Devletİn YÖK ve ÖSYM ile işbirliği kurup öğrencileri

markaja almalı, okullardaki örgütlerin oluşturduğu kulüp ve dernekler tespit

edilmelidir.

Üniversiteler, bir iş kapısı hüviyetinden çıkartılıp ilim

merkezleri haline getirilmeden üniversitelerin önündeki yığılma ve burada da

yetiştirilen teröristlerden kurtulamayız. 

Bunun yolu da liselerin birer teknik okula

dönüştürülmesi, buradan mezun olanların iş imkânına kavuşması gerekir. 

Yani üniversitelerde bulunan iki yıllık teknik okullar,

meslek okullar ve meslek yüksekokullar üniversitelerden alınıp liselere devredilmeli,

çocuk klasik liselerde bir üniversite kazanmak için dirsek çürüteceğine

doğrudan yetenek, istidat ve ortaöğretimdeki puanına göre buralara

yönlendirilmelidir. Böylece üniversitenin aileden uzak serbest ortamına

kapılmamış olur. 

Bugün üniversitelerimiz devlet düşmanı ve terörist üretme

merkezi haline gelmişse hiçbirimiz güvende değiliz. Yarın bu insanlar terörist

doktor, uçak mühendisi, fizik mühendisi, öğretmen ve avukat olarak aramıza

girdiğinde yapacakları tahribat daha fazla olacaktır. 

Devletin bir an önce bir üst akıl oluşturup eğitimi

mercek altına alması gerekir.

Çocuklarımıza Bir Hedef Verdik mi

Okullardaki öğrencilerimiz üzerinde yaptığımız bazı

araştırmalarda onların ciddi anlamda bir ideal ve ülküden yoksun olduklarını

gözlemledik. Çocuklarımız, öncelikle neden bu kadar okuduklarının bile şuurunda

olmadıkları gibi, sürekli okuldan, eğitimden, öğretmenden, derslerden,

kitaplardan, sınavlardan, notlardan ve zamandan şikâyet etmektedirler.

Yani devletimiz, kısıtlı imkânlarını yeni nesli eğitmek

için harcarken bu nesil verilen bu kadar imkânın ne şuurunda ve ne de farkında.

Üstelik bu imkânlar maalesef değerlendirilmediği gibi öğrenciler okuyormuş gibi

yapmakta, öğretmenler de durumu değiştiremeyeceklerinin farkında olduğundan

suyun akışına kendilerini bırakmış olmaktadırlar.

Milli Eğitimin acilen öğrencilerdeki bu başıboşluğu

giderici tedbirler alması gerekir. Öğrencilerde okuma ve eğitim görme azmini

oluşturmalıdır. Eğitim imkânlarını en iyi şekilde değerlendirmeleri için onları

yönlendirmelidir. Ya da verilen eğitim sisteminin mantalitesini

değiştirmelidir. Öğrenciler, bir makine gibi görülmeyip onların duygu ve

ruhlarına da hitap etmelidir. Bunun için farklı projeler geliştirmelidir.

Milli Eğitim in geliştirdiği eğitimde teknolojiyi kullanma

imkanı ne kadar verimli ve işlevsel olduğu araştırmalı, bu durum çocuklarda

eğitim azmi ve araştırma duygusunu kamçılamakta mıdır Yoksa onlara sadece ders

ortamından koparmakta mıdır Bunlar iyi ve idealist bir ekip tarafından

araştırılmalıdır.

Öğrencilerimize maalesef hiçbir kimse ülkü ve amaç

vermediği gibi, bu kadar bilgi ve donanımın ne amaçla verildiği de anlatılmaz.

Bu nedenle derslere ve onu öğreten öğretmene düşman olurlar. Gün boyu derslerle

boğuşan gençler için bunların hiçbir anlamı yoktur ve öğretmen de arzularına

gem vuran bir gardiyandır. Dersten ne kadar kaytarırlarsa kardır mantığı egemen

mantık olmaktadır.

Bütün bu sorunlar yerinde ve iyi tespit edilmeli,

gerekirse eğitimde çeşit ve seçenekler artırılmalı, sınıf ortamında uyumsuz

olan öğrenciler, yetenek, eğilim ve psikolojilerine uygun eğitim olanaklarına

yönlendirilmelidir. Bu amaçla mesleki okullar, sanat okulları, kız meslek

liseleri, imam hatip, müzik, spor okulları yaygınlaştırılmalıdır. Bu tarz

ayrışma için liseyi beklemek yerine doğrudan ilköğretimden sonra yapılmalıdır.

Çünkü daha kişiliği tam olgunlaşmayan bireyi yetiştirme imkânına sahip

olabiliriz. Lise çağı çocukların artık kazandığı alışkanlıkların sürdürüldüğü

bir çağ olmaktadır. Bu dönemdeki ayrışmada istenen verim elde edilememektedir.

