İnsanın, inancına ya da düşüncesine yabancılaşmasına neden olan etkenler sıralandığında ilk sırayı her zaman olduğu gibi bilgisizlik alır. Taşıdığı inanç ve düşüncesinin gerçeklerinden ve gelişmelerinden habersiz ve bilgisiz kalmak, öğrenme ve kendini yenileme gayreti duymamak bilgisizliğin kapısını aralar. Bunun yanında; kulluk şuurundan uzaklaşma ise dünyanın geçici ve gölge görüntülerine kapılmayı, kendi kaderlerine ve kısmetlerine razı olmamayı tetikler. Bu durum, kişiyi başıboş bulunmaya ve kendi haline bırakıldığı zannına sevk ederek imtihan edildiği ve sonunda cennet ve cehenneme erişeceği ciddiyetini yok eder.

Ciddiyetinin farkında olmayan kişi, kendi arzularını ve çıkarlarını her şeyin ve herkesin üstünde tutmayı gözetir. İnsanlara sadece kendisine yararı ve yakınlığı kadar önem vermeye, karşılıksız merhamet ve muhabbet duymamaya başlar. İnsanların derdiyle dertlenmek yerine yetkilerini ve fırsatlarını kötüye kullanarak bilgi ve becerilerini insanların önlerini kesmeyi tercih eder. Bu gibi basit meseleler ve bayağı meşguliyetler neticesinde, önemli ama riskli konulara eğilmeden kaba işlere ve kabuk görüntülere saklanıp, ince hikmetlere ve perde arkası gerçeklere yönelemezler. Böylece, ülkenin ekonomik, ahlâkî sorunlarını, bunların sosyal ve siyasal sonuçlarını ve çözüm yollarını düşünmezler.

Bu gayesizlik süreci ise, kutsal amaç ve sonuçlar konusunda ümitsiz, projesiz ve heyecansız dolaşmalarına imkân sağlar. Artık, basit ve bencil hesapların adamıdırlar ve işleri ise; bayağı ve aşağı beklentiler için boğuşmaktan ibarettir. Hatta bu durumlardan dolayı şahsen suçluluk hissetmemek, görev ve sorumluluk yüklenmemekle beraber dostlar alış verişte görsün diye bazı hayırlı hizmet ve hareketlere de destek vererek sadece nefsini tatmin edecek davranışlara girerler. Nemelazımcı ve vurdumduymaz bu tavırlar neticesinde gaflete düşülmüştür artık. Büyük hedeflerin değil, küçük heveslerin peşinde koşarak günü birlik hizmet ve hareketlerin esiri olup, yüksek ideallerden mahrum kalırlar.

Bilgi ve beceri sahibi olmak, ahlâken olgunlaşmak, Hak bir davayı omuzlamak gibi, sabır ve samimiyet gerektiren ciddiyet ve cesaret gerektiren konularda tembel ve uyuşuk davranmak becerileri olan bu adamlar artık başkadır. Temel insan haklarına karşı yapılan saldırılar ve ahlâki yozlaşmalar karşısında duyarsız ve tutarsız bir tavır takınmak, kolaycılığı ve hazıra konmayı, beleşçiliği ve başkalarının sırtından geçinmeyi gözü açıklık saymak onlar için temel değerler olmuştur. Kendi gururu ve çıkarı için gösterdiği kahramanlık ve fedakârlığın binde birini, dini ve davası için ortaya koyamayan bu adamlar; Haklı bir teşkilatı ve hayırlı bir cemaati, nefsî arzuları ve siyasi amaçları için istismara kalkışma noktasında umduğunu bulamayınca veya şer cephesi daha fazlasını önüne koyunca, nifak ve tefrika çıkarma konusunda da ustadırlar.

Bilgisizlik, sevgisizlik, ilgisizlik, gayesizlik ve gayretsizlik neticesinde uhrevi ve ebedi kazançlar yerine, dünyevi ve geçici amaçlar için uğraşan bu adamlar bilmelidir ki; kendileri o eski adamlar değildir. Adamlıklarını "eski" görüntüleriyle sürdürmeyi de bırakmalıdırlar. Allah ın rızasını aramadan, her konuda Allah ın en fazla hoşnut olacağı tavrı takınmadan yapacakları her çalışma boşuna çalışma olmaktadır ve olacaktır. Bizler, kendilerinden çalışma değil, kendileri olmalarını bekliyoruz. Bunu kendileri de bekliyorsa cehaletlerinin farkına varsınlar, bir bilene danışsınlar. Çünkü; insan ahlâkını dejenere eden ve toplumsal barışı dinamitleyen, ekonomik ve siyasi hayatı kirleten bu yabancılaşma, ancak manevi tedavi ve terbiye ile giderilebilir. Böylece huysuz ve huzursuz bir insan, uyumlu ve uygar biri haline gelebilir.

Hayat, nefsin fani ve fena heves ve hilelerine karşı yürütülen bir mücadele ve mücâhede süreci değil midir O zaman niye Ramazan da Müslüman Şevval de demokrat oluyoruz İnancımız ve düşüncemizin heyecanını yeniden yakalamak ve gayret sarf etmek için bugünkü imkânları değerlendirmeliyiz. Değerlendirdiğimiz ölçüsünde yeni heyecanlara gark olabiliriz. Yoksa niçin yapmadığımızı söyleyen olalım ki! Her insan İslâm fıtratı üzere doğduğuna göre; Müslüman olmak kendimiz olmaktır. Kendimiz kalmak ise adam kalmaktır, eski değil, eskimez olmaktır. Çünkü taşıdığı değerin farkında olanlar eskimez.