Konuşanlar, yazanlar ve konuşma metnini yazanlar, arkeolog gibi her kelimenin milletini, tarihini, tarih içinde yaptığı seyahatleri, gittiği yerlerde aldığı söz ve mana değişikliklerini, aynı kelimeye şairin yüklediği mana ile siyasinin yüklediği manayı bilen,
Ev içinde söylenecek sözle, el içinde söylenecek sözü ayırt edebilen,
Horoz gibi sözün zamanını, bülbül gibi yerini seçmesini bilen söz sarrafı olmalıdırlar.
Yoksa ağızdan kaçırdığı bir sözle, kişi tutulur da ağız değiştirmek, kalıptan kalıba girmek, tükürdüğünü yalamak zorunda kalır.
El ağzıyla çorba içilmediği gibi, lâf da edilmemelidir.
Allah, insana iki el vermiş, bir tane de dil vermiş.
Elimiz, dilimizden fazla çalışmalıdır.
Laf ile peynir gemisinin yürümeyeceğini söylemiş atalarımız.
Eski bakanlardan biri, illerimizden birinde yapılan bir festivale katılır.
Bakan beyin festivale katılacağı aylar öncesinden bilindiği için geleceğine yakın günlerde konuşma metni Ankara’ya fakslanır.
Şehrin özellikleri, güzellikleri, tarihi yerleri, tarihi şahsiyetleri ve o şahsiyetlerden seçilmiş cümleler ve şiirler, güzel bir kompozisyon içinde verilir.
Dersine iyi çalışan bakan bey, şehir halkını coşturdukça coşturur. Hele o tarihimizin ünlü şairinden verdiği dörtlükler, protokolde oturanların dudaklarını uçuklatır.
Müdürlerden biri, vali beyin kulağına eğilir ve bakanın kültürüne olan hayranlığını ifade eder.
Vali bey de, bir sıra gerilerde oturan ve o konuşmanın metnini yazan bürokratını el işareti ile takdir ve tebrik eder.
Metni yazan bürokrat, “Hocam, bakan bey şiiri okurken berbat etti ama farkına varan olmadı” diye iki yönlü bir şikâyette bulunmuştu.
Okuma yazmayı sonradan öğrenen, hariçten ilkokul diploması alan ve milletvekili adayı olan biri, şehrin meydanında konuşma yapacağında lise mezunu eşi, onun konuşma metnini hazırlar.
Metinde konuşacakları yazılı olduğu gibi el kol hareketlerini de tarif ediverir.
Mesela, “Sevgili vatandaşlarım!” diyor ve parantez arasında, “Bir sağa bak, bir de sola bak” diye de tarif ediyormuş.
Milletvekili adayımız çıkmış meydana, koymuş metni önüne ve “Sevgili vatandaşlarım, bir sağa bak, bir sola bak” diye bütün gücüyle bağırırken, sevgili eşi mahcubiyetinden başını yerlere eğmiş ama bir de ne görsün bu, “Bir sağa bak, bir de sola bak” cümlesiyle yer yerinden oynamış. Alkışlar, ıslıklar, bravolar.
Ehli keyif Mehmet ağa, bir gün padişaha ulaşmayı başarmış ve ehli keyif olduğunu, aylık bağlarsa, kırlarda gezip tozmak istediğini bildirir.
Padişah, onu imtihan için, “Tavuk yerken neresini seversin?” diye sorunca, “Derisiyle gerisini” diye cevap verince maaş bağlanır.
Allah’tan sağlık, padişahtan aylık olan Mehmet efendi, aylak aylak dolaşırken komşusu bunun sırrını öğrenir.
Verdiği cevabı da ezberler ve padişahın huzuruna çıkar ve ehli keyif olduğunu, maaş bağlanmasını ister.
Padişah, “Dana yerken neresini seversin?” diye sorduğunda, “Derisiyle gerisini severim” diye cevap verince saraydan kovulur.
Kâfirken Müslüman olan, cahilken âlim olan, rezil iken vezir olan, zelil iken aziz olan, berduşken derviş olan, deli iken veli olan birinin, “Ben artık değiştim” demesi kadar güzel söz olmaz.
Ama bunların aksini yapıp da, “Ben artık değiştim” diyene kimse değer vermez.