İktidar kanadından her gün yapılan açıklamalara bakıldığında, ülkenin içine yuvarlandığı ekonomik krizden kurtulma yoluna girmiş durumda. Bunun işareti olarak da enflasyonda bir gerilemenin başladığı gösteriliyor. Ancak her ay yapılan açıklamalara baktığımızda, ülkede ilan edilen asgari ücret öncelikli olarak genel geçer ücret haline geldi. Mesele bununla da bitmiyor, çalışanların önemli bir kesimi asgari ücretin altında ücretle çalışırken, emeklilerin büyük bir bölümü de ilan edilen asgari ücretin altında ücret alıyor. Bu durum karşısında insanın aklına ister istemez, “Mademki bu ülkede ödenecek en az ücret belirleniyor ve ilan ediliyor, o zaman niçin emeklilerin ve bazı çalışanların en az ücretin altında bir ücrete tabi tutulmalarının bir izahı var mı?” sorusu akla geliyor. Çünkü asgari, en az, azami ise en yukarı demektir. Bu ülkede azami ücret diye bir sınır hiç akla bile gelmezken asgari ücret adı altında çalışan ve emekliler için bir ücret belirlemenin bir anlamı kalmıyor.

            Bu köşede çeşitli kereler dikkat çekmeye çalıştığım bir diğer husus ise her ay çeşitli kuruluşlar tarafından açlık ve yoksulluk sınırını belirleyen ücret araştırmaları yapılır ve düzenli olarak her ay açıklanır. Eylül ayı açlık sınırının 13 bin lira, yoksulluk sınırının ise 43 bin lira olduğu tespiti yapılmış. Bu araştırma sonuçlarını da bir gazetemiz, “Yoksulluk sınırı dört asgari ücret” başlığı altında vermiş. Buna göre bir evde üç asgari ücretli çalışan varsa bile o hane yoksulluk sınırını aşamıyor. Sanıyorum bunları ifade ettikten sonra fazladan bir şeyler söylemeye gerek kalmıyor. Çünkü ülkede ekonomik yönden ipin ucu elden kaçmış durumda.

            Hemen belirteyim ki; ülkenin tek sorunu ekonomi değil. Gelinen noktada, ülkemiz adeta bir uyuşturucu üssü haline getirilmiş durumda. Hemen her gün uyuşturucu tacirlerine baskın yapılmakta, çok sayın uyuşturucu taciri yakalanıp içeri atılıyor olsa da, operasyonların arkası kesilmiyor ve yakalananların sayısı da azalmıyor. Bu durum ise insana, “Ülkemiz bir uyuşturucu bataklığına mı çevrildi?” sorusunu sormaya itiyor. İnsanı böyle düşünmeye iten bir başka sebep ise artık ülkemizde farklı alanlarda faaliyet gösteren mafya yapılanmaları da belirmeye başladı. Sadece belirmekle kalmadı, söz konusu mafya yapılanmalarının dış bağlantılarının olması, bir başka ifadeyle yabancı örgütlerin ülkemizde yapılanma imkânı buluyor olmalarıdır.

            Kısacası, ülkemiz açısından gelecek pek aydınlık görünmüyor. Çünkü uyuşturucu kullananların 10 yaşına kadar inmiş olması bile ülkemizin uyuşturucu bataklığına döndüğünü izah etmeye yetecektir. Bu arada ülkemizi yönetenler daha düne kadar her fırsatta faiz karşıtı olduklarını dile getirirlerken faiz oranları artışını sürdürüyor. Bankalar, sadece verdikleri kredilerin faiz oranlarını yükseltmekle kalmıyor, ekonomik sıkıntı sebebiyle herkesin cebine girmiş olan banka kartı ya da kredi kartlarının komisyonu hızla artıyor. Denebilir ki, bankalar ülkede en fazla gelir elde eden kurumlar haline gelmiş durumda. Çünkü telefonlarımıza gelen mesajlarda gecikme faizinin yüzde 4’ü geçmekte olduğu belirtiliyor. Bunun ise ister istemez piyasada fiyatların artmasına vesile olacağına dikkat çekiliyor. Sonuç olarak sistem fakirleri yoksullaştırırken, zengini daha zengin yapmaya devam edecek.