Yasama, yargı ve yürütme arasındaki sürtüşme giderek daha karmaşık bir hâl alıyor. Olayın ne olup olmadığını toplumun anlaması imkânsızlaşıyor. İnsanlar ya taraf olarak olaylara bakıyorlar ya da gelişmelerden ülke adına ciddi endişe duyuyorlar. Zaten asık yüzlü insanların oluşturduğu bir toplumuz. Gelişmeler asık yüzlerde tebessüm oluşturmak yerine karamsarlığı daha da koyulaştırıyor. Kiminle karşılaşsak selamın ardından ilk soru, “Bu işin sonu nereye varacak ” oluyor. Bu soruya memnun edecek bir cevap vermek de en azından şimdilik mümkün değil. Belli ki, 17 Aralık’ta başlayan bilek güreşi giderek taraflar için bir ölüm kalım mücadelesine dönüştürülmüş durumda. Taraflardan birisinin geri adım atacağına dair bir işaret de yok.

Daha öncede belirttiğim bir hususu bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Bu bilek güreşinin galibi olmayacağı gibi, sadece ülkemiz zarar görüyor/görecektir. Dövizdeki yükseliş, paramızın değerinin hızla düşmesi, borsadaki düşüşün devam ediyor olması tartışmanın ekonomiye verdiği zararın görünen yanını oluşturuyor. Bir de bu kaybın görünmeyen boyutları var. Zaman içinde o da tesirini gösterecektir.

Bu noktada çatışan tarafların birbirlerini 11 yıldır tanıyamadıklarını mı yoksa tanıdıkları halde menfaat birliği sebebiyle birbirlerini idare etmeyi mi tercih ettiler sorusunun cevabını herkesin düşünmesi gerektiğini hatırlatmak isterim.

Öte yandan Başbakan Erdoğan’ın her fırsatta dile getirdiği komplo ve bu komplonun dışarıda tezgâhlandığı, içerideki taşeronlar eliyle uygulamaya konulduğu sözlerinin sadece dinlenip geçilmesi mümkün değildir. Bu iddianın sahibi Başbakan Erdoğan’ın özellikle komplonun dış ayağını açık bir şekilde ortaya koyması gerekiyor. Çünkü isim vermemekle birlikte dışarıda tezgâhlanan komplonun içerideki taşeronlarını açıklamış bulunuyor. Böyle olunca mademki dış kaynaklı bir komplo vardır ve komplo sebebiyle sadece bazı bakanlar görevlerini bırakmak zorunda kalmamışlar, ülkemiz kimi açıklamalar göre 25, kimi açıklamalar göre ise 65 milyar dolar zarar görmüştür, ülkemize bu zararın veren iç ve dış ayakların topluma net bir şekilde gösterilmesi gerekiyor.

İşin bir diğer boyutu ise, 11 yıldır kol kola yürürken ne oldu da bir anda koalisyon ortakları arasında böyle bir fırtına koptu. Bu fırtınanın sebebini millet merak ediyor. Bize göre bu sebep sadece dershanelerin kapatılması olamaz/olmamalıdır. Dolaylı imalarla meseleyi toplumun doğru değerlendirmesi mümkün olmayacaktır.

Sayın Başbakan her fırsatta milletin hakemliğinden söz ediyor, millete duyduğu güveni dile getiriyor. Milletin hakemlik yapabilmesi için yaşananların perde arkasını doğru olarak bilmesi, bilgilendirilmesi gerekiyor. Yoksa herkes kendine göre bir takım iddialar ortaya atarsa millet bu iddiaların hangisini doğru kabul edecektir. Şimdiye kadar olduğu gibi, toplum yine kamplaşacak, insanlar kendilerine yakın buldukları tarafın iddialarını doğru kabul edecektir. Bu şartlarda toplumun işin aslını öğrenmesinin mümkün olmayacağını söylemek de yanlış olmaz. Her geçen gün olay daha da karmaşık bir hâl alıyor. Başlangıçta İstanbul Emniyeti’ndeki bazı görevliler yürütmenin hedefi haline gelmiş iken, şimdilerde bu işe savcılar da karışmaya başladı. Bir ülkede emniyet güçleri ve savcılara güven kaybolursa olayların gerçeğini millet nasıl öğrenecek

Bunun için soruşturmalar karartılmadan biran evvel yargıya intikal ettirilmeli, dosyalardaki eksikler tamamlanmalı, yanlış belge ve bilgiler temizlenerek suçsuz insanlar zan altında bırakılmamalıdır. Gelinen noktada yargı kararlarına bazı partiler duruma göre tavır belirliyorlar. İstedikleri yönde karar çıkmazsa yargıya saldırıyor, istedikleri yönde bir karar çıkarsa dünün eleştirenleri alkışlamaya başlıyorlar. Karmaşanın son bulması için soruşturmalar bir an evvel sonuca ulaştırılarak erken seçime gidilmelidir. Çünkü demokrasilerde toplumları karmaşadan çıkarmanın tek yolu seçimdir.