İnsanın var olma amacını hatırlaması, insan olma bilinciyle alakalıdır. Bunun için insan, hayatı anlamlı kılmak zorundadır. Hayatı anlamlandırabilmesi için zihnindeki sorulara cevap bulması gerekir. Düşünmek bunun için önemlidir, hatta düşünmek bunun için zaruridir. Ne yazık ki, bugün ortada düşünceye dair bir ürün, düşünmeye dair bir eylem göremiyoruz. Çünkü insanın sorularla arasında ciddi mesafeler var.

Soru sormuyoruz ama biriktirdiğimiz bir sürü cevabımız var. Zaten karşılaşılan en önemli sorun da bu; sormadan alınan cevaplarla yetinilmesidir. Bu durum insanların düşünceye ne kadar önem verdiğini aslında hiç önem vermediğini gösteriyor. Sosyal hayatın içinde karşılaştıklarımız ve gördüklerimiz hep bunun kanıtı. İnsanlar kendilerine sunulmuş bilgiyi, görseli veya haberi, üzerinde düşünmeden ve sorgulamadan kabul etmekte, hatta bunun üzerine bir tavır bile belirlemektedir.

Sormaktan uzak, düşünmekten bihaber olan zihin yapısının doğurduğu insan tipi, ne yazık ki sosyal hayatın kıvrımlarında geziyor. Sosyal medyada trol olarak ifade ettiğimiz bazı sanal kişilikler gibi, gerçek hayatta da trol kişiliklerin olduğuna üzülerek şahit oluyoruz. Medyanın büyük çoğunluğuna ve dolayısıyla halkın gündemine bu trol kişilikler hâkim.

Tek amaçları kulaklarına üflenmiş hedefin gerçekleşmesi olan bu tipler için ahlakilik “harp hiledir” anlayışı içerisinde rafa kaldırılmaktadır. Zafer hazzına tav olmuş, kişiliğinden kaynaklanmayan itibara teşne bu tiplerin ellerinde ahlak, izzet, vakar ve adalet gibi kavramlar yok olup gitmektedir. İnsanlığın gündemi bu kavramların arayışı olmuştur.

Halk iradesine oran biçen, vatan sevgisine şekil veren, doğruyu ve yanlışı söyleyene göre belirleyen, herhangi bir duruşu ve istikameti olmayan bir kitleyle karşı karşıyayız. Doğruyu kendi partilerinin, kendi derneklerinin ve kendi kimliklerinin menfaatine bağlayan bir yaklaşımın dayatması herkesi sindirmek istiyor. Farkında olalım ya da olmayalım bu arızalı bakış açısı, dünyayı kendisinden ibaret gören kitleler yetiştiriyor.

Bu söylediklerimiz sadece belirli bir kesimi ya da belirli bir ideolojiyi kapsamıyor. Tüm tarafların içerisinde aklını ve kalbini kendi dünyalarını imar etmek için kullanan ve başkalarını kendi dünyalarından kovan büyük bir kitle mevcut. Bu kitleye ne anlatırsan anlat anlamamaya, ne söylersen söyle dinlememeye direniyor. Bu yüzden, bu zaman diliminde hakikate dair düşünceyi dile getirmek günden güne zorlaşıyor.

Böyle bir ortamın oluşması kavgadan, çatışmadan, kutuplaşmadan kendine konum sağlayanların işine geliyor. Fakat bu durum sürdürülebilir değildir. İnsanların, sürekli olarak duygularının harlandığı bir ortamda itidale ve dinginleşmeye ihtiyacı vardır. Bu yüzden insanlar biraz düşündüğünde güzellikler içinde yaşamak için, kavga etmekten daha haklı sebepleri olduğunu anlayacaktır.

Bu idraki yakalayabilmek sorulmadan alınmış cevaplarla değil, cevabını arayan sorularla mümkündür.