Sadece cenkleri ile bilinir Hz. Ali.

Oysa O’nun konuşmaları, mektupları ve değerli sözleri sadece kendi çağı için değil tüm zamanlar için geçerli bir hikmet hazinesidir…

Eş-Şerif er-Radi tarafından derlenen, Adnan Demircan tarafından Türkçeye çevrilen Hz. Ali Nehcü’l Belağa isimli yapıt, Beyan Yayınları tarafından yayımlandı.

Kitaptaki hikmetli öğretiler, günümüz ile o kadar çok örtüşmekte ki.

Mesela vefa bahsi.

“Vefa, doğruluğun ikizidir. Ondan daha korunaklı bir sığınak bilmiyorum. Dönüşün nasıl olacağını bilen kimseyi mağdur etmez. Öyle bir zamana ulaştık ki, bu zamanda yaşayanların çoğu ihaneti akıllılık kabul ediyor. Cahiller, onları bu zamanda hilenin güzelliğine nispet ediyorlar. Tecrübeli ve becerikli kişi hileyi, arkasından da Allah’ın emrinden bir engel ve O’nun yasaklamasını görür. Dinde sakınması olmayan, onu fırsat bilir.”

Dünyanın cazibesini de yerden yere vurur:

“Sizi dünyadan sakındırıyorum; zira dünya geçici bir konak yeridir; sürekli kalınacak bir yurt değildir. Gururuyla süslendi; süsüyle aldattı. Rabbi için önemsiz bir yurt olup helalini haramıyla, hayrını şerriyle, hayatını ölümüyle, tatlısını acısıyla karıştırdı. Yüce Allah, onu dostları için tercih etmez; düşmanlarından da sakınmaz. Hayrı az, kötülüğü hazırdır. Birikimi tükenir; mülkü talan edilir, bayındırı harap olur. Binanın yıkılması gibi yıkılan yurdun, azığın tükenmesi gibi tükenen ömrün ve yolculuğun kesilmesi gibi kesilen sürenin hayrı nerede!”

Müslümanların birbirini sevmemesine de çok içerler:

“Kalplerinizden, ecellerin anılması kayboldu. Emellerin yalanları huzurunuza vardı. Dünya, size ahiretten daha çok sahip oldu. Siz Allah’ın dini üzere kardeşsiniz; aranızı ancak sırlarınızın ve kalplerinizin kötülüğü ayırmıştır. Birbirinizi ziyaret etmiyor, birbirinize öğüt vermiyor, ihsanda bulunmuyor, birbirinizi sevmiyorsunuz. Sizden birini, kardeşinin (ifşasından) korktuğu bir ayıbıyla onu karşılamaktan men eden şey, sadece kardeşinin de benzer bir ayıpla onu karşılamasından korkmasıdır. Ahreti terk edip dünyayı sevmek hususunda anlaşmışsınız.”

Ölçüler ve tartılar hakkında yaptığı bir konuşmada:

“Fesat, ortaya çıktı; ancak onu değiştirecek bir reddeden, onu engelleyip sakınacak kimse yok! Bununla mı kutsal yurdunda Allah’a komşu olacak, onun en kıymetli dostları olacaksınız ”

Rebeze’ye sürgün edildiği zaman Ebu Zer’e hitaben yaptığı konuşma da çok önemlidir. Bilindiği gibi Ebu Zer, o müthiş görüşleri ve eleştirileri yüzünden devrin egemenlerini çok kızdırdı. Muaviye tarafından Hz. Osman’a şikâyet edildi. Ebu Zer, Medine’ye çağrılarak görüşlerini açıklamaması için baskı kuruldu. Vazgeçmeyince Rebeze’ye sürgüne gönderilmesine karar verildi. Burada iki yıl yaşadıktan sonra vefat etti. İşte Hz.Ali, sürgüne yollanan Ebu Zer’e hitaben konuşurken, bizleri sarsmaya devam etmekte:

“Ey Ebu Zer! Sen, Allah için kızdın; kızdığın kişiden um! Topluluk, dünyaları için senden korktu; sen ise dinin için onlardan korktun! Onlara senden korktukları şeyi bırak ve korktuğun şeyle onlardan kaç. Onları menettiğin şeye ne kadar ihtiyaçları var! Seni menettikleri şey için ne kadar zenginsin! Yarın kimin kazançlı, kimin daha hasetçi olduğunu bileceksin. Gökler ve yerler bir kulun üzerinde birleşse ve o kul Allah’tan korksa, Allah onun için göklerden ve yerlerden bir çıkış meydana getirir. Sana ancak Hak arkadaşlık yapar; seni ancak batıl yalnız bırakır. Onların dünyalarını kabul edersen seni severler; ondan alırsan sana güven verirler.”

Hz Ali, büyük düşünür.

Çocukluğundan beri Hz. Peygamberin yanında olan ve O’nun sünnetini en iyi bilen sahabe.

Sadece Peygamberin kuzeni ya da damadı olarak kalmayan, ümmetin bilgesi.

Hikmetli konuşmalarını, sözlerini, mektuplarını insan ne kadar okusun ki, usansın.

İnsanlık tarihinden beri sanki hiçbir şey değişmemiş gibi.

Vefanın unutuluşu, ihanetin artışı.

Her vakit çıkan Ebu Zer’leri, değerli muhalifleri çoğunluğun yalnız bırakışı.

Zalim dünyaya iflah olmaz bağlılık.

Hakiki âlemi hep erteleyiş.

Adeta beşerin özeti gibi.