Okullarımızdaki eğitimin ağırlıklı noktası teorik ve

dinleme ekseninde verilmektedir. Halbuki bizim gençler hiperaktif olup uzun

süreli dinleme ve oturmalara gelememekte ve dersten kopmaktadırlar. Bu nedenle

eğitimde teorinin yanı sıra pratik ve uygulama ekseninde bir yöntem tercih

edilmeli, ders sayısı ve saatleri azaltılarak her öğrenciye bir hobi ve spor

öğretilmelidir.

Eğitimde yapılan yenilikler ve çalışmalar sahada iyi

takip edilmeli, sadece konunun uzmanı akademisyenler değil, öğretmenlerin ve

ilgili STK ların da sürece katıldığı bir yol izlenmelidir.

Unutmayın! Öğrenmek istemeyen ve yaptığı işin mahiyetini

kavramayan kişiden yeterli performans alamayız.

Öğrencilerimiz Neden Derste Çok Konuşuyorlar

Sürekli konuşanlara ne konuştuklarını sorduğunda doğru

dürüst cevap bile alamadığını, çocukların sırf konuşmak için konuştuklarını

belirtmektedir. Televizyon, internet, telefon ve kitap...  Aile arası

iletişim bittiği gibi, kimse kimseyle konuşmamaktadır. Bu durumda haliyle

çocuklar bir araya geldiğinde konuşmakta, durmadan konuşmaktadırlar. 

Çünkü çocuklarımızın sosyalleşmesi ve arkadaş elde

etmesinin tek yolu da okullardır.

Çocuklarımız                          Otoriter

Bİr Yönetİm mİ İstiyor

Okullarda yaptığım gözlem ve anketler sonucu özellikle

sorunlu ve sınıfta ders işlemesini engellen veya çok konuşan öğrencilerin çözüm

olarak sundukları baskıcı ve cezalandırıcı öğretmen isteği beni gelecek adına

korkuttu. Öncelikle ankette sorduğum soruları ve bunlara verilen cevapları

sizlerle paylaşmak istiyorum. Biz öğrencilerin düşüncelerini korkmadan, özgürce

yansıtabilmeleri için ankete isim yazmalarını istemedik. Bu onların rahat

ve samimi davranmalarına neden oldu. Birçok kâğıtta, öğretmene tavsiyeler

verildiğini gördük. (Bu arada üzerinde çalıştığımız öğrenciler ilköğretim 6-7

ve 8. Sınıflardı.)

1. Neden sınıfta gürültü yapıyor Çok konuşuyorsunuz

2. Dersin daha iyi işlemesi ve öğrencilerin dersi

dinlemesi için ne önerirsiniz

3. Nasıl bir öğretmen istiyorsunuz

Öğrencilerin çoğu sınıfta neden çok konuştuklarını ve

hatta ne konuştuklarını bilmediklerini belirttiler. Bu da aslında konuşmanın

içeriğinden çok konuşma arzularının baskın olduğunu gösterdi. Bazıları da

dersten sıkıldıklarını veya dersin kendileri için çekici olmadığı

anlattılar. 

Fakat asıl tehlikeli olan ikinci ve üçüncü sorulara

verdikleri cevaplardı. Öğrencilerin çoğu konuşan öğrencilerin cezalandırılması

ve hatta dövülmesini tavsiye ederken, öğretmenin de yeterince sert ve otoriter

olmadığını, çözümün daha sert ve otoriter davranıştan geçtiğini belirtmiş

oluyorlar. Bu cevaplar bizde kaygı uyandırdı. Otoriter bir yapının arzulanıyor

olması, aklımız insanlarımızın otoriter yapıya ve rejime daha yatkın mı olduğu

sorusunu getirdi

Ayrıca, çocukların sevgi ve ilgiye değil otoriter yapıya,

sert cezalara talip olması böyle bir geçmişe sahip oldukları sonucuna da bizi

götürmektedir. Yani evde bu şekilde bir geçmişe sahip oldukları endişesine

götürdü. Özellikle otoriter ve sert aile yapısına sahip çocukların nispeten

gevşek ve baskı yapılmayan sınıf ortamlarında ayarı kaçırdıklarını ve ancak

sert, otoriter bir öğretmene itaat ettiklerini bize anlatmaktadır. 

Biz, bu tarz sınıfların öğrenci ve velilerin ciddi bir

psikolojik destek almaları gerektiğini düşünüyoruz. Hatta büyük okullara rehber

hocalarının yanında uzman psikologların da görevlendirilmelerini tavsiye

ediyoruz. Okullarımızın sınıf öğretmenleri ve rehber hocalarının böyle

sorunlu öğrenci ve velileri psikoloğa veya rehabilitasyona yönlendirebilecek

bir yapıya kavuşmalarının daha iyi olacağını düşünüyoruz. Tabi ki bizdeki

rehabilitasyon mantığı ile değil Burada daha çok psikolojik destek/aile

danışmanlığı ve sorunu tespit yöntemleri şeklinde yapılacak olan rehabilitasyon

seanslarıdır. Ülkemizde özellikle eğitim açısından bunları kullanabilmeliyiz.