dan Gelir derken yüzünü

Batı ya çevirmemişti şüphesiz; sözü nerede ise yüzü orada idi. Doğu ya da

Güneydoğu ya da işte tam buradan bakmak gerekir; Batı nın batıp Doğu nun

doğduğu yerden.