Demokratik bir ülkede seçime partilerin eşit şartlarda
gitmesi gerekir. Ama seçime girmeye hak kazanan partilerin seçim kampanyalarını
eşit şartlarda yürütmelerinin imkânı yoktur. Siyasi partilerin kuruluşları ve
kurulduktan sonra da seçime girebilmelerini esas alan şartları yerine getirmek
kolaydır ve bu şartları yerine getirmek partilerin seçime girmelerinin önünü
açmaktadır. Ama seçim kampanyalarının adil ve eşit şartlarda yürütmeleri mümkün
değildir. Özellikle devlet televizyon ve radyo kanalları her seçim döneminde
iktidar partisi ya da partilerinin yayın organı haline gelmektedir. Söz gelimi
TRT Haber kanalını her saat başı haber vermesi sebebiyle izlemeye çalışırım.
Devlet televizyonu olduğu için de tarafsız yayın yapmasını beklerim. Ama şu
seçim kampanyasının hızlandığı bir dönemde TRT için sadece iktidar partisi,
Başbakan ve bakanların haberleri birinci öncelik arz ediyor. Bu arada garnitür
kabilinden CHP, MHP ve BDP ye de arada yer veriliyor. Bunların dışında seçime
19 partinin daha girdiği ya bilinmiyor ya da bilinmezden geliniyor. Böyle
olunca da Başbakan Erdoğan ın bir gün içinde iki ilde mitingi varsa bu iki
mitingler baştan sona TRT de en az iki kanalda canlı olarak veriliyor. Bununla
da yetinilmiyor her saat başı Başbakan ın mitinglerde yaptığı konuşmalar özet
halinde tekrar tekrar aktarılıyor. Diyebilirim ki TRT nin adını AK Parti
televizyonu olarak değiştirmek şaşırtıcı olmaz.
TRT nin kendisini savunmak adına bir takım prensiplerden
bahsetmesi, TBMM de grubu olan partilerin haberlerini verdiği, bunun yanında AK
Parti nin iktidar partisi olması hasebiyle bazı öncelikleri bulunduğu gibi
açıklamalar yapılabilir. Tüm bunların doğru ya da yanlışlığı bana göre çok
önemli değil. Eğer, Yüksek Seçim Kurulu 23 partinin seçime girme şartlarını
yerine getirdiğine karar vermiş ise seçim yarışının eşit şartlar atında
yapılması gerekir. Denebilir ki, ne yapılırsa yapılsın partilerin seçim
yarışını eşit şartlarda sürdürmeleri mümkün değildir. Söz gelimi hazine yardımı
partilere aldıkları oy oranına göre verilmektedir. Bunun için de belli bir
oranı geçmeleri kanuni şarttır. Bunlar doğrudur ama bunların doğru olması seçim
kampanyalarının eşit ve adil şartlar altında yürütüldüğü anlamına gelmez. Zaten
gören gözler için şartlar apaçık ortadadır.
Bu husus RTÜK tarafından da belirlenmiş, tarafsız
olmadığı için TRT ye uyarı cezası verilmiş. Çünkü RTÜK ün 22 Şubat 2 Mart
arasında TRT nin AK Parti ye 792 dakika (yüzde 89.52), CHP ye 45 dakika (yüzde
4.96), MHP ye 48 dakika (yüzde 5.29), BDP ye 2 dakika (yüzde 0.22) ayırdığını
tespit etmiş. Dikkat edilirse seçime giren diğer partilerin listede adı bile
geçmiyor. Çünkü o partilerin söylediklerinin millete aktarılması gerektiğine
TRT inanmıyor, bunu adil ve eşit seçim yarışının bir gereği olarak görmüyor. Bu
bakımdan bazı partilerin seçim meydanlarında maddi imkânsızlık sebebiyle
varlıklarını göstermeleri çok zorlaşırken, bazı partiler hazine yardımı ile 100
metrelik seçim yarışına 90 metre önde başlıyorlar. Bu da yetmiyor devlet
televizyonları emirlerine tahsis ediliyor. Böyle bir yarışın olduğu yerde yeni
partilerin ortaya çıkması, düşüncelerini halka anlatarak demokratik yarış
sonunda millete alternatif sunabilmeleri kolay mıdır Denebilir ki, bazı
partiler kuruluşlarından sonraki ilk seçimde iktidar oldular. Doğrudur. Ancak o
partiler doğrudan ya da dolaylı darbelerin arkasından milletin darbecilere
duyduğu tepki sonucu o başarıyı yakalamışlardır. Parlamentonun yenilenmesi,
yeni partilerin Meclis te yer alması için darbeler mi gerekiyor Böyle
düşünülüyorsa bunun demokrasi ile bir alakası olabilir mi Demokrasilerde
partilerin ülke yönetimi ile ilgili projeleri ve ülkenin ihtiyaçlarının öncelik
sıralamasını millete takdim ederek, ona göre oy istemeleri gerekmez mi Hiç
kimse sakın seçime giren partilerin ülke yönetimine dair düşüncelerini
açıklamasına engel yok demesin. Açıklamaya mani yok ama bunun kitlelere
ulaştırılmasına engel var. Siz istediğiniz kadar güzel düşünce ve fikirlere
sahip olun bunu topluma ulaştıramıyorsanız, meydan sesi çok çıkanlara kalıyorsa
adil ve eşit şartlarda seçimden, bunun da ötesinde gerçek bir demokrasinden söz
etmek gerçekçi olmaz.