Rahmetli Erbakan Hocamız, en büyük tehlikenin ırkçı

Emperyalizm ve Siyonizm olduğunu her fırsatta dile getirirdi. Siyonizm hiçbir

taşın altını boş bırakmaz der ve bu tehlikeye dikkat çekerdi. O, Siyonizm in

Müslüman toplumları içeriden ve dışarıdan sömürmeye ve yok etmeye yönelik plan

ve projelerini tüm İslam âleminin gündemine sokan ilk liderdir.

Rahmetli hocamız, Siyonizm i timsaha benzetmiş ve

timsahın üst çenesinin ABD, alt çenesinin ise Avrupa Birliği olduğunu ifade

etmiş, bu zümrelerin hedeflerini bilmeden yaşanan olayları doğru okumanın

mümkün olamayacağını vurgulamıştır. Zira Siyonist zihniyetler, yeni dünya

düzeni, küresel dünya globelleşme adı altında dünyayı küçük bir köye çevirerek,

emellerine kısa yoldan ulaşmayı hedefliyorlar. Bu bir yerde insanlığın

köleleştirilmesi anlamına da geliyor. Nitekim Siyonist zihniyetler, kendilerini

efendi diğerlerini ise maiyetlerine verilmiş köleler olarak görmekteler.

Erbakan hocamız, Siyonizm in ana çizgilerinin Theodor

Herzl tarafından Basel de düzenlenen konferansta çizildiğini her seferinde

vurgular ve bu süreçle birlikte İsrail devletinin kurulmasının aşama aşama

gelişerek gerçekleştiğini belirtirdi. Bu sebeple de bu topraklardan kan ve

gözyaşının eksik olmayacağına dolayısıyla Müslümanların şuurlanıp direnç

kazanmalarının şart olduğuna dikkat çekerdi.

Hepimizin bildiği üzere, Siyonistlerin asıl hedefi büyük

İsrail in kurulmasıdır. Bu hedefin gerçekleştirilmesi için dünyanın çeşitli

bölgelerinde yaşayan Beni İsrail ırkı Kudüs te toplayıp, büyük İsrail in

kurulması için projeler üretilmiştir. Hocamız, büyük İsrail projesinin hayata

geçirilmesi noktasında ülkemizin kritik bir noktada bulunduğunu ve Türkiye nin

hedef ülkelerden biri olduğunu söylerdi. Bugün bu hedefin gerçekleşmesi için,

etnik ve mezhebi çatışmaların, kardeş kavgalarının vuku bulduğunu görmekteyiz.

İslam toplumları, maruz kaldıkları ekonomik siyasi ve

sosyal saldırılara karşı ortak bir noktada birleşip, bir mukavemet cephesi

oluşturamıyorlar. Oysa Erbakan hocamız bunun temellerini D-8 ile birlikte

evrensel boyutta atmıştır. Fakat gelinen noktada görmekteyiz ki, Ortadoğu da bu

temelleri parçalayacak gelişmeler hızlıca uygulamaya geçirilmiş ve kardeş

kardeşe düşman hale gelmiştir. Bölge ülkeleri birbirlerinden siyasi ekonomik ve

halklar düzeyinde koparılmış ve ayrıştırılmıştır. Bugün ezilen ve sömürülen

halkların kaderi ile hak batıl mücadelesi veren Müslümanların kaderi ortak bir

çizgide buluşmaktadır. O yüzden Müslümanlar sosyolojik ekonomik kültürel ve

siyasi olarak cephelerini birleştirmek ve genişletmek zorundadırlar.