Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Taassup içinde olursanız, şer şeyleri bile hayır görmeye başlarsınız. Her alanı ve ekonomiyi Kur’an’dan ayırırsanız katmerli zalim olursunuz, hem kendinizi hem de idare ettiğiniz toplumu bunalıma sürüklersiniz. Biz Müslümanlar, ekonomiyi;  ilgili olduğu şeyleri bünyesinde toplayan, ilgisiz şeyleri ise dışarıda bırakan “çalışma ve yaşama ilmi veya düzeni” diye tanımlayabiliriz. Milli Görüş’ün benimsediği Adil Düzen’in dört iç düzeninden birisi olan Adil Ekonomik Düzen bu tanıma uygun olarak ortaya konmuştur. Bu düzende, haksız kazanç yolları tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bunun için haksız kazancın en önemli araçlarından birisi olan faiz, Adil Ekonomik Düzen’de yoktur. Bugün ülkemizde ve dış dünyada uygulanmakta olan haksız vergilerin hiçbirisi ilmi, mantıklı, akılcı, insaflı ve insani olmadığından dolayı, Adil Ekonomik Düzen’de bu vergilerin hiçbirisi olmaz. Adil Ekonomik Düzen’de öngörülen vergiler, adil vergilerdir. Bu vergiler, insanın emeğini sömürmez, emeğe güç katar. Çünkü Adil Ekonomik Düzen’de vergiler, emekten değil üretimden alınır. Bunun için devlet, daha fazla vergi toplamak için üretimi artırmaya çalışır.

Müslüman bilir ki, yeryüzü ve bütün kâinat, ilahi bir düzene sahiptir. İnsan; sahibi Allah olan ve tüm kanun ve kuralları Allah tarafından konulmuş bu ilahi düzen içinde yaşayan bir fert olarak, bu kurallar istikametinde üretim ve yeryüzünü imar etmek için çalışmalıdır. İnsan bu görevini araştırarak, bilgi edinerek yapabilir. İnsan, ekonominin madde ve eşyaya bakan tarafını ilimden, insana, birey ve topluma bakan tarafını da İslam’dan öğrenerek bunları, birleştirir ve böylece adil bir çalışma ve yaşama düzenini kurar. İslam ile bilim kuralları, Allah tarafından konulmuş olup insana düşen görev, sadece bunları bulup uygulamaktan ibarettir. 

İLAHİ DÜZEN

Fert ve toplum olarak insanın, bu ilahi düzene iğne ucu kadar bir yerde bile keyfince müdahale etmeye, ne hakkı, ne gücü ve ne de yetkisi vardır. İnsanların istek ve arzuları din olmadığı gibi, bilim de olmaz. Çünkü insan hayatı, kâinatın bir parçası, ekonomi de insan hayatının bir parçasıdır. Günümüzde Batı medeniyeti, kelimeleri yerinden oynatarak insan hayatındaki alanların ayakta kalması ve denge kurulması için yapay sınıflar ve suni taraflar oluşturmaya çalışmış, fakat bunlar, ekonomide fayda yerine zarar da getirmiştir. Biz Müslümanlar tarafından, Batı’nın bu anlamsız zihniyetinden kurtulmuş olarak, ekonomide ve sosyal bilimlerde terim, tarif ve tasnifler, yeniden ortaya konmalı, kâinat kitabı yeniden okunmalı ve onun alfabesi yeniden yazılmalıdır. Müslümanlar, ilim ve din ışığında, Kur’an ve sünnet aydınlığında adil bir ekonomik düzeni yeniden kurmalıdırlar. Kur’an’da, “Allah, alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır” buyrularak, adil düzen ekonomisinin hem kapitalizm ve hem de komünizmden farklı olduğu bildirilmiştir. Böylece adil düzen ekonomisi, diğerlerinden faklıdır. Başka bir ayette de, “Ey iman edenler, mallarınızı aranızda karşılıklı rızaya dayanan bir ticaret dışında haksız sebeplerle yemeyin” buyrulmuştur. Çünkü İslam’da, mal alım satımında taraflar arasında karşılıklı “rıza” şartı aranmaktadır. Bu ise ancak arz-talep dengelerinin kendiliğinden kurulduğu, üretim ve tüketime müdahale edilmediği bir sistemde ve piyasaya baskı yapılmayan, hele taban ve tavan fiyatlarını belirlemeyen ve hükümetler tarafından narh; sabit fiyat konulmayan bir serbest ekonomi alanında gerçekleşebilir. Ancak burada serbest piyasa ekonomisi derken de İslam ekonomisinin bütün alan ve katmanlarıyla nevi şahsına münhasır bir sistem olduğunu bilmek gerekir. Bu ilahi düzene göre değil de kapitalist veya komünist ekonomilere göre piyasa oluşturan ülkelerde ekonomik bunalım kaçınılmazdır.

DEVLET

Biz Müslümanlar Peygamberimizin, “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar” hadisine dayanarak, toplumun ve devletin sosyal sözleşme ile değil, organik bir toplum olarak, devletin aile gibi doğal bir organ olduğunu kabul etmeliyiz. Nasıl bir aile, üyelerine hizmetini karşılıksız götürüyorsa, devlet de vatandaşlarına görev ve hizmetlerini, ücretsiz ve bedelsiz olarak vermelidir. Buradan çıkacak netice; devlet vatandaşlara vergi aldığı için değil, veli olduğu ve devlet olduğu için karşılıksız ve bedelsiz hizmet eder. İslam’da devlet velidir, üretime katkıda bulunduğu için vergi alır ve o, bu vergileri toplumun hizmetinde harcar. Her sistem kendi bünyesi içersinde çalışır. Ekonomi kendi alanında ahenkli olduğu gibi, toplumu meydana getiren hukuk, ahlâk ve ekonomi gibi alanların da kendi aralarında uyum sağlamaları gerekir. Bunun içindir ki, ekonomik olarak üretilecek malların dinen de meşru ve mubah olması ve hatta ahlâka da uygun gelmesi gerekir. Bilmeliyiz ki Batı medeniyetinin veya kapitalizmin ekonomi anlayışı ahlâk dışıdır. Ekonominin evet dediğine ilim veya din hayır diyorsa, hukukun olur dediğine din veya ekonomi olmaz diyorsa böyle bir toplumda alanlar arası çatışma var demektir. Maide 90-91: “Ey iman edenler; şarap, kumar, dikili taşlar; putlar, fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz. Şeytan şarap ve kumar yolu ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak istiyor. Artık vazgeçtiniz değil mi?” Bugün Türkiye’nin yaşadığı ekonomik krizin temelinde, haramları yürütmek üzere kurulmuş bir düzenin, faizci kapitalizmin inatla yürütülüyor olması vardır. Bu düzeni AK Parti ve Erdoğan yürütünce işler düzelmiyor, sadece içinden çıkılmaz hale geliyor. Selam hidayete tabi olanlara…