Günümüzde kadın-erkek ilişkileri, "çatışmadan öte kavgalara ve düşmanlıklara" doğru hızlı bir şekilde gidiyor.

Hayatın akışı mı bunu körüklüyor, yoksa bu bir "evrensel proje" mi, sorusu ister istemez insanın aklına takılıyor.

Şu anda ülkemizde, en ciddi yara alan ve hızlı bir çöküş sürecine giren "aile kurumumuz" durmadan kan kaybediyor.

Savrulan dünyada, Aile yapımız, gerçekten tehlikededir, ailenin içine "virüs" girmiştir.

Aile olmadan hangi toplumdan, hangi düzenden, hangi anayasadan bahsedebiliriz

Gidişat böyle devam ederse, "gelecekte Türkiyenin en büyük sorunu aile krizi sorunu" olacaktır.

"Modern dünya," özgürlüğü, bireyselliği ve eşitliliği kullanarak ailede, evlilikte ve toplumda büyük tahribatlar yapmakta ve insanları yalnızlığa sürüklemektedir.

"Seküler batı dünyası," kendi aile hayatlarını ve evliliklerini koruyamayınca, başka milletlerin hayatlarını da bozmaya koyuldular.

Trajik aile parçalanmaları, aile içi şiddet, karı-koca geçimsizlikleri, gayrı meşru ilişkiler, cinsel sapıklıklar, sahipsiz, sokak çocukları ve mahkeme salonlarında yaşanan dramları, aile kurumunu ve evlilikleri derinden yaralamaktadır.

Ailede ciddi bir sorun olduğu ve giderek hızlı bir irtifa kaybettiğini artık herkesin görmesi lazım.

Ülkemizin ve dünyanın gidişatı ne olursa olsun, kadın-erkek birlikte yaşamak zorundadır.

Bu hayatın ve insanlığın bir gereğidir.

Kültürel değerlerimizden bize miras kalan "aile kurumu" na sahip çıkabilmek için kadını da erkeği de "yaratılış amaçlarına" uygun olarak birbirlerine "yakınlaştırmak ve bütünleştirmek," her insanın aslı görevidir.

Bunun için de hayatın ve ailenin temelini oluşturan "evlilik öncesindeki eş seçimini" yeniden ele almak ve bunun üzerinde çok kapsamlı projeler üretmek kaçınılmaz bir ihtiyaç haline gelmiştir.

İnsanlar hayatları boyunca birçok konuda seçim yaparak hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

Giyeceği giysilerden tutunda evleneceği eşinin seçimine kadar her alanda yaptıkları seçimlerle yaşamlarını belirliyor ve şekillendiriyorlar.

"Eş seçimi" ise bunların içinde en önemli olanıdır.

Bu nedenle evlenecek olanlar, eş seçimine karar verirken hem kendini hem eş adayını iyice tanımaya çalışmalı ve ona göre değerlendirmelidir.

Konu "hem duygusal, hem mantıksal" açıdan enine boyuna iyice tartılıp biçilmelidir.

Çünkü yapılan her seçim, kişiliği oluşturmada bir yapı taşıdır ve hayatını yani kaderini belirliyor.

Buradan şu sonuç ortaya çıkıyor, kişi kendini tanımadan kendisi hakkında doğru ve kalıcı seçimler yapamaz.

Bu bağlamda kişinin iyi bir evlilik ilişkisine sahip olabilmesi için önce kendini iyi tanıması sonra da eş adayını tanıma safhasına geçmesi gerekiyor.

Kendini bilmek demek, bir insanın güçlü ve zayıf yönlerini, duygularını, düşüncelerini, yeteneklerini, isteklerini, zaaflarını, biyolojik ve psikolojik açıdan kendinde olanları bilmesi ve bunları doğru değerlendirmesidir.

Kendini tanıma zorlu bir süreçtir ama hayatın ve geleceğin şifresi de bunun içinde saklıdır.

Kendini tanıyan başta Yaratanını tanır.

Bu yüzden kişinin kendini tanıması bir "farkındalık" tır.

Bu bilinç, insanın kendi davranışlarını gözlemesini ve yorumlamasını sağlayacaktır.

Kadın veya erkek, kendilerini tanıyıp anladıklarında işte o zaman, karşı tarafı tanıma, anlama ve olduğu gibi kabullenme imkânlarına sahip olurlar.

Kendini tanımak isteyen insan büyük bir azim ve kararlılıkla kendi üzerinde özellikle çalışmalıdır.

Kendini tanımak için de, önce kendine sorular sormalı ve cevaplarını aramalı.

Eş seçimiyle ilgili soracağı sorularda; "eşini seçerken neden onu seçtiğini" "neden onunla evlenmek istediğini," "onu hangi yönüyle tercih ettiğini," onunla uyum sağlayıp sağlayamayacağı," gibi sorulara vereceği cevaplar, kişinin kendini tanıması hususunda yeterince olmasa bile genel bir kanaat sahibi yapacaktır.