Bakanlığımızın adı ‘Milli Eğitim’ olmakla birlikte sistem eğitimden çok bilgi yüklemeye odaklı işliyor. Bunun çeşitli sebepleri olmakla birlikte ilköğretimden ortaöğretime; ortaöğretimden yükseköğretime geçişin sınavla olması, bu sınavlarında bir yarışa dönüşmesi ister istemez okullarda eğitim ve öğretimden çok test çözmeye yönelik bir uygulama öne çıkıyor. Çünkü okulların başarıları genellikle öğrencilerinin girdikleri sınavlardaki başarı oranları ile yakından ilgili. Öğrencilerin geleceğinin, daha doğrusu girecekleri okulları aldıkları eğitim değil, çözdükleri test miktarı belirleyince ister istemez öğretimden esas amacın eğitim olması gerekirken bu hedef bir kenara itiliyor. Böyle olunca da ortaya eğitimsiz öğretim çıkıyor. Bunun yanlışlığına çeşitli kereler dikkat çekmeye çalıştım. Bu sebeple de eğitim ve öğretim sistemimize paralel bir dershane sektörünün ortaya çıkmış olmasının da eğitimden çok öğretime odaklanıldığını, bu sebeple bu sektörün kaldırılması kararı alındığında destek verdim. Ancak, dershanelerin kapatılması ayaküstü bir karar ile hayata geçirilmeye çalışıldığı için bu sektörün kapatılması ile ortaya çıkacak olan boşluğun okullarda giderilmesi, yani eğitim ve öğretim sistemimizin buna göre yeniden düzenlenmesi gerekiyordu.
Hemen belirteyim ki, pek çok okulumuz dershanelerin kapatılması ile ortaya çıkan boşluğu kapatmaya çalıştılar. Hatta pek çok okulumuzda öğretmenler büyük bir fedakârlıkla öğrencilerine ek dersler verdiler, bunun için yoğun çaba sarf ettiler. Ne var ki, şahit olduğum bir hususu burada dile getirmek böylece fedakâr öğretmenlerimizin hakkını teslim etmek gerektiğini düşünüyorum. Mesleğini seven, öğrencilerinin başarısını en büyük ödül kabul eden, onların girdikleri sınavlarda başarılı olmalarından büyük mutluluk duyan öğretmenler tanıyorum. Ne var ki, okulda normal eğitim bittikten sonra pek çok öğrenciyi ek derslere katılmak için okulda tutmak çoğu zaman mümkün olmadı. Hâlbuki bırakın ek dersler vermeyi tanıdığım pek çok öğretmen öğrencilerinin ders dışında kendilerine gelip, bilemediklerini sormasını beklediler. Kısacası, bazı okullarda öğretmenler öğrencilerine fazladan bir şeyler vermek için çırpındılar ama karşılarında bunu almaya hazır öğrenci bulamadılar. Bir bakıma öğrencilerin sınav öncesi dönemde derslerden koptuklarına şahit olundu. Böyle olunca da yapılan açıklamaya göre bu sene 4 yıllık lisans programlarına yenleştirmede ciddi düşüşler yaşanmış. Bu düşüş oranı yüzde 10 ile en yüksek öğretmen liselerinde, yüzde 8.61 ile Anadolu liselerinde yüzde 6.91 ile sosyal bilimler, yüzde 5 düşüşle de fen liseleri takip etmiş. Yüksek öğretime geçişte bu oransal düşüşün sebeplerini ilgililer elbette araştıracaklardır. Hatta bir takım sebepleri de biliniyordur. Ancak, olayı sadece öğretmen ve öğrencilerin gevşekliği ile izah etmek doğru olmayacaktır. Bunun en önemli sebebinin eğitim sistemi olduğunu düşünüyorum. Aslında okullarda eğitimden çok bilgi yüklemeye ağırlık verildiğini, sistemin bunu mecbur ettiğini belirtmiştim. Netice itibariyle eğitim ve öğretimin birlikte yürüdüğü bir sisteme acilen dönülmesi gerekiyor. Çünkü sadece test çözmeye odaklanmış öğrenciler bir süre sonra dertlerini anlatacak kadar bile dillerine hâkim olamayacaklar. Çoktan seçmeli bir uygulamada derdini anlatacak bir fırsat yoktur. Daha doğrusu bilgisini yazıya dökecek beceriyi gençlik giderek kaybetmektedir. Bunun sorumlusu ise eğitim öğretim sistemidir. Son yıllarda buna bir de gençlerimizin kendilerini sanal âlemde kaybetmiş olmaları eklendiğinde gelecek için ümit var olmak oldukça zorlaşıyor. Çünkü sanal âlemde yeni yazışma usulleri oluşmakta, bir iki kelime ile yazışma yoluna sapılmaktadır. Hatta kelimeler bile kısaltılıyor. Böyle olunca konuşmadan ve yazışmadan anlaşma uygulaması yaygınlık kazanıyor. Bunun için elbette sınıflardaki mevcudun azaltılması, öğretmenlerimizin daha donanımlı hale getirilmesi önemlidir ama sadece sorunu öğretmen ve mekân ile izah etmek yeterli değildir. Eğitimimizin tek kanatlıktan kurtarılarak iki kanatlı hale getirilmesi gerekiyor.