BİSMİLLÂHİRRAHMÂNİRRAHÎM;
1966’DA İmam Hatip Okulu’nda öğrenim görmek için köyümden Denizli’ye gittim. Orta kısmının 4. sınıfında iken; 1969’un Şubat ayında Erbakan Hoca “İslâm ve İlim” konferansını vermek üzere Denizli’ye geldi. Sinema salonunda konferans vereceğini hangi vesileyle öğrendiğimi hatırlamıyorum.
Salon tıklım tıklımdı. Herkes önemli bir misafiri dinleyecek olmanın heyecanını yaşıyordu. Geldi ve büyük bir coşkuyla kürsüye davet edildi. Uzun boylu, güler yüzlü, kendinden emin bir insan. Ömrümün ilk konferansını dinliyordum. Erbakan Hoca salondakilere, “Esselâmü aleyküm, muhterem Denizlili kardeşlerim!” hitabı ile sözlerine başladı.
Toplumun Batı’ya özendiği, Amerika’yı akrabası imiş gibi kendine yakın hissettiği günlerdi. Erbakan Hoca konferansında Müslüman ilim insanları ile, Batılı ilim insanlarını karşılaştırıyordu. Bütün ilimlerin kurucularının Müslümanlar olduğunu anlatıyor; Batılıların elde ettikleri ilimleri Müslümanlardan kopya ettiklerini örneklerle açıklıyordu. Erbakan Hoca anlattıklarında yalnız değildi. Batı’nın gerçekleri gizlemeyen ilim insanları da aynı şeyi söylüyordu.
Alman kadın Araştırmacı Dr. Sigrid Hunke, doktora tezinde Müslüman ilim insanlarıyla, Batılı ilim insanlarını karşılaştırıyordu. “Allahs Sonne Uber dem Abendland - Unser Arabischen Erbe” adını verdiği, “Avrupa Üzerine Doğan İslâm Güneşi” ismiyle Türkçeye çevrilen eserinde, İslâm âlimlerinin Avrupalı bilim insanlarına öncülük ettiğini ispat etti. Meselâ; kitabında büyük İslâm bilgini Fahrettin er-Râzî’yi, “Bütün devirlerin en büyük hekimlerinden biri” ara başlığıyla takdir ediyordu.
KENDİNE GÜVENİ TAMDI
ERBAKAN Hoca Denizli’deki konferansında o güne kadar hiç duymadığım şeyleri anlattı. İfadeleri açık, konusuna hâkimdi. Tezini, karşı çıkılmaz delillerle açıklıyordu. Konuşurken sağ elini açarak beline koyuyor; verdiği örneklerle konusunun iyi bir uzmanı olduğu izlenimini uyandırıyordu. Onu dinledikten sonra bende, “İşte Türkiye’nin ihtiyacı olan lider” hissiyatı uyandı.
Erbakan’ın anlattıklarından çok etkilendim. “Kim bilir, onu bir daha görebilir miyim?” diye düşündüm. İleriki aylarda, Erbakan’ın Türkiye Odalar Birliği’nden ayrıldığı, hizmetini siyasî alanda sürdüreceği konuşuldu. 12 Ekim 1969’da milletvekili genel seçimleri yapılacaktı. Konya’dan Bağımsız Milletvekili Adayı oldu. Diğer şehirlerden bazı arkadaşlarını da aday olmaya teşvik etti. Genel seçimlerde 3 milletvekili çıkabilecek oranda oy alarak Konya Milletvekili seçildi.
26 Ocak 1970’de Millî Nizam adıyla ilk partisini kurdu. 1970’in Nisan ayıydı. Her ne sebeple ise, Delikliçınar semtine çıkmıştım. Erbakan Hoca, şehrin en büyük kahvesi durumundaki Meserret Kıraathanesi’nde konuşuyordu. Sevindim ve dinlemeye başladım. Eğitimin millî olmadığından, ders kitaplarında yer alan millî bünyemize aykırı konulardan örnekler veriyordu. Yanında Adalet Partisi’nden ayrılarak MNP’ye katılmış Isparta Milletvekili Hüsamettin Akmumcu ile Tokat Milletvekili Hüseyin Abbas beyler vardı.
Program sırasında ikindi ezanı okunmaya başladı. Konuşmasını kesti. “Önce namazımızı kılalım” diyerek hemen karşıdaki Yeni Cami’ye yöneldi. Erbakan’ın gitmesi ile birlikte dinleyenlerin çoğu namaz için onu takip ettiler.
MİLLÎ GÖRÜŞ’Ü TANIDIM
ERBAKAN Hoca, namazdan sonra konuşmasına kaldığı yerden sürdürdü. Tarihte insanlığın öncüsü olduğumuzu; büyük kahramanlar, ilim ve devlet adamları yetiştirdiğimizi söyledi. Onlara lâyık bir nesil olabilmemiz için Millî Görüş davası ve onun temsilcisi MNP için çalışmamız gerektiğini anlattı. Hocanın sözleriyle Millî Görüş’ü tanıma fırsatı buldum. Bu davada yer almamız gerektiğine inandım.
Gerçekten Millî Görüş hareketi, asırlardır sömürülen Türkiye ve İslâm dünyasının tek reçetesiydi. Hoca, her fırsatta emperyal güçlerin kurumsal çalıştığını söyler; Müslümanların da kendi kurumlarını oluşturarak birlikte hareket etmelerini, İslâm Birliği’ni oluşturmalarını anlatırdı. Bu, kuşatıcı bir formüldü.
İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra Balıkesir Eğitim Enstitüsü’nde öğrenime başladım. Erbakan Hoca’nın CHP - MSP Koalisyon Hükümeti’nde Başbakan Yardımcısı olduğu, büyük Kıbrıs Zaferi’nin kazanıldığı yıllardı. Balıkesir İl Başkanımız Hayri Yıldızlı idi. MSP İl Gençlik Kolları kurulacaktı. Balıkesir’in yerlisi İsmail Şahin kardeşim “başkan” seçildi; bize de yardımcılığına uygun gördüler. Burada teşkilâtın işleyiş şeklini öğrendim.
Emperyalistlerin satın alamadığı Erbakan Hoca’yı tanıma; çağın en önemli olayı olan Millî Görüş hareketi içinde yer alma şerefini nasip eden Allah’a hamd ediyorum. Erbakan Hocam benim gibi, milyonların da uyanmasına vesile oldu. Ufkumuzu açtı. Siyonist tehlikeyi tanıttı. Yaşanmaya, uğrunda ölünmeye değer bir dava ile buluşturdu. Tarihin en sıkıntılı döneminde daima cihadı konuşan o güzel liderin Allah derecesini artırsın!