Çocukluğunu 90’larda geçirenlerin net hatırlayacağı bir görüntü vardır o dönemin ülke siyasetine dair. Her görüşten siyasi parti liderleri televizyon programlarına beraber çıkıp kendi hedeflerini, ülkeye dair inançlarını, ülkenin geleceğine dair planlarını anlatırlardı. Genelde özel televizyonlarda gerçekleşirdi bu programlar. 70’lere tanıklık etmiş olanlarımız da devletin kanalında da bu tür programları izledikleri vakidir. Televizyonun bir kitle iletişim aracı olarak insanların hayatına nüfuz ettiği zamanlarda televizyonda içerik üreticileri siyasi hayatta gerçekleşen olaylardan uzak kalmayarak insanları ekranda tutacak programlar yapmışlardır. Çeşitli sebeplerle ülkenin her noktasına ulaşma imkânı olmayan siyasi partiler de televizyon vasıtasıyla siyasi iletişim için çalışmalarını yapabiliyordu.
Bu programlar genellikle canlı yayın şeklinde gerçekleşirdi ve tüm seçmen her siyasi partinin liderini olduğu gibi izler, kendi görüşüne, deneyimine, hedefine göre seçim günü sandıkta oyunun rengine karar verirdi. Demokratik rejime sahip olan ülkelerde hâlâ siyasi parti liderleri bu tür siyasi içerikli programlara beraber çıkıp, konuşabiliyorlar. Birbirlerinin açıklarını mı ortaya koymaya çalışırlar, birbirlerinin eski defterlerini mi açarlar; o da o ülkenin siyasi ikliminin gerektirdiği şartları içerir.
90’larda özel televizyon kanallarının artmasıyla birbirleri arasında daha fazla izlenme almak için toplumun her kesimine hitap etme kaygısıyla “kendi” görüşünde olmayan siyasilere de yer verirlerdi. O zamanlarda da kartel medyası vardı. Fakat hemen hemen sahada çalışma yapan her siyasi oluşum televizyon ekranlarında kendilerine yer bulabilirdi. Bazen bu programlarda yaşanan polemikler günlerce konuşulur o televizyon kanalı da, basın yayın kuruluşu da gündemde kalırdı.
Seçmen açısından da bu programlar ülkenin geleceğini belirleyecekleri seçim sürecinde her siyasi partinin programı konusunda aşağı yukarı bilgi sahibi olmasına sebep oluyor; destek vereceği partiye neden destek vereceğini, destek vermeyeceği partiye de neden vermediğine dair bir farkındalık oluşturuyordu.
Siyasiler için ise bu programlar çok güzel bir fırsat oluyordu. Daha geniş kitlelere ulaşarak varmak istedikleri iktidara giderken bir alan açıyordu. O zamanlar fark etmediğimiz ama son yirmi yıldır yaşayarak anladığımız mesele ise herkes “konuşabiliyormuş”. O zamanlarda da siyasiler içinde yalan içerik üretenler, birbirine iftira atanlar muhakkak vardı. Ama bu tür canlı programlarda siyasi liderler ve siyasi temsilciler yüz yüze gelme ihtimali var olduğu için günümüzde olduğu kadar rahat şekilde kötü işlere meyledemiyordu. Her siyasi görüş bir şekilde programda yer bulduğu için günümüzdeki gibi keskin kutuplaşma yaşanmıyordu. Her parti daha fazla insanı etkileme, ülkenin daha geniş yelpazesinden destek beklediği için diğer görüşlerdeki siyasiler hakkında keskin ifadeler ‘hainler, teröristler’ gibi kullanamıyordu. Siyasi polemikler, kavgalar bu kadar yıkıcı şekilde yaşanmıyordu.
Günümüzden o günlere bakıyoruz da… O zamanlar milletimiz ülkenin gerçekleri ile yaşıyordu. İktidarlar tarafından oluşturulan algılar çabuk bir şekilde izole edilerek “yalan siyaset” kartı etkisiz hale gelebiliyordu. Siyasilerin ve insanların kendileri ifade etme imkânı günümüzden fazlaydı. Eksiği ile fazlasıyla oturup bir değerlendirme yaptığımızda o zaman yayınlanan siyasi içerikli programlar daha fazla bilgi, araştırma, ülke menfaati, insanımızın çıkarını sağlıyordu. Şimdilerde siyasi içerikli programlarda milleti temsilen farklı siyasi temsilciler yerine dört beş gazetecinin soru sorduğu (o soruları gazetecilerin sorduğuna inanmakta!) sadece tek siyasinin cevaplıyor gibi yaptığı içerikten ibaret. Aynı anda farklı görüşleri görüp partiler arasında muhakeme edemeyip bir futbol taraftarına dönüştürülen seçmen kitlesi…
Maalesef, ülkemizde ise özellikle “Z kuşağı” denilen 2000’lerden sonra doğmuş nesil tüm siyasi partilerin yan yana konuştukları bu tür programları göremediler. Bu siyasi kültürü göremediler. Farklı siyasilerin aynı platformda “konuşabileceği”ni göremediler.
Televizyon ekranlarında yaşanan bu değişim toplumda keskin kutuplaşma şeklinde tezahür etti. Beraber yaşama kültürünü kaldırmak iktidarın işine geldi. Milletin farklı kesimleri kavga ettikçe kendi yaptıkları yolsuzluklar, fesat karıştırılan ihaleler gündemden düştü. “Konuşamayan” taraflar iktidar güçlerinin elini kuvvetlendirdi.
Şükür ki, ülkemizde bu olumsuz tabloyu bozacak siyasi olaylar da yaşanıyor. Birbirinden farklı, birbirine “benzemez” altı parti yan yana gelerek uzun süreden beri “konuşabiliyor”. Ülkenin geleceği adına “kendi” kalarak her siyasi parti “ortak bir zemin” bulmaya gayret ediyor. Her alanda; ekonomi alanı başta olmak üzere, eğitim, sağlık, ahlâk ve maneviyat gibi alanlarda ülkenin getirildiği uçurumun kıyısından kurtarmak için mesai harcıyor. En önemlisi yirmi yıldır insanımıza unutturulmuş farklı siyasi partilerin yan yana gelip konuşabileceğini hatırlatıyorlar.
…
Evet, ülkemizde insanlar “konuşabiliyor”!