Eğitimde sorunların bitmesi ile Türkiye nin istikrar kazanması doğru orantılıdır. Çünkü eğitim dildir, eğitim ahlâktır, eğitim kültürdür, hâsılı eğitim "insan" olmaktır.
Türkçemizde güzel bir söz vardır, "Balık baştan kokar" diye. Kim hangi "baş"ta bulunuyorsa, sorumluluğunun bilincinde olması ve ona göre hareket etmesi gerekirken, kalabalıklaşan ortam, birçoklarının ahlâkını bozdu. Tanımadığı insanları yabancı kabul etti. Dolayısıyla tanıdıklarına, akrabalarına hizmeti esas aldı, tanımadıkları "başkaları" oldu ve onları dışladı.
"Başkaları" eğer sorunlarına bir çözüm bulabildilerse "başkaları" olmaktan kendilerini kurtarıyorlar, problemlerini hallediyorlar.
Hâlâ "başkaları" olarak kalanlar ise "başkaları" olarak kalmaya mahkûm oluyorlar. Sorunlarına çözüm üretemiyorlar. En önemlisi çocuklarını okutamıyorlar. Maddî bir imkâna kavuşmaları da mümkün olmuyor, çünkü onlara, o fırsat verilmiyor. Güçlüler "güçlü" olmaya devam ediyor. Nerede mi Her yerde!
İstanbul un ilçelerinden birinde resmî ve özel eğitim kurumlarının baş sorumlusu durumda olan bir kişinin, tanıdığı birine gösterdiği yolu birlikte izleyelim.
*
Resmî sorumlunun tanıdığı "hatırlı" kişinin çocuğu, Ortaöğretim Kurumları Sınavı nda (OKS) İstanbul da bir anadolu lisesini kazanacak puan alamamıştır. Fakat aile çocuğunu anadolu lisesi statüsünde bir okulda okutmak istemektedir. Çözüm üretilmeye çalışılırken sorumlu müdür, ikinci tercihinde İstanbul dışında puanı düşük, çocuğun puanına denk bir okulu tercih etmesini söylüyor. Bu arada okulun adını da veriyor, "Bir müddet oraya devam eder, daha sonra bir rapor uydururuz(!), evinize yakın anadolu liselerinden birine naklini sağlarız" şeklinde yol (!) gösteriyor.
Demokrasilerde çareler hiç tükenmiyor
*
Başka bir uygulama:
Birçok okulda olduğu gibi, bilhassa ilköğretim okullarında öğretmenlerin performansı veliler tarafından yakından takip edilmektedir. Hangi öğretmen başarılı, hangi öğretmen disiplinli, hangi öğretmen daha iyi eğitim veriyor
Çocuğunu bir ilköğretim okuluna kaydettirecek veli, bu ön bilgilerden sonra okul idaresine kayıt için başvurmaktadır. Okul yöneticileri, kayıt sırasında özellikle, "Ben çocuğumu şu öğretmenin okutmasını istiyorum" talebiyle karşılaşmaktadırlar. Bunun yanı sıra önemli sayılacak bir meblağ da "kayıt bağış parası" olarak takdim edilmektedir.
Bu gelişmeleri yakından izleyen "diğer" veliler de kendilerine çıkış yolları aramaktadırlar. Bulan var, bulamayan var. Aile pörtföyü yoklanıyor, bu konuda kimler bize yardımcı olabilir diye "Nefesi güçlü" birini bulan rahat nefes alıyor. Ya "diğerleri!" Ezilen her nerede olursa olsun ezilmeye mahkûm, "gemisini kurtaran kaptan" yoluna devam ediyor.
Başarılı öğretmenlerin büyük pirim yaptığı bir ortamda, "başarısız olan" ya da "başarısız gösterilen" öğretmenler ise kendilerine kalan bir velinin ifadesiyle- "döküntü"lerle "başarısızlıklarını" tescil etmeye devam ediyorlar.
Şu günlerde çocuğu, istemediği bir sınıfa (öğretmen) kaydedilen, fakat aynı istikametteki değişikliklerin, hatırlı kimselerin istekleri doğrultusunda yapıldığı halde, okul idaresinin "hayır" dediği bir dostumun sınıf değiştirme sorununu nasıl halledeceğini ben de merak ediyorum.
Etkili, hatırlı bir kimse bulamayan veli, eğer parası varsa, devlete kızıp özel okulun yolunu tutuyor. Paranın verdiği özgüvenle göğsünü gere gere kapıyı çalıyor. Özel okul idaresi gelen "müşteri"ye oturtacak yer bulamıyor, büyük itibar gösteriyor. Aynı zaman dilimi içinde iki zıt hali yaşayan "müşteri" rahat bir nefes alıyor, "Hah şöyle! Okul dediğin böyle olur, insana itibar edilen yerde eğitim olur" diyor. Çocuğunu özel okula kaydettirdikten sonra, savaş kazanmış kumandan edası ile evine dönüyor!
*
Bir dostumun "kayıt yenileme" adı altında çektiği sıkıntıyı da paylaşmak istiyorum.
Bir devlet lisesinde "parasız yatılı" olarak okuyan çocuğu dolayısı ile veliyi, "kayıt yenileme" adı altında okula çağırıyorlar. Okula vardığında, "Önce Okul Aile Birliği Odası na uğrayacaksınız" diyorlar.
Veli, Okul Aile Birliği Odası na gidiyor Biri bay ikisi bayan üç kişinin bulunduğu odada "güler yüz"le (!) karşılanan veli, her yıl kendisine uzatılan formu bir kez daha doldurduktan sonra, aile birliği adına o gün orada görevli olarak bulunan hanım, "Gördüğünüz gibi okulun her tarafı inşaat halinde, boya badana, tadilat, tamirat, bunlar para ile yapılıyor, devlet para vermiyor, onun için paraya ihtiyacımız var."
Bilgisayar kayıtlarına bakıp çocuğun durumunu öğrendikten, "Çocuğunuz hem de yatılı olarak okuyor, yurdun da birçok ihtiyacı var, onun için 2500 YTL ödemeniz gerekiyor" denince, aynı zamanda bir öğretmen olan veli çocuğunun özel okulda okumadığını, devlet parasız yatılı statüsünde eğitim gördüğünü söylemesine rağmen, aile birliği temsilcisi hanım, "Okul müdürünün bize kesin talimatı var, biz bu parayı almak zorundayız, aksi halde kaydını yapamayız" diyor.
Öğrenci velisi, okul müdüründen önce, müdür başyardımcısı ile görüşüyor, durumunu anlatıyor, yanlış yapıldığını, kendisinin yokuşa sürüldüğünü söylüyor fakat o da benzer şeyler söylüyor ve okul müdürünün yolunu gösteriyor.
Veli daha önceden tanıştığı, "parasız yatılılık şartları" ile ilgili evrakları isteyerek, öğrencinin yurda parasız yatılı olarak kaydını yapan; başarısı ve ahlâkî davranışları ile çocuğu çok iyi tanıyan müdür yardımcısının yanına gidiyor. Durumu bir kez ona anlatıyor, müdür yardımcısı da, "Biliyorsunuz müdür bey okumuza yeni geldi, huyunu suyunu bilmiyorum. Önceki yıllarda kaydını ben hallediyordum ama müdür bey bize siz kayıtlara karışmayacaksınız diye kesin talimat verdi, yapabileceğim bir şey yok, kusura bakmayınız" diyor.
Durumun vahametini anlayan veli, müdürün yanına gitmek yerine tanıdığı hatırlı bir kişinin tavassutu ile İlçe Millî Eğitim Müdürünün yolunu tutuyor. Anlatıyor olup bitenleri Müdür Bey, "Bu şartlarda sizin para vermeniz gerekmiyor, sizin öğretmen olmanız, başka bir gelire sahip olmamanız önceki yıllarda olduğu gibi, sizden istenen belgelere göre sizin durumunuz, devletin belirlediği parasız yatılılık şartlarına uymaktadır, bu sebeple devlet sizin çocuğunuzu parasız yatılı olarak okutmaktadır. Dolayısıyla sizin istenilen parayı vermeniz gerekmiyor" diyor.
İlçe Millî Eğitim Müdürü, velinin yanında okul müdürünü arıyor, durumu anlatıyor; okul müdürü "elbette efendim, tamam efendim, siz gönderin ben hallederim" dedikten sonra; "mevcut olmayan fakat aile birliği adı altında sorumsuzca hareket eden kişinin çıkarttığı" sorun çözüme kavuşuyor.
Her zaman böyle bir müdürü bulmak veya ona ulaşmak mümkün müdür Eğer öğrenci velisi böyle bir yolu izlemeseydi, nelerle karşılaşırdı, okul yöneticileri nasıl bir tavır takınırlardı Velinin izlediği yol sayesinde bunlar yaşanmamıştır, fakat yaşanması mümkün olan, hatta yaşanmasına ramak kalan şeylerdir. Hem sorumsuz hem de sorunlu kimseler, ülkenin insanlarına çok değişik "sorunlar" yaşatmaktadır.
Eğitimde bunlar olurken, Türkiye nin başka yerlerinde de benzer sorunlar hep yaşanmaktadır. Çünkü insanlar gördüklerini, öğrendiklerini yapıyorlar.
Ateş düştüğü yeri yakıyor. Onun için "Eğitim düzelmeden Türkiye düzelmez."