İki haftadır Beykoz da çalışıyorum. Daha önce Kentim İstanbul projesindeki çalışmayla İstanbul u bir uçtan bir uca Evliya Çelebi tarzı  Pendik ten Avcılar a semt semt  dolaşarak başta okullar olmak üzere hemşehri dernekleri, kahveler, meslek kuruluşları ve çeşitli dernekleri ziyaret etmiştik. Konumuz yaşadığımız şehri yakından tanımak, nerede yaşadığımızı bilmek fark etmek, sevmek ve sahip çıkmak. İnsan bir şeyi tanımadan bilmeden sevemez. İnsanoğlu fıtratı gereği ancak benimsediği, sevdiği şeye sahip çıkar. Sevmediğine sahip çıkmaz. Bu düşünceden hareketle  şimdi aynı hassasiyetle  Beykoz Belediyesi nin başlattığı bir yıllık yoğun projede kent uzmanları, sosyologlar, gazeteciler ve bilim adamları kentleşme ve kurumsal kapasiteyi artırma çalışmasını sürdürüyorlar. İsmindeki koz kelimesinin ceviz manasına gelen ve gerçekten en güzel cevizlerin yetiştiği bu yörede şimdi hızla önümüzdeki yıllarda Avrupa Kültür başkenti olma yolunda olan İstanbul a eş kentsel dönüşümünü tamamlama hedefinde Beykoz. Şehirli olmak, köylülükten kurtulmak, medeni olmak, yeryüzü standartlarını yakalamak İstanbul da olmanın, İstanbul lu olmanın olmazsa olmaz şartı olmak durumundadır. Bugünkü nüfusunun % 90 ını 1950 lerden sonra göçle alan 12 milyonluk İstanbul biriken problemleriyle nefes alamaz konuma gelmiştir.

Dolaysıyla çarpık yerleşim sonucu adeta gettoların oluşturduğu her bir köşesinde bir Anadolu şehrinin mesken tuttuğu semtler ortaya çıkmıştır. Haliyle de göçle gelenler geldikleri yeni yere uyum sağlamak yerine birlikte olduğu hemşehrileriyle memleketinden getirdiği eski yaşayış biçimi ve adetlerini devam ettirmekte bir sakınca görmemekte... Düğününü yine sokaklarda davul zurna çalarak yapmakta, çamaşırlarını sokakta yıkayabilmekte, halısını dışarıda kapısının önünde temizlemekte vs vs...  Şehirde yaşamakla köyde yaşamanın elbette bir farkı olacaktır. Köyde tarlada yola tükürsen toprağa karışır gider belki ama yolda asfaltta yapılan bu  yanlış hareket binlerce insanla birlikte olduğun çevrede başta kul hakkı olmak üzere hem günah hem de çirkin bir sonuç getirmekte... Şehirli olmak medeni olmak zaten bizim kültürümüzde varolan bir cevherdir. Medeni olmak güleryüzlü olmaktır, insanlara selam vermektir, kibar olmaktır, yardımsever olmaktır, sanata düşkün olmaktır, hoşgörülü olmaktır, temiz ve düzenli olmaktır. Bütün bu saydıklarımıza baktığımızda zaten bunların bizim kültürümüzün özünde varolduğunu görüyoruz. Neredeyse tamamı Müslüman olan insanımıza yaşayışıyla örnek ve rehber olan sevgili peygamberimizin hayatında bunları öngördüğüne tanık oluyoruz. Medeniyet kelimesine etimolojik olarak baktığımızda kökeninin Medine sözcüğünden geldiğini görüyoruz. O nun da din yani İslam dan beslendiği sözkonusu olunca hakiki dindar insanların zaten medeni olması kaçınılmaz şart olmakta. Bedevilikten kurtulup İslam ı seçen insanların medenileştiğine tarih de tanık olmakta... Yanında çalıştırdığı insana yediğinden yedirip giydiğinden giydiren bir peygamber; yıllarca hizmetinde bulunan yazıcısına yaptığı yanlışlara rağmen  bir gün bile azarlamayan, eşlerine çocuk ve torunlarına bırakınız tokat atmayı bir lahza hakaret teşkil edecek söz söylemeyen o büyük insanın yoluna mensup insanlar isek elbette bizden daha medenisi olmamalı herhalde... Yeryüzüne örnek millet, önder ümmet sorumluluğunda olan bizler ne yazık ki örnek peygamberi kendimize model almadığımız için bugün onun günahını yaşamakta ve kendilerinden nefret edilerek uzaklaşılan insanlar seviyesine düşmekteyiz.

Pardon! İstanbul un yeşili, tabii ve mimari güzellikleriyle dolu tarihi semti Beykoz da kentleşmeyi anlatacaktık ama sütunumuz yetmedi. Yetmezdi de zaten. Gerçekten inşallah bu zengin proje tamamlandığında yaşanılır bir yer olacak gibi İstanbul un fethinden elli sene önce bizim olan Beykoz...