Suriye de iki yıldır çok şiddetli bir savaş yaşanıyor ve
bu savaşta hayatını kaybedenlerin sayısının yüz bine doğru hızla tırmandığı
bizzat Başbakan Erdoğan tarafından belirtiliyor. Bu arada Suriye yönetiminin
kimyasal silah kullandığı iddiaları da medyaya yansıyor. Suriye de iki yıldır
kan dökülüyor. Bu arada evlerini terk etmek zorunda kalanların iki milyonu,
komşu ülkelere sığınan Suriyelilerin sayısının bir milyonu geçtiği ifade
ediliyor. Bu noktada dünya üzerinde barışı sağlamakla görevli(!) bir takım
uluslararası kuruluşlar ile özgürlük ve demokrasi bayraktarlığını kimselere
bırakamayan bazı ülkelerde olayları seyrediyor. Bana göre bu tavır Suriye de
iki tarafı da ne olduruyor ne öldürüyor. Kısacası birbirini öldüre öldüre
kökünüzü kazıyın mantığı geçerli. Bunları söylerken Suriye ye bir dışı
müdahalenin olmasını savunuyor değilim. Sadece, şimdiye kadar bir takım
iddialarla bazı ülkeleri işgal edenlerin ve onlara destek verenlerin Suriye söz
konusu olunca seyirciliğe soyunması, arada bir İsrail in Suriye de bazı
hedefleri vurmasına dikkat çekmek istiyorum. Sanki başta ABD olmak üzere BM
dâhil uluslararası örgütler Esad yönetimini devirme ya da etkisiz hale getirme
görevini İsrail e vermiş görünüyorlar. Çünkü İsrail vuruyor ama BM, ABD ve
yandaşlarından aleyhte ciddi bir tepki gelmiyor.
Böyle olunca da bu görev İsrail e neyin karşılığı
verildi sorusu akla geliyor. Evet Neyin karşılığı İsrail in iki de bir
Suriye ye vurmasına kayıtsız kalınıyor Bununla da yetinilmeyerek akan kanı
durdurmak adına ciddi hiçbir adım atılmıyor Gerçi Başbakan Erdoğan her
fırsatta Suriye yönetiminin akıttığı kanın hesabını vereceğini söylüyor ama
onun bu tavrı iç savaşı durdurmuyor.
Bu arada Filistin ile İsrail arasında görüşmelerin
başlayabilmesi için İsrail in işgal ettiği topraklardan çekilmesi söz planında
gündeme geliyor olsa da uluslararası planda İsrail i zorlayacak hiçbir adım
atılmıyor. Kısacası İsrail, arz-ı mev ud hayaline giden yolda adım adım
ilerliyor. Endişem Suriye nin İsrail e yönelik saldırıları bu hedefe ulaşması
için kendisine ABD ve yandaşlarının tanıdığı bir fırsat olabileceğidir.
İslam dünyasının tavrı da dikkat çekicidir. Bazı
ülkelerin Esad ın zalimliği sebebiyle İsrail saldırıları karşısında sessiz
kalmayı tercih etmeleri dikkat çekicidir. Hâlbuki Suriye olayı tamamen İslam
dünyasının meselesidir ve çözüm bulma noktasında olanlar da Müslümanlardır. Bu
olayda İsrail, ABD ya da bir başka Batılı ülkenin devreye girmesine onay vermek
esas tehlikeyi görememek anlamına gelebilir. Bir başka ifade ile bölgemize
yönelik büyük oyunun farkında olamamaktır.
Her fırsatta Düşmanımın düşmanı dostumdur tekerlemesi
tekrarlanır. Ancak, Suriye olayının emperyalist güçler tarafından İsrail e
havale edilmesini sözünü ettiğimiz tekerleme ile izah etmek mümkün değildir.
Böyle bir yaklaşım gerçek tehlikeye bilerek ya da bilmeyerek destek vermek
anlamına gelir.
Kısacası, Suriye konusunda çok dikkatli olunması
gerekiyor. Çünkü Siyonistler ve Batılı ülkeler bölgemizde sürekli bir çatışma
ortamı oluşturmak için özellikle mezhep farklılıklarını kullanıyorlar. Yıllarca
ırki farklılığı kullandılar, İslam dünyasını parça parça ederek zenginliklerini
sömürdüler. Bu noktada sadece oyunu sahneleyenlere kızmak, onları lanetlemek meseleye
çözüm getirmez. İslam dünyasının kendine dönmesi, bu oyunlara alet olmaması
gerekiyor.
Bunun için de öncelikli olarak İslam dünyasının
kucaklaşmayı başarması ve ikinci adım olarak İslam Birliği ni kurması şart.
Yoksa Siyonistlerin ve emperyalistlerin sahnelediği oyunda figüran olarak rol
almaya devam edilecektir.