Tarım Bakanlığı nın içinde bulunduğu politikasızlığı

anlatması bakımından bundan daha güzel bir örnek olamaz.

Ekmek, undan un ise buğdaydan elde ediliyor. Buğdaylar da

kendi aralarında gruplara ayrılıyor. Her birinin de ayrı ayrı isimleri

bulunuyor. `Ahmetağa, Selimiye, Tekirdağ, Müfitbey, Sultan ve Topbaş gibi Bu

isimlere göre üretiliyor ve fiyatlandırılıyor. Bunun için de TMO nun listesi

baz alınıyor.

TMO, 2011 yılına kadar üreticiden aldığı buğdayın

fiyatını listesindeki isim ve gruplara göre belirliyordu. Yani buğdayın protein

değerleri hiç dikkate alınmadan sadece fiziki görüntüsüne bakılıyordu. Bu durum

hem üretici hem de TMO açısından birçok sıkıntıya neden olduğu için TMO 2011

yılında bu klasik alım sisteminden vazgeçtiğini duyurmuştu.

Geçilen yeni sistemde buğdayın protein değerlerine

bakılacak ve ona göre fiyatlandırılacaktı. Artık buğday çeşitlerinin fiyatları

isimlerine göre değil protein değerlerine göre belirlenecekti. Yani kişinin

hastaneye gidip kan vermesi gibi üreticinin buğdayları da artık analiz

cihazlarından geçecekti.

Bunun için de 8,2 milyon avro ödenerek kimyasal analiz

cihazları alındı. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker de bu yeni

sistemin o günlerde güzel bir propagandasını yapmıştı. Bu konuda 5 yıldızlı

otellerde paneller, sempozyumlar düzenlenmiş, kamu spotları hazırlanmıştı.

Hatta Bakan Eker, tanıtım filminde bile rol almıştı. Cihazlara verilen para

kadar olmasa da bu sistemin tanıtımına da ciddi bir kaynak harcanmıştı.

Bakan Eker in ifadesi ile artık Türkiye çağ atlıyordu.

Yeni sistemde üretici daha kaliteli buğday çeşitlerine yönelecek ve daha fazla

kazanacaktı.

Gerçekten de eğer bu sisteme geçilebilseydi Türkiye yi

bilmem ama hububat sektörü çağ atlayacaktı. 

Ancak ne gariptir, milyonlarca avro harcanmasına ve ciddi

propagandası yapılmasına rağmen yeni sisteme geçilemedi. TMO iki yıldır eski

sistemle alımlarına devam ediyor. 8.2 milyon avro verilerek alınan cihazlar

kullanılmasına kullanılıyor ancak yine fiyatlar protein değerlerine göre değil

TMO nun listesinde yer alan isimlere göre belirleniyor. Diyelim ki, çeşit ismi

`Ahmet olanla `Veli olanın protein değerleri aynı olmasına rağmen ismi Ahmet

olan birinci grupta yazıldığı için 720 liradan alınırken, ismi Veli olan ise

ikinci gurupta olduğundan 680 liradan alınıyor. Eğer isim listede yok ise daha

da düşük fiyattan fiyatlandırılıyor. 

Mevcut durumun geçmişten tek farkı, buğdayların protein

değerlerinin bilinmesi Onun dışında eski sistem aynen devam ediyor. TMO nun

isim listesi de mevcudiyetini koruyor. Gelişmiş ülkelerin hiç birisinde isme göre

alım yapılmadığı halde TMO isme göre alıma devam ediyor. Bakan Eker e göre de

bunun adı `çağ atlamak oluyor.

Ziraat odaları, tohum üreticileri, üreticiler herkes bu

durumdan muzdaripler. Milyonlarca avro harcanmasına rağmen yeni sisteme neden

geçilemediğinin cevabını ise bir türlü alamıyorlar. Bakanlık bir şey söylüyor,

TMO farklı bir şey söylüyor.

Eski sistem devam ettiği için Türkiye de kaliteli tohum

çeşitlerinin geliştirilmesi de mümkün değil. Çünkü üretici bu sistemde yine

bilindik çeşitlere mecbur bırakılıyor. Bunu da en iyi Bakan biliyor. 

Günlük yaşamımızda sıkça kullandığımız bir deyimimiz var;

`eski köye yeni adet getirmek diye. Bu deyim, Bakanlığın ve TMO nun

yaptıklarını ne güzel özetliyor.

`Eski alışkanlıklarımızdan vazgeçmeyeceksek milyonlarca

avro vererek bu cihazları neden aldık

Bu sorunun cevabını da en iyi sayın Bakan bilse gerek!

Açıklarsa biz de öğrenmiş oluruz